Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("coronavirus") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 5
    +5
    -0

    taç şeklinde protein halkaları ile çerçevelenmiş bir salgın hastalık virüsü ailesi.
    aynı isimli bir toyota modeli ve bir meksikalı bira firması da mevcut.

  • 8
    +8
    -0

    arkadaşlar, olur da bizim ülkeye sıçrarsa kendinize dikkat edin bak amk. sözlükte özel arabası olan varsa 5-6 kişi vardır geri kalan hepiniz toplu taşıma mahkumusunuz. elinizle bir yere dokununca falan ağzınıza burnunuza götürmeyin tabu edin bunu kendinize. yıkayın hep. yakınınızda ağzını kapamadan hapşıran öksüren olursa kibarca uyarmadan sikin. aptal orospu çocukları. amlarına koyabilirsiniz. i̇nsan içinde sikin kalıcı olsun unutmasınlar hiç. uyardık bitti bu kadar. her bok için de hastaneye gitmeyin amk böyle bir durumda. kapmadığınız hastalığı orda kaparsınız salgın varsa.

    hayatımda böyle güzel "kendinize dikkat edin " deme şekli görmedim.. - kardesmbisakinol 24 Şubat 2020 22:35
    hayatımda böyle güzel uyarılmamıştım eyw - mandalinakokusu 24 Şubat 2020 22:36
    1 e sikersekte hastalık bulaşmaz mı? - _korkmazy 26 Şubat 2020 09:49
    ee bunu konuşmanın yeri burası mı - mandalinakokusu 26 Şubat 2020 13:11
    hsjsjs - kardesmbisakinol 26 Şubat 2020 14:17
    hahahhaha konu burda açılmış - _korkmazy 26 Şubat 2020 15:06
  • 1
    +2
    -1

    heryerde çıkmış bu salgın. 1 ay sonra türkiye ye geleceğim. geri bırakmazlarsa yada bu i̇sviçre beni geri almazsa. gerçi burda da var da lanet olası hastalık

  • 2 adam doktor beee ne hemen eksi eksi.. - mnurk 11 Mart 2020 01:42
    2 :d - devriksekiz 11 Mart 2020 01:55
  • 5
    +5
    -0

    zaten olmaması mümkün değildi türkiyede ama kesin açıklama gelince insan iyice korkuyor. en başından her yer tatil edilse iyi olur. en azından 2 hafta boyunca kimse evinden çıkmazsa hastalar belli olur ve onlar tek bir yere toplanıp yayılması önlenebilir bi nebze. umarım en az sorunla atlatırız şu dönemi. allah yardımcımız olsun.

  • 2
    +2
    -0

    teşrif etmiş sonunda(!). ben gündelik yaşamında bile çantasından kolonya, ıslak mendil ve dezenfektan üçlüsünü eksik etmeyen insanım bırakın gelsin gel hele gel .
    her yerde korunmak için çeşitli temizlik tavsiyeleri görüyorum 21.5 yıllık bir başak burcu olarak mutluluktan ağlıyorum :'(
    başta çin olmak üzere ülkelerdeki el yıkama ve temizlik oranlarına bakarsak zaten çok normal bu kadar yayılması. birkaç tık daha güvende olduğumuzu düşünüyorum. bu aralar pek yakın temasta bulunmamaya ve her anlamda hijyen sağlamaya dikkat edersek bize unutmayın ki hiçbir şey olmaz.

  • 8
    +8
    -0

    metrobüs demirlerini yalamıyor ve 70 yaş üzerinde cam gibi bağışıklığınız yoksa arabaya bindiğinizde daha çok korkmalısınız.

    edit:
    --- spoiler ---

    dünya çapında coronavirus covit-19 bulaşan kişi sayısı 114 809 kişi.
    bumlar dünyanın 115 farklı ülke ve bölgesinde yaşıyor.
    virüs nedeniyle ölen kişi sayısı 4031, iyileşen sayısı 64081.
    ağır ve kritik vaka sayısı 5711. (worldoneter)

    en çok vaka çin 80 754, i̇talya 9172, güney kore 7513, i̇ran da 7161 görüldü.

    ölümler de buna paralel - çin 3 136, i̇talya 463, i̇ran 237, güney kore 54 kişi.

    çinde değilseniz ve yakın bir tarihte çini ziyaret etmediyseniz, endişenizin % 94 atmanız lazım.

    gerçekten covit-19 size bulaştıysa, yine de paniğe gerek yok çünkü:
    %81 hafif formda, %14 orta, sadece %5 kritik formda seyrediyor.

    atipik zatürede ölüm oranı %10, covit-19 da %3.4; elli yaş altı ise 0,2.
    yani elli yaş altıysanız, çinde yaşamıyorsanız sizin aldığınız piyango biletine büyük ikramiye çıkması olasılığı covit-19 a yakalanma olasılığından daha yüksek. bunda şansınız 1:45 000 000 dir.

    10 şubat pik günlerden birisiydi - çinde covit-19 dan 108 kişi öldü.

    aynı gün:
    26 283 kişi kanserden
    24 641 kişi kalp hastalıklarından
    4300 kişi diabetten öldü.

    her gün:
    sivrisinekler 2740
    i̇nsanlar 1300
    yılanlar 137 kişinin ölümüne sebebiyet veriyor.

    gereksiz panik yapmayın, ucuz medya provokasyonlarına kanmayın.
    dünyanın sonu gelmiş gibi medikal malzeme, ilaç, gıda maddesi stoklamayın.
    kişisel hijyeninize dikkat edin, iyi gıdalar ve vitamin-minerallerle bağışıklık sisteminizi güçlü tutun ve hayatınızı yaşayın...

    dr. veselin yakov
    --- spoiler ---

    Edit2:
    flood

    1 biz demirlerle direk dansı yapıyoruz. :d - melodigibi 11 Mart 2020 11:17
    1 hani nerede lütfen söyleyin - geceucanpirasa 11 Mart 2020 12:01
    1 (bkz:siyah giyen genç) youtube’da mevcut hocam. - melodigibi 11 Mart 2020 13:47
  • 4
    +4
    -0

    pek şeyapmıyorum, zira toplu taşıma kullanmıyorum, dışarıda yediğim içtiğim şeyler güvendiğim mekanlar, onun dışında halı saha dışında da pek bir aktivitem yok. i̇ş yerinde zaten her an steril eldivenle çalışıyorum. ben hazırım.

  • 3
    +4
    -1

    azıcık goygoy ve muhabbet yapasım geldi şu konu hakkında mazur görülsün.
    büyük büyük vaatlerde bulunmuyorum. ana gündemin klişe malzemeleri dışında ufak tefek kendime çıkarımlar diyelim.

    1. bölüm

    2000'lerin başında küçük vilayetlerde ya da ilçelerde falan yaşayan insanlar bilecektir bu duyguyu: abuk subuk bir kanalda bile olsa şehirle ilgili bir haber/tanıtım/gezi/program vs. yapıldığı zaman insanlar birbirini arayıp haber verirdi. hatta bazı belediyeler durumu abartıp öncesinde şehir hoparlörlerinden bunu halka ilan ederdi. insanlar yayın saatini kaçırmaz, kimsenin kaçırmasını istemez ve eş dost birlikte, yaşadıkları bu küçük kentin 10 dakikalığına bile olsa ulusal bir kanaldan yayınını izlemek isterdi.
    bu davranış biçimi çok ilginç bir güdü.

    bunun taşra insanı olmakla ve 90'lardan miras kalacak bir biçimde televizyonun hayatlarımızda nasıl yer ettiğiyle alakası var.
    ben küçükken bir akrabamızın evinde televizyon olmamasını acayip garipsemiştim. televizyonun olmadığı bir evde vakit nasıl geçer, o sessizlik nasıl giderilir anlam veremezdim. çünkü bizim evde bir dönem; izlensin ya da izlenmesin uyanınca ilk televizyon açılır, sabahtan akşama kadar açık kalırdı. televizyonun anlamı birçok evde olduğu gibi büyüktü.
    bizi, o küçük hayatlarımızı gerçek dünyaya bağlayan yegane araçtı bir zamanlar televizyon. en azından 2000'lerin başına kadar bu böyleydi.
    "şu anda tüm türkiye bizi izliyor" lafı bir zamanlar gerçekten anlamlı bir laftı. yaşadıkları dünyanın televizyona taşınmasını coşkuyla karşılayan taşra insanı, tam da bu illüzyonun etkisinde hareket eder.
    bu nedenle vizontele filmi türk sinemasında alternatifi olmayan bir yerde duruyor. muhteşem ve kıymetli bir işe imza atmıştır o dönemde yılmaz erdoğan ki bir benzeri daha yapılamadı. modern türk'ün modernleşme öyküsü hakkında da ilginç bir meseleye değiniyor.

    işte bu yüzden taşra insanı için böyle bir aygıtın içerisinde kendisinden bir şeyler buluyor olmasının anlamı büyüktür.
    televizyon gerçek dünyaya açılır. seçimler olur, savaşlar çıkar, büyük felaketler yaşanır, uluslararası turnuvalarda yarışılır, popstarlar milyonların gönlünde taht kurar, en kral aşklar -tam olarak yerini bilemediğimiz yerde- orada yaşanır, acının da sevincin de en görkemlisi burada, yaşadığım bu küçük dünyada değil, içine giremediğim başka bir fanusun içerisinde yaşanır... bunlar gerçek dünyanın gerçek hikayeleridir ve bu hikayelerin mimarları arasında 5 kişilik bir ailenin fertlerinin yeri varla yok arasında bir şeydir. sana bu hikayeye şahit olma vasfı verilmiştir sadece.
    evin içine kadar girmiş bir propaganda aracı vesilesiyle onlardan daha gerçek olduğumuza ikna olamayız. gerçeğin şahitleriyizdir sadece. eğer türk askerleri sınır ötesi harekatı düzenliyorsa bu gerçek bir hikayedir. ama senin hikayen değildir.

    kendimi tutmasam bu entryi vizontele entrysine çevirebilirim. filmde bu olay çok güzel işleniyor çünkü.
    filmin sonunda belediye reisinin oğlu kıbrıs harekatında şehit oluyor. bak sıradan bir köylü bile değil. belediye reisi bu adam. komutan arayıp evladının kıbrıs'taki şehitliğe defnedildiğini haber veriyor ve filmde şu cümle geçiyor gerçekten; "koskoca paşa herkesi arar mı? belli ki sevdirmiş kendini orada komutanlarına"
    ...
    müthiş bir detaydır bu. her izlediğimde bu detaya takılır ve filmi durdururum. "nasıl ya?" oluyorum hep. altan erkekli sağ olsun 10 saniyelik sekansta öyle gerçek bir adam oluyor ki tüylerim diken diken oluyor her seferinde.
    o sahnenin bendeki anlamı şudur; taşra insanının dünyası alabildiğine küçük, alabildiğine kısır bir dünyadır. halbuki televizyonun anlattığı hikaye gerçek hikayedir. "koskoca paşa" da elbette bu hikayenin gerçek kahramanları arasındadır. en azından bülend ecevit kadar!
    şu meşhur fillerin savaşındaki çimenlerin ehemmiyetsizliği meselesine en çok inanan, taşra insanıdır.
    o dönem televizyon öyle büyük bir hikaye anlatır ki insan kendisine o hikayede bir türlü rol bulamaz. etkisiz ve önemsiz taraftan gerçek ve etkili tarafa geçmek için evladın canından da olsa belki sevinç ya da gurur değil ama tam olarak tanımını yapamadığım bir tatmin duygusu kaplar insanın içini.
    "var olduğunun hatırlatılması" tatmini.

    2. bölüm

    şimdi bu olayın korona virüsü ile ne alakası var?
    bu yazıyı okuyacak olan herhangi birisi için ne kadar tatmin edici olur bilemem ama tüm bunların evet korona virüsü ile de bir alakası var.

    öncelikle şunu belirtmek istiyorum 80' sonrası ve ağırlıklı olarak 90' sonrası nesil olarak birçok açıdan acayip vasat bir nesiliz. bunu "gençlik bitmiş efendim" çiğliğiyle söylemiyorum. vasat kelimesini de özellikle seçiyorum. hala genç diyebileceğimiz kesimin insanları olarak bu neslin neredeyse hiçbir ayırıcı, sivri bir özelliği yok. tam anlamıyla ortalama bir nesiliz. bir yaş kategorisinin ortalama olmasının elbette bu kadar abartılacak bir yanı yok. ama birçok sorunun cevabı da burada yatıyor. ancak illa sivrilen bir eğilimden bahsetmek gerekirse şımarık insanlarız. global ölçekte konuşuyorum bu arada.
    vasatlığın getirisi bu olsa gerek; iyisiyle kötüsüyle gün görmemiş olmanın etkisiyle şımarık ve stabil bir nesil ortaya çıkıyor.
    dünya tarihinde eşine hiçbir zaman rastlanmamış şekilde bir konfora ve istikrara sahibiz.
    korona virüsüne karşı abartılı reaksiyon verişimizin sebebi tam olarak bu: konfor ve istikrar!
    sosyal medyanın negatif etkileri sebebiyle her şeyden şikayetçi insanlara dönüşmemiz sebebiyle "konfor ve istikrar şımarıklığı" tanısı çoğu insanın hoşuna gitmeyecektir. çünkü bu kadar fazla veriyle muhatap olmak hepimizin gerçeklik algısını büktü maalesef.

    bu çağın insanı çok fazla veri ile muhatap oluyor. bilgi ile doluyuz ama aynı oranda bilgelikten ve ferasetten alabildiğine uzağız. bunun kesin terimsel bir karşılığı vardır ama ben bilmiyorumdur. aşırı veri yüklenmesi sonucu oluşan bir körlükle karşı karşıyayız. bu yüzden bu çağın insanları birçok açından olduğundan daha cahil ve ön görüsüz haldeler. gerçekten bilgi ile yüklü ama ferasetten uzak bir insanla karşı karşıyayız.
    bahsettiğim aslında bilgiye erişimin esasında hiçbir işe yaramadığı aksine negatif geri dönüş sağladığı.
    veri - bilgi - kavrayış ve hikmet arasındaki bağların her geçen gün biraz daha zayıflaması ve buna sebep olan şeyin aslında diyagramın başında yer alan veri başlığının fazla şişmesiyle alakalı olduğunu söylüyorum.
    el oğlu bunu alegorik bir biçimde çok hoş modellemiş aslında. şunu diyorum.

    burada pandemik hastalıklar ve yayılma evreleri hakkında size bir sunum yapmak istemem. ya da korona virüsü hakkında belli malumatlar da vermek istemem. çünkü enformasyon çağı ya hani bu, ilginç bir şekilde covıd-19 hakkında hepiniz benden çok şey biliyorsunuz zaten. durumu hafife aldığım falan da yok ama çekinmeden söyleyeceğim tüm dünyada bu durum fazlasıyla abartılıyor. hem de en abartmaması gereken insanlar tarafından abartılıyor ve ben bunun sebepleri peşinde koşuyorum sadece.
    mesela şu an devletlerin sokağa çıkma yasağı ilan etmesi hakkında konuşuluyor. şaşkınlıkla takip ediyorum. mesela her olağanüstü hal dönemlerinde olduğu gibi otokratik devlet yönetimlerinin ne kadar başarılı olduğundan bahsediliyor. yüzyıllardır bilinen hikaye tekrar servis ediliyor. kriz anlarında herkes ama herkes demir yumruğun gücüne sarılıyor. şaşılacak bir şey değil bu. bu konuları tartışacak bir zeminde değiliz neyse ki. ben de bunlardan bahsetmeyeceğim.

    bir dönem ingilizceme katkı sağlasın diye ted talks videolarına sarmıştım. orada fark ettiğim bir mesele var. oraya çağırılan insanlardan yaptıkları işler hakkında, geldikleri yer hakkında, kendi deneyimleri hakkında "ilham veren" bir şeyler anlatması isteniyor. hatırı sayılır bir çoğunluk geçmişte yaşadıkları acılarından bahsediyor. insanlar, kendilerini, acılarıyla tanımlıyor!
    dünyanın en başarılı insanı bile olsa geldiği yeri tanımlarken çektiği çileye atıfta bulunma isteği doğuyor içinde. bazen düşünüyorum da hayatlarımızda acı diye bir şey olmasaydı ihtişama sahip hiçbir şeyimiz kalmayacaktı ellerimizde.

    15 temmuz gecesi memleketteydim. birkaç arkadaş bir çay bahçesinde oturuyorduk olaylar ilk başladığında. durumu da biraz gecikmeli öğrendik zaten. 35 bin nüfuslu anadoluda bir ilçe. herhangi bir askeri hareketliliğin esamesi bile yoktu zaten. sonra şehrin merkezine gittik neler oluyor diye insanlar sokağa çıkmıştı ve yürüyüş yapıyorlardı. birçoğumuzun bildiği hikaye zaten. sonra yol ortasında elinde bayraklı bir adam balkondan bakan çocuklara seslenip; "uyumayın sakın tarihi bir gün yaşıyorsunuz, çocuklarınıza anlatacaksınız bu geceyi" minvalinde bir laf etti ordan. halbuki konunun bizle neredeyse hiçbir alakası yoktu. ama o abi o gece köprüdeki insanlarla aynı hikayeye dahil olmanın derdindeydi. sabaha kadar slogan atıp yürüdüler yani.
    "oradaydım!" hissiyatı bu. başka bir şey değil. gezide de bu böyleydi, 99 depreminde de, 2002 dünya kupasında da...
    hikayeye ben de dahilim. varım ben. oradaydım.

    3. bölüm

    beni yakın çevrem bilir. kolektif harekete bir inancım yok. bireycinin ağa babasıyımdır. hatta gelinen bu son noktada toplumsal kırılmaları ve değişimleri bile kolektif bilinçle değil bireylerin çabasıyla sağlayacağımıza inanırım. gelecek toplum olma bilinciyle sağlanmayacak. çünkü artık adına toplum diyebileceğimiz ortak bir dayanışma kültü yok. yedik onu biz.
    ama bu demek değil ki bireyciliğin negatif etkileri yok.
    mesela çok yalnızız!
    mesela varoluşumuzun defolarıyla çok fazla yüzleşiyoruz.
    mesela olduğumuz halden memnun değiliz.
    mesela duyusal anlamda tatmin olmamız çok daha güç.
    mesela tarih boyunca insanlık medeniyetini acılara karşı teskin eden ortak değerlerimiz yok.
    birey olarak varlık mücadelesi veriyoruz ama bunun bedeli olarak "uyumsuz" olduğumuzu düşünüyoruz.
    binlerce yıl medeniyeti taşıyan ortak kültür ve kültlere mesafeliyiz.
    bu kopukluktan dolayı çoğumuz mutsuz ve yalnızız.
    en önemlisi evrensel hikayeye dahil değiliz.
    ama evrensel hikayeye dair yığınla datayla da yüz yüzeyiz.

    bizlerin; bu, gün görmemiş, konfor ve istikrar hastalığına tutulmuş şımarık netflix neslinin karantina günlerine ihtiyacı yok. bizler zaten etkileşimi en yüksek olanlardan bile olsak çoktan izole yaşamların kurbanıyız. bizlerin evrensel hikayeleri yok. bugün ted talks'a çıksak minimalist hikayelerimizi ve acılarımızı makro ölçekte anlamlar yükleyip süsleyerek anlatmaya meyilliyiz.
    bu yüzden ortak bir acı ve trajedi havuzu olan salgın hastalık furyasına dahil olmaktan fevkalade memnunuz!

    çünkü 21. yüzyılın izole yaşamlara sahip bireyci insanlarının önünde göz yaşı dökeceği evrensel ölçekte ortak bir ağlama duvarına ihtiyacı var.
    toplum kavramının ve ortak değerlerin dejenere olduğu bir dünyada ortak bir trajediye her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz.
    gerçek hikayelerin ekranların içerisine hapsolduğuna inandığımız gibi o hikayelere dahil olmak da hoşumuza gidiyor.
    korona virüsüne karşı normal seyrinin üstünde bir reaksiyon göstermemizin çok fazla sebebi var.
    bunlar veri şişkinliğiyle, insanların kendisini üstesinden gelebildiği büyük trajedilerle tanımlamasıyla, gerçek -yani daha evrensel olan- hikayelere olan açlıkla tanımlanması mümkün.

    milyarlarca insanın 3-5 mekanla sınırlanmış küçücük ve ehemmiyetsiz hayatlarında, ekranlardan bangır bangır bahsedilen hikaye dahil edilmesi, gerçek olan şeylerle arasındaki duvarın kırılması, bedeli acıyla ya da ölümle yüzleşmek bile olsa insanı tatmin eder.
    zengin - fakir, önemli-önemsiz, gerçek-yansıma, fil-çimen şeklinde ayrılacak olan bu sınıfların hepsinin arasındaki duvarı nispeten kaldıran bu tip evrensel trajediler her insana aslında sandığı kadar gerçeğin yansıması olmadığını, var olduğunu ve bir etki alanının olduğunu hatırlatır.

    sokakta yürürken kimsenin çarpmadığı adamın aslında birçok insanın hayatını etkileyebildiğini hatırlaması esasen "var olduğunun hatırlatılmasıdır."

    son olarak türkiye'nin tarihsel gelişimi hakkında konuşmak gerekirse; sık sık türkiye'nin küçük bir amerika olduğunu düşünürüm hep. türkiye sosyolojisi tarihsel gelişim açısından daha kısır, daha fakir ve daha sınırlı olarak amerika insanının bir yansıması gibi gelir bana. arada bazı sınırlayıcı etmenler ve 20 yıl gibi bir gecikme var sadece.

    bu yüzden 1994 yılında yazılmış bir kitaptan 1999 yılında uyarlanan fight clup filmindeki kendi dünyasında -yani uygar dünyada- son derece anlamlı ve nokta bir tespit olan şu efsane tirat türkiye'de hala anlamını ve yerini koruyor.

    --- spoiler ---
    burada, yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum. bu potansiyeli görüyorum. ve hepsi heba oluyor. lanet olsun!.. bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor yada beyaz yakalı köle olmuş. reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde... nefret ettiğimiz işlerde çalışıp, gereksiz şeyler alıyoruz... bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. bir amacımız yada yerimiz yok. ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı. bizim savaşımız ruhani bir savaş. en büyük buhranımız hayatlarımız... televizyonla büyürken milyoner film yıldızı yada rock yıldızı olacağımıza inandık ama olmayacağız. bunu yavaş yavaş öğreniyoruz. ve o yüzden çok çok kızgınız...
    --- spoiler ---

    tarihin ortanca çocuğu olmak gerçek hikayenin, gerçek trajedinin eksiliğini çeken bireyin trajedisi demektir.

    imza: 2020 yılını yaşamış "efsane" nesilden biri.

    (bkz: 2020 senesini atlatmış efsane nesil)

  • 0
    +0
    -0

    küresel bir sorun. dünya sağlık örgütü'nün alarma geçtiği ve herkesin bilim insanlarının ağzından çıkacak sözleri dikkatle incelediği bir sürecin başlangıcını sağlayan virüs.

    çin'in vuhan kentinde geçen senenin son aylarında ortaya çıkan virüs, mart 2020 ile birlikte türkiye cumhuriyeti'nde de vakalarına rastlanmış durumda. başlangıçta yalnızca avrupa'dan ve abd'den gelen vatandaşlarımızın karantinaya alındığını okuyorduk ancak umre ziyaretinden dönen on bin türk vatandaşının da birden memlekete giriş yapması ciddi panik ortamına sebebiyet verdi.
    bu ortamın, sürecin ve yetkili ağızların açıklamalarının anlatıldığı yazı yayında. -> activex'le dezenfekte edilmiş link. gönül rahatlığıyla tıklayınız.

  • 0
    +1
    -1

    bulunduğum şehre 200 kadar umreci geldi. şüpheli vakalar hatta içlerinde klinik görüntülemesi uyanlar varmış. açıkça söylenmiyor ama hastanede çalışan arkadaşımdan aldığım bilgi bu yönde.
    panik olmamaya çalışıyoruz fakat işyerinde küçük tedbirler dışında uygulanan ekstra tatil vs yok.
    adliyeye alımlar durduğu ve hacizler müdürlükler tarafından iptal edildiği için ofis çok kalabalık. ve gün boyu sürekli para sirkülasyonu oluyor. binlerce para girişi oluyor. her türlü insan geliyor.
    bir asansör düğmesi bir kapı koluna bakıyor bulaşması.
    bu kadar kolay ve hızlı yayılan bu salgından korunmak için gerçekten evden hiç çıkmamak gerekiyor. ben mecburen çıkıyorum ama gün içerisinde bir kaç kez ailemi arayıp onları evde tutmaya çalışıyorum.
    toplum sağlığı için bireysel sorumluluğumuz ve kişisel tedbirlerimiz had safhada olmak zorunda.
    i̇mkanı olan lütfen çıkmasın, lütfen kendinize ve ailenize sahip çıkın.

  • 2
    +2
    -0

    i̇lk ölümün gerçekleştiği biraz önce açıklandı.
    vaka sayısı da 98'e yükselmiş.

  • 2
    +3
    -1

    kendinize yapacağınız en kötü şey; vaka sayısını, ölüm oranlarını, salgının yayılım hızını falan üstünüze vazife olmadığı halde anlık olarak takip edip olması gerekenin üstünde bir evhama sürüklenmektir.

    biraz da ciddi şeyler konuşmak gerekirse corona virüsü için tüm dünyanın, insanları seferber edip üstün önlemler zinciri oluşturmasını evet iyi niyetli, evet kısa vadede olumlu ama orta ve uzun vadede tesirsiz buluyorum.
    bu kadar net hüküm vermek elbette zor.
    herkes bu konuda bilgisi ve eğitim düzeyi çerçevesinde bir kumar oynuyor.
    bu virüsün biyolojik silah olarak insanlar tarafından üretildiğini söyleyen dolmuş şoförü de, ben de, sağlık bakanı da belirli olasılıklar çerçevesinde kumar oynuyoruz.
    neyse ki sağlık bakanı falan değilim de üzerimde fazladan bir sorumluluk hissetmiyorum. yetki sahiplerinin ellerinden geleni yapıp kurumlarını alarm seviyesine çekmesi anlaşılabilir bir durum. esasında tüm bu çaba göründüğü kadar rasyonel değil.
    i̇nsanlar sadece pişman olmak ya da halk sağlığı adına vebal altında kalmamak ve en önemlisi hikayenin sonunda binlerce insanın ölümünün sorumlusu olarak gösterilen ihmalkar ve sorumsuz adam olarak gözükmek istemiyor. tabii bir de ekonomi meselesi var. (buraya aşağıda değineceğim)
    alınan tüm önlemler son derece ilkel önemler ve anlamlı olduğu zamanlar virüsün wuhan kenti sınırları içerisinde kaldığı zamanlardı. yani virüs hakkında kurumların teyakkuza geçmesinin en anlamlı olduğu an yerel bir salgınla karşı karşıyaykendi.
    virüsün yerel bir hastalık olarak kalması gerekiyordu. bu da dünya sağlık örgütünün salgını pandemi ilan ettiği zamana kadarlık süreci kapsıyor. pandemi ilanından sonra işten geçildiğinin bence herkes farkındaydı. özellikle devlet kurumlarının kapasitesini bilen ve aynı zamanda doktor olan insanlar. (yani iki yönlü bir şekilde bilgilendirilmiş olan her insan)

    anladığımız kadarıyla çin çoğunlukla(%100 değil) anlamlı ve iyi niyetli bir çaba içerisindeydi. ancak bu hızla ve agresiflikte yayılan bir virüsün o kentten çıkmasından sonra şu an bildiğimiz önlemlerin çoğu ilkel kaldılar. artık yapılabilecek tek şey virüsün agresifliğini kontrol altına almak, yatakları işgal edecek hasta sayısını ve ölümleri kontrol altına almak.
    bu noktada en az önlemler kadar covid-19'un karakterinin insafına kalmış durumda tüm dünya.
    o yüzden çok iyi korunursak, her yeri dezenfekte edersek, sosyal izolasyon sağlarsak, sınırları kaparsak virüsten korunuruz ülkemizi teğet geçer gibi bir hikaye yok.
    vaka sayısı ve ölümler olacaktır. bir süre çok da hızlı artabilir hatta. artışı lineer doğrultuda olursa eğer bu çok iyi önlemler aldığımızı değil yetkililerin verileri çarpıttığını ya da malum olanla yüzleşmemek adına taramaları zayıflattığını gösterir. i̇kincisini pek beklemiyorum.
    bu gün çift haneli vakaları gün gün sayarken çok kısa zamanda nasıl 4-5 haneli sayılara geldiğini anlayamazsınız bile. 1 hafta içinde 1'den 100'e çıkan vaka sayısının önümüzdeki hafta 100bin olmayacağının aslında net bir garantisi yok.
    bu yüzden anlık takip ve data manyaklığı sağlıklı bir tutum değil. bir dizi karakteri vardı "galip derviş" valla hepiniz oradaki adamın obsesyonunu mumla arayacak düzeye gelirsiniz. bir de sizi yatırmak zorunda kalırız hastanelere. salgın gibi kriz dönemlerinde her anlamda sağlıklı kalmak zorundasınız. yok yere devletin kurumlarını işgal etmemeniz gerekir. yapılacak en iyi yardım da bu olur zaten. hastaneye gelmemek ve semptomları ağır geçirme ihtimali olacak insanlarla temasta bulunmamak mesela?

    peki tüm ülkeler neden bu kadar büyük önlemler alıp büyük bütçeler ayırıyor? i̇nsanların virüse karşı bu derece evhamlanmasına sebep olan şey esasında hükümetlerin salgın konusundaki anormal davranışları bence. "ulan bunlar bile tutuştuysa kesin bi bokluk var" algısı oluşuyor.
    evet bi bokluk var da bu halk sağlığıyla sanıldığı kadar doğrudan değil dolaylı alakalı.

    bunun en büyük sebebi ülkelerin sağlık sistemine yaptıkları yatırımlar. sağlık sistemine her ülke milyarlarca dolar yatırım yapıyor. akp'nin bile başa geçtiğinden beridir en büyük yatırım kalemi sağlık sektörü olmuştur. tam verileri bilmiyorum ama hala en büyük yatırım alanı sağlık sistemi için yapılan yatırımlardır muhtemelen.
    şundan çok eminim; corona virüsünden kaçabilmek gibi bir durum yok. olursa bile bu tamamen virüsün kendi davranış şekliyle alakalı bir durum olur ve sürpriz olur. tıbbi öngörüler bu yönde en azından.
    atıyorum önümüzdeki 6 ay içerisinde halkın %40 ila %70'inin her şart ve koşulda enfekte olacağına dair bir bahis oynasam iyi bir kumar olduğunu düşünürüm bunun. bence böyle olacak yani.

    bu hastalığın çaresi bulunana kadar kendinizi mağaraya kapatmayı düşünmüyorsanız önümüzdeki altı ay içerisinde korona virüsüyle büyük olasılıkla karşılaşacağınızı bilmenizi isterim. bu süreçte vücudunuzu normalden daha zinde ve güçlü tutmanız gerekir en fazla. i̇yi beslenin, spor yapın, düzenli uyuyun, bağışıklık sisteminizi güçlü tutun. bu virüse karşı en büyük silah bu.
    şaka gibi. bundan o kadar da bahsedilmiyor ekranlarda. en güçlü önlem virüsten kaçmak değil kendinizi buna karşı iyi yetiştirmek. :)

    muhtemelen yapılan raporlar doğrultusunda hükümetler de bu oranları düşünüyor. halkların çoğu bu hastalığa yakalanacaktır. zayıf olanların ölümlerini durdurmak pek olası da değil. (evet son derece trajik ölümler ama beklenmedik bir durum yok)

    burada asıl amaç virüsün yayılımından korunmak değil aksine virüsü kontrollü bir şekilde halka yaymak. i̇yi niyetli önlem dediğim de bu yani. aklınıza o kadar da pembe bir dünya gelmesin.
    hükümetler istiyor ki atıyorum 500 bin hastayı 1 ay içinde hastanelere yatırmayayım da bunu en azından 6-8 ay gibi bir süreye yayayım. bütün hikaye bu.

    i̇talya mesela tıp fakültesi öğrencilerini bile korona ile mücadele kapsamında hastanelere çağırdı. bu ilk adımı. sağlık sisteminin tüm materyalleri yetersiz hale geldikçe sistem felç olacaktır. hükümetlerin asıl korkusu sanırım bu.
    asıl korkulan ölümlerin olması ya da virüsün tabana yayılması değil. milyarlarca dolar harcanmış olan sağlık sisteminin işlevsiz hale gelmesinden korkuyorlar. bunun ekonomik yansımaları anlaşılan öyle ağır bir bilanço ortaya çıkartıyor ki normal ekonomik hareketliliği neredeyse durma noktasına getirecek önlemler almaktan çekinmiyorlar.

    anlayacağınız beslediğimiz kazlar telef olmasın diye civcivleri kesip yemeye karar veriyoruz. bu yani.
    modern dünyada zorunlulu olarak kabul ettiğimiz şey olarak yine her şey ama her şey ekonominin güvencesi için. dünyadaki her hareketin itici gücü ekonomik planlamalar.
    eminim ki bu hastalık aynı ölüm oranlarına sahip olsaydı ama bütün vakalar herhangi bir semptom göstermeden şak diye hakkın rahmetine kavuşuyor olsaydı kimse kılını kıpırdatmazdı. hatta birileri çıkıp viral replikasyonların ne kadar da bu işin fıtratında olan şeyler olduğundan bahsederdi.
    bu hikayeyi siz de bilirsiniz bence.

    son olarak; bu tip salgınlarda istatistikler kesinlikle yanlış saptamalarda bulunur. mevcut ölüm oranları hükümetlerin ve sağlık sisteminin sandığınız kadar umurunda olmasa bile orayı geçiyorum, bu oranlar hatalı olmak zorundadır.
    tarama çalışmaları bir tarafa dursun hastalığı geçirenlerin çok ciddi bir kısmı hafif bir şekilde atlatıyor. benzer viral enfeksiyonların çoğundan edinilen tecrübe bu yönde. ayrıca azımsanmayacak bir kısım da bu hastalığı sıfır semptomla atlatıyor. bildiğin sıfır yani. adamın haberi bile yokken taşıyıcı oluyor. bırak hastaneye gitmeyi, teste tabii olmayı evinde istirahat bile etmeden işine gücüne bakıyor. görünürde turp gibi ama taşıyıcılık yapıyor.
    zaten alınan önlemlerin tesirsiz ve ilkel olmasının sebebi de bu. muhatap olduğunuz düşman yemiyor bunları cancağzım.

    tüm bunlardan dolayı vaka sayısına endekslenmiş ölüm oranları vs. asla gerçekçi değil. bırak %3'ü %0,3 bile olsa vay anasını derim ben. ne %3'ü 5'i? deli misiniz?

    bu yüzden yazının başındaki ilk cümleye gelirsek yok efendim vaka sayısıymış, ölüm oranıymış vs. gibi konulara anormal derecede ilgi gösterip kendi kendinizi yıpratmamanızı tavsiye ederim. çünkü onlar hem gerçekçi değil, hem kaçınılmaz, hem de asıl mesele bu değil.
    hükümetler orta vadede halkın konforu ve sağlık sisteminin güvencesi adına neredeyse kaçınılmaz olan bu salgının yayılımını kontrollü bir şekilde yapmak istiyor. konuyu yanlış yerden ele alınca böyle yanlış reaksiyonlar veriyoruz işte.
    "hayır yani sokağa çıkıcaz diye insanlar niye ölsün ki?" gibi naif argümanlar görüyorum sağda solda olmuyor. birileri boğularak ölecektir. bundan sandığınız kadar kolay kaçamazsınız. kaldı ki önlemler de dedelerimiz, ninelerimiz ölmesin diye alınmıyor. bu kadar insanı bu sistem nasıl taşıyacak derdindeyiz.
    günün sonunda salgın ya tamamen kaybolacak(ben bunu beklemiyorum) ya da tüm dünyada varlığını sürdürecek ancak bu daha kontrollü ve tolere edilebilir bir seviyede seyrine devam edecek. yine birileri ölecek, yine birileri bu hastalığa yakalanacak ve yenecek ama sonuç olarak normal seviyesinde baskılanabilmiş olacak. tüm beklentimiz bu yönde ve bu yönde de olmalıdır zaten.

    1 ellerine sağlık hayranlıkla okudum. kişisel fikrim virüsten ölen insanların büyük kısmı, ağır bir grip geçirdiğinde de ölecek insanlardı bence. çok fazla büyütüldüğünü düşünüyorum. bağışıklılık sistemi vasat olmayan bir insanın bu virüsten ölmesi çok zor diye düşünüyorum. kaldı ki italya'da ölen insanların yüzde kaçının hangi kronik hastalıklara sahip olduğunu araştırıp görebilmek mümkün. son olarak spor salonlarını açın nolur o kadar suplement aldık ya - queyk 18 Mart 2020 18:32
    1 teşekkürler. yalnız ulusa seslenerek bitirmen iyi olmuş kfkdksk spor konusunda ben de aynı sıkıntıdayım. heves etmiştim ya :/ - devriksekiz 19 Mart 2020 01:47
  • 0
    +0
    -0

    artık nasıl bir hale geldiysek 3 yaşında ki yeğenim televizyondan anne babasıyla izlediği kamu spotlarından nasıl etkilendiyse gidip anne ve babasının telefonlarını yıkamış. telefonlarda da mikrop var diyerek.

    2 hep ömür gedik yüzünden - kıpçak bey 19 Mart 2020 00:09
    1 o niye ya - syvldc 19 Mart 2020 00:10
    1 kıpçakk :d - gölge 19 Mart 2020 00:27
  • 0
    +0
    -0

    ülkemizde 2. ölüm daha gerçekleşti. başımız sağ olsun. rabbim devletimizi, vatanımızı, halkımızı ve sağlığımızı korusun.

  • 0
    +0
    -0

    bakanımızın yaptığı açıklamaya göre 2.ölüm gerçekleşmiş olup vaka sayımız 191'e yükselmiştir

  • 0
    +0
    -0

    daha ne gelebilir başımıza sadece soruyorum amına koyim nasıl bir döneme denk geldik. savaş bir yandan, ekonomik kriz bir yandan, ölümcül virüs bir yandan. yani önceki dönemlerde çıkan sars ve kara veba gibi hastalıklar hakkında pek bilgiye sahip değilim ama bunca şeyi üst üste yaşayınca acaba diyorum 1 2 aya güneş batıdan doğar mı?

    bende bunu çok soruyorum kendime - sennediyonla 19 Mart 2020 01:10
  • 0
    +0
    -0

    bunların testleri ne kadar elimizde var acaba. 191 vaka var şu an tamam da, 1000 kişi üstünden 191 mi yoksa 200 kişi üstünden 191 kişi mi? her türlü 191 vaka kötü ama ne şartlarda yapıldığını bilmiyoruz bu testlerin. şeffaflık bakımından bu verileri de açıklasalar güzel olacak.

    en son 8000 civarı test yapılmıştı. test kiti yetersiz değil ama sınırlı. o sebepten vakalar ortaya çıktıkça vakaların temas çevresine yapılıyor testler. tüm herkese tarana yapılamayacağı için en olası alanlarda tarama yapılıyor. - devriksekiz 19 Mart 2020 01:44