bugün
yenile

    sokrates'in savunması

    10
    +
    -entiri.verilen_downvote
    devlet'in (de republica) babası sokrates, anası da platon olarak öngörülür. zaten sokrates’in savunması ve platon'un devlet'i ile birleştirildiğinde hemen hemen herkes bu kanıya ulaşır. keza devlet'in de yazılmasına yol açan sebep de zaten sokrates'in ölümüdür. şimdi olay şu; üç atinalı, sokrates'in aleyhine, onu topluma karşı tehdit olmakla suçlayan bir kamu davası açarlar. suçlama iki bölümden oluşur: - onun sapkın bir mezhebe sahip olduğu iddiası. - gençlerin kafasını karıştırarak, onları yanlış yöne sürüklediği iddiası. lakin bu iddiaların temelinde, siyasi ve dini nedenler yatmaktadır. mesela; daha önceden sokrates'in çevresinde yer alan aristokratların, ülkede kötü anılarla tanınıyor olması, bu olayın başlıca etkenlerinden biridir. ayrıca, kendisini ölüme mahkum edenleri tartışırken, tartıştığının aslında o zamanın atina devlet'i olduğu da bir gerçek. sokrates, devlet'in başına akıllıların gelmesini istiyordu. nerede olursa olsun, yalnız akla uygun olanı arıyordu. ne var ki içinde yaşadığı atina demokrasisinin akla uymayan tarafları çoktu. bizimki de aklının dikine gittikçe, durmadan düşman kazandı. sokrates'ten önce bir sürü büyük filozof vardı. ama bunların çoğu doğa filozoflarıydı. yani sadece nesnelerin doğal yapısını ve yasalarını araştırırlar. sokrates'e göre bunlar hoş ve güzel ama filozoflar için bütün bu ağaçlardan taşlardan hatta yıldızlardan çok daha değerli bir konu var. o da; akıl aslında o kuşağın genç atinalıları için sokrates'in öne sürdüğü sorular içinde bulunduğu mahkemenin de gizli gerekçeleriydi; "erdem nedir?" ve "ideal devlet biçimi hangisidir?" soruları iktidarı zedelemeye fazlasıyla yeterdi. daha fazla soru sormaması gerekiyordu ve bu yüzden de yargılandı. sokrates'in konuşmalarındaki asıl amaç; herkesi inandığı ve bildiği şeyden şüphe ettirmekti. (bkz: septisizm) bu amaç uğruna söylediği bazı sözleri; - "bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir." - "zihin dönüp kendini incelemeye başlamadan gerçek felsefe yapılamaz." - "gnothi seauton" (kendini tanı/bil) - "sorgulanmayan yaşam, yaşam değildir." - "kendini bulmak istiyorsan, kendin için düşün." mahkeme sonucunda sokrates, başkaldırmaya katıldığı, başkalarını başkaldırmaya zorladığı ve teşvik ettiği için ölüme mahkum edildi. aslında yaptığı tek şey; serbest düşünmesi ve eski düzenin temelini sarsmasıydı. sokrates'in savunması'nı üç ayrı konuşmaya bölebiliriz; - sokrates'in kendini savunması - ceza önerisi - mahkemeye son hitabı sokrates'in kendini savunması: sokrates, konuşmasına atinalılar huzurunda, mahkeme heyetinin önünde başlar. atinalılara onu suçlayanların ne denli kötü ve çirkin bir yakıştırma yaptıklarını, hatta kendisini suçlayanların sözlerini dinlerken kim olduğunu az daha unutacağını ifade eder. kullanacağı sözlerin diğer gençler gibi süslü püslü dolambaçlı olmayıp, her zaman kullandığı sokak tarzı konuşmasıyla olacağını ifade ederek, kendisini yargılamadan önce sonuna kadar dinlemelerini ister. bu da sokrates'in kullandığı kelimeleri çarpıtmadan, doğrudan karşı tarafa aktardığının kanıtıdır. sokrates kendisine yöneltilen iki suçlamadan bahseder; kendisi hakkında "bilge" olduğu masalını çıkaranlardan en çok korktuğunu ve anytos ile arkadaşlarından daha çok korktuğunu söyler. çünkü bunlar, sokrates hakkındaki suçlamaları yayanlardır. sokrates, meletos'un bu davayı kendisine neden açtığı aklını kurcalayan hususlardan biridir. ancak sokrates'in aklını asıl kurcalayan meletos'un neden bu davayı açtığı değil, meletos'a bu davayı açmak için yüreklendiren suçlamanın ne olduğudur. duyduğu suçlamalar karşısında atinalılara seslenerek: - "atinalılar, gerçekte benim bunlar üzerinde en küçük bir fikrim yoktur. burada bulunanların çoğu bunun doğruluğuna tanıktır." der ve doğruluğunu da meletos'un kendisine açtığı davadan kurtulamama pahasına kanıtlamaya çalışır. bilginin bir başkası tarafından elde edilemeyeceğini, kişinin kendi bulunduğu ortamdan, çevreden edinebileceğini savunur. yani bir nevi "bilginim" diye geçinip insanların paralarını sömüren, sözde bilginleri yerer. buradan da sokrates'in eleştirel (septik) yönüne tanıklık etmiş oluyoruz. ayrıca sokrates hiçbir zaman kimseye kendini bilgin unvanıyla tanıtmamış ve para talebinde bulunmamıştır. sokrates'in arkadaşı olan khairephon, delphio tanrısına giderek sokrates'ten daha bilgin kimse olup olmadığını sorar. phytolu tanrı sözcüsü de sokrates'ten daha bilge biri olmadığını söyler. bunun üzerine sokrates kendisinden daha bilgili birilerinin olduğunu tanrıya kanıtlamak için daha bilgili olduğunu düşündüğü devlet adamlarına gider. fakat sokrates'in umduğu gibi olmaz. bunun nedeni ise bilgisiyle ün salmış kimselerin, bir çok kimseye ve kendisine bilgin gibi göründüğünü, ama hiçbir bilgilerinin de olmadığını savunur. sokrates'in devlet adamlarında vardığı sonuç; hiçbir şey bilmedikleri halde bildiğini savunmuş olmalarıdır. sokrates ise bilmediğini ve bildiğini de savunmadığını belirtir. bu sözü de en güzel örneğidir; "bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir." ancak sokrates tanrıya kendisinden daha bilgin bir kişinin olduğunu kanıtlamakta kararlıdır. bu nedenlere farklı kişilere gitmeye karar verir. ozanlara gider, onlardan da bir şey elde edemez. son olarak ustalara gider, onların kendisinden daha çok şey bildiğini düşünür ve yanılmaz da. ancak ustaların bildikleri ve bilgileri kendi alanlarına kadardır. ustalar ise her şeyi bildiklerini iddia ederler. sokrates yine yanılır ve yaptığı araştırmalar yüzünden sözde bilginlerin bilgisizliğini ortaya çıkardığı için bir çok düşman kazanır. sokrates asıl bilenin belki de yalnızca tanrı olduğunu, insan bilgisinin büyük bir şey olmadığını ve belki de hiçbir şey olmadığını göstermek ister. gençlerin, sokrates'in bilgilerinden etkilenmeleri ve sokrates gibi bilgin gördükleri kişileri, kendisine sordukları sorularla sıkıştırıp zor duruma düşürmeleri, sokrates'in daha da çok düşmanının olmasına neden olur ve meletos, anytos ve lykon'a kendisine saldırma cesareti veren, düşman kesilip hakkında yapılan karalamalar olduğunu söyler. meletos şairlerin, anytos ustalar ve politikacıların, lykon da konuşmacıların düşmanlıklarına tercüman olur. sokrates kendini savunmasına ara vererek meletos'la bir diyaloğa girer ve o günkü atina'lı gençler için: + "onları eğitenler kim? gençleri daha iyi kılan kimdir?" -"yasalar" meletos, gençleri eğitenin yasalar, yani mahkemede bulunan yargıçlar olduğunu ifade eder. + "demek gençleri daha iyi kılanlar bir çok kişiymiş. o halde söyle bakalım, burada bizi dinleyenler gençliği eğitiyorlar mı?" meletos bu soruya cevaben onların ve herkesin eğittiğini söyler, bir tek sokrates dışında. sokrates devam ederek: +"gençleri yalnız bir kişinin yanlış yola sürüklediği, ondan başka herkesin daha iyi kıldığı doğru olsaydı, bu onlar için gerçekten eşsiz bir mutluluk olurdu." diye cevap verir. sokrates'in son söylediği bu söz aslında meletos'a bir cevap değil yargılanmakta olduğu mahkeme heyetine, adaletine, öğretilerine ve haksızlıklarına bir gönderide bulunur. meletos, sokrates'in tanrıya, hatta tanrı tasviri olan hiçbir şeye inanmadığını ifade eder. sokrates'te daimonluk'la cevap verir. tanrıya olan ortaklığın bir "inanış" olduğunu belirtir ve meletos'un son derece kendinden emin suçlamasına iyi bir cevap olur. kurtulabilme ihtimalinin olmasına rağmen baldıran zehri içmesi bir delilik ya da kaçış değildir sokrates için. bu sözleri de ölümünün en güzel örneğidir; "burada şu eğri gemilerin yanında, dünyaya gereksiz bir yük olarak maskara durmaktansa, düşmanımdan öcümü alayım, arkasından da öleyim." anytos, sokrates'in çocukların ve gençlerin aklını karıştırdığı için ve verdiği bilgilerden ötürü de serbest bırakılmamasını ve ölüm cezasına çarptırılmasını ister. ancak sokrates, genç, yaşlı, herkesi, vücuduna, parasına değil, her şeyden önce ruh'un en yüksek eğitimine önem vermemiz gerektiği üzerinde durur. aslında sokrates, "ruh" sözcüğüyle erdem ve ahlak üzerinde durmamızı belirtir. ruhun en yüksek eğitimine önem vermek, yani bir kişinin ruhu ne kadar erdeme ulaşmışsa bir o kadar ahlaka, ruh saflığına ulaşmış demektir. sokrates, tanrının ya da tanrısal ruhun kendisine göründüğünü ifade eder ve bu hissiyatın devlet adamlarının değil yalnızca yurttaş kalanlarda olacağını belirtir. sokrates'in şöyle bir sözü var; "kendini bil." bu sözü tam da bu noktaya değiniyor aslında. kanımca sokrates, tanrının ya da tanrısal ruhun kendisine göründüğünü ifade ederken bir nevi de insanın kendi benliğini, akıl ve ruhla özümsediğini belirtmiş olur. devlet adamlarının buna ulaşamayacağını ifade etmesinde ise yasa dışı işler, haksızlığı, boyun eğmeyi ve doldurma laflarla alınan bireysel alınamayan kararları olduğundan, kendi ruhlarına erişemeyeceğini söyler. sokrates'in diğer yargılananlar gibi ailesini ve akrabalarını getirip herhangi bir kişinin kendisi için yargıçlardan af dilemesi söz konusu değildir. bu da sokrates'in ölüm korkusunun olmadığının göstergesidir ve bu korku uğruna hiçbir şekilde düşüncelerinden vazgeçmez. ceza önerisi: sokrates'in o mahkemeden kaçmayışının ve orada bulunmasının bir nedeni vardı aslında. bu neden; onu suçlayanlarla kendisi arasındaki farktı. bu da sokrates'in dürüstlüğü ve gerçekçiliğidir. bunun en büyük kanıtı da sokrates'in yaptığı savunmaya kimsenin karşı çıkmayışıdır. sokrates'in öncelikli olarak atinalılar'a kabul ettirmeye çalıştığı; kendi işlerinin peşinde koşmaktan önce, erdemi, bilgeliği aramaları gerektiğini ve buradan yola çıkarak, insanları kendilerini yönetmekte olan o günün atina devletini sorgulamaya, bireysel olarak akılda irdelemeye çalışır. sokrates o kadar akıllı ve mantıklı bir insan ki kendisi için ileri sürülen hiçbir cezaya karşı çıkmaz, yalnızca kendisi için verilecek cezaların ne denli aynı sorunlar yaratacağını, aldığı ceza sürgün dahi olsa yine atina'da yaşadığı suçlamalara tabi tutulacağını belirtir ve bu da sokrates'in savunmasından vazgeçmeyişinin bir örneğidir. ancak kendi benliğinden uzaklaşıp normal düşüncelerini insanlara ifade etmediğinde tanrıya yakarış, bir başkaldırı olacağını, erdemini ve savunduğu düşüncelerinden insanları mahrum ederek iyilikten yoksun bırakacağını ön görmüş ve savunmasına devam eder. erdem ve iyilik arasında bir bütünlüğe rastlıyoruz burada. bu sokrates'in de ruh eğitimine ulaşmada bahsettiği önemli hususlardan biridir. mahkemeye son hitabı: sokrates, ölüm cezasına çarptırılmayı kabullenir ve sözleri de neden kabullendiğinin en güzel örneğidir. ölümüne giderken bile etrafındaki insanlara ders vermeyi, onu takdir eden gençlere ilham kaynağı olmayı sürdürür. savunduğu görüş uğruna duruşundan taviz vermeyip ölüme bile karşı koyacağını herkese gösterir. atinalılara dönerek; "sizin alıştığınız gibi kendimi savunmaktansa, kendi alıştığım gibi konuşarak ölmeyi üstün görürüm." ardından kendisini yargılayan yargıçlara döner; "yalnızca şuna iyice inanın yargıçlarım, asıl sorun, ölümden sakınmak değil, haksızlıktan sakınmaktır; çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar." sokrates, yargıçların, kendisinin ölümünden sonra kendisini savunmaya çalışacak olan engel olduğu kişilerin onları inciteceklerini her gelenin yargıçlara kötü bir hitamda bulunacağını ve o insanların devlete olan güvenlerinin sarsılacağını belirtir. bu da sokrates'in sezgici kehanetidir. ayrıca sokrates, ölümün bir kavuşma olduğunu belirtir. gerçekten de öyle değil midir henüz bilmiyoruz, bunu süreçte idrak ederiz ama onun bu görüşünü benimseyen milyarlarca insan bu dünyadan bulundu. hala da bu görüşe rağbet çok fazla. sokrates iyiliği, kötülüğü kişi iradesinde olan erdemi iyilik/kötülük olarak ahlaki yönden ayırmış ve iradenin toplu bir şekilde yönetilmeyeceğini, istemeden de olsa kendi amacından sapıp kötülüğe ulaşacağını söyler. ayrıca ölümün kötülüğe değil, iyiliğe götürdüğünü, içindeki sesin ona hiçbir zaman engel olmadığını söyleyerek düşüncenin ve iç iradenin kendisini doğru yola götürdüğünü ve yöneticinin o olduğunu ifade eder. ..... velhasıl kelam; önemli olan bu bilincin farkında olarak, içgüdüsel hareket edim ile dıştan gelen hiçbir şeye uymadan bildiğinin doğrultusunda gitmektir. ..... "iyi bir insana, ne yaşamda, ne de öldükten sonra, hiçbir kötülük gelmez. onu ve onun gibileri tanrılar her zaman korur." adaletten, haktan en önemlisi de erdemden (yani kişinin kendini bilmesinden, ruh bilicinin farkında olmasından) daha değerli bir deneyim yoktur. "ayrılık zamanı geldi, yolumuza gidelim; ben ölmeye, siz yaşamaya. hangisi daha iyi? bunu tanrıdan başka kimse bilemez." hangisi daha iyi? ölmek mi, yaşamak mı? yoksa sokrates gibi mi düşünmeliyiz? ayrıca kimliğimizin bilincinde miyiz? açıkçası benim buna (herkes gibi) net bir cevabım yok. vesselam...
    ... diğer entiriler ...