bugün
/
  1. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    --- spoiler --- ecnebilere, bizi daha iyi öğrenmelerini öğreteceğiz! onları, bizimle eşit kimseler gibi konuşmaya mecbur edeceğiz! onların önünde hiçbir zaman başımızı eğmeyeceğiz! son ferdimiz kalıncaya kadar onlara karşı koyacağız ve onların o mel'un medeniyetleri başlarında parçalanıncaya kadar onlara mukavemet edeceğiz! --- spoiler --- not: (#4072108)
  2. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Yaşadığı dönemden 100 yıl sonra bile söyledikleri geçerliliğini korumaktadır. --- spoiler --- Şu unu­tul­ma­ma­lı­dır ki, mil­le­tin ege­men­lik hak­kı­nı bir ki­şi­de ya da sa­yı­lı ki­şi­le­rin elin­de bu­lun­dur­mak­tan ya­rar­la­nan ca­hil ve saf in­san­lar var­dır. Hü­küm­dar­lar ken­di­le­ri­ni ha­ya­li bir gü­cün tem­sil­ci­si ta­nır­lar ve bun­dan zevk alır­lar. Ama on­la­rın et­ra­fın­da­ki çı­kar­cı­lar bu­nu din­sel bir gö­rü­nü­me bü­rün­dü­re­rek tüm ulu­su al­dat­ma­ya ve ka­ran­lı­ğa sü­rük­le­me­ye ça­lı­şır­lar. Ni­te­kim şim­di­ye dek öy­le ol­muş­tur. --- spoiler ---
  3. 4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    "tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir; yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır."
  4. 4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Ne yapsalar boş, milletten gelen bir sevgi vardır. Çamur atanların hiçbiri ileride şu sevgiye nail olamayacak.
  5. 7
    +
    -entiri.verilen_downvote
    ne yapılırsa yapılsın, ne denirse denilsin, neler uydurulursa uydurulsun hiçbir şekilde unutulmayacak, leke sürülemeyecek lider. geçen gün bir hıyarla tartışmasını yaptım. atatürk'ün yahudi olduğunu iddia ediyor herif. dedim ki bu konu hakkında bir belgen var mı? bana youtube linki atıyor. amip beyinli ya. böyle deyince de "haddini hududunu bilmeyen bir laik" oluyorum. dedim ki, kossskoca osmanlı'nın kendi subayının yahudi olduğuna dair bir bilgisi, bir belgesi vs. yok ama sizin youtube linkleriniz var, süpersiniz. bazen aklım duruyor, saçma sapan bu "büyük resmi gördüm ben" tiplerden. .... gördün. (noktaları hayal gücünüze bırakıyorum) böyle götten uydurma bilgiler, belgeler ve kaynaklarla yani youtube linkleriyle geliyorlar ya insana, üzerine bir de sana okuduğun, araştırdığın her şey yalan demiyorlar mı çıldırıyorum. beynim bavulunu toplayıp, ben burada daha fazla kalamam deyip ortamı terk ediyor. neyse, ne diyorduk, ne yaparlarsa yapsınlar ilelebet yaşamaya devam edecek. zoruna gidenin münasip bir yerine girsin. (yalnız inanılmaz elit bitirdim entryi)
  6. 19
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Kendisine ithafen şöyle bir söze denk geldim: "Coğrafya kaderdir demedi, Coğrafyanın kaderini değiştirdi" Bu sözü okuyunca aklıma Murat Ağırel'in Parsel Parsel kitabında Atatürk Orman Çiftliği'nin kuruluş hikayesini anlattığı kısım geldi : ... Halbuki Atatürk, 11 Kasım 1930'da Afet İnan ile birlikte ABD Büyükelçisi Joseph Grew'e çiftliği anlatırken neler yaptığını açık şekilde ortaya koymuştu. Atatürk'ün yardımcısı Tahsin Bey yapılanları Büyükelçi Grew'e şöyle anlatıyordu: - "Bütün bu görülen ağaçlı yollar çöl halindeydi. Bir tek ağaç bile yoktu. Karşıki derelerin içerisinde bir çadırla işe başladık. Amerikan traktörlerinden aldık. Ve bu suretle işe başlamış olduk. Birkaç sahada ziraatı uygun bir sahada yapmak için makineli ziraata ehemmiyet verdik. Beş sene zarfında, bir milyona yakın ağaç diktik. Meyve bahçeleri yaptık. Bağ yaptık. Yedi bin kadar koyun yetiştirdik." Tahsin Bey'in anlattığı sadece beş yıl içerisinde gerçekleştirilenlerdi. Asıl hikaye ise çiftliği kurmaya karar veren Atatürk ile gerekli tetkikleri yapan heyet arasında yaşanmıştı. Atatürk, yerli-yabancı birçok tarım uzmanını köşküne davet edip Ankara'nın yanı başında büyük bir çiftlik kurmak istediğini, bunun için yer aramalarını emretmişti ama daha ilk anda bunun pek mümkün olmadığını söylüyorlardı. Heyette bulunan bir uzman: - "Çiftlik yeri için uzun boylu dolaşmaya ve Ankara'nın çevresinde başta başka tabiat hususiyetleri aramaya lüzum görmemiştik. Sebep basitti. Kıraç bir bozkırın ortasında bir ortaçağ şehri. Ağaç yok, su yok, hiçbir şey yok. Böyle bir noktada hazırlanmış ve müsait şartlar taşıyan yerler nasıl bulunabilir?" Öyle ki her yeri her toprağı araştırsalar da bugünkü AOÇ arazisini değerlendirmeye bile almıyorlar. Dahası bugünkü arazi hakkında "bu öyle bir teşebbüstür ki, bu elverişsiz koşullarda ya sabır tükenir ya para" değerlendirmesinde bulunuyorlardı. Haliyle hayatında çekmediği badire kalmamış Atatürk, bu kötümser tabloya "Biz ıslah etmezsek kim edecek?" diye karşı çıkıyor. Araştırmalar sonucunda ise hiçbir şey önermemek adına belli bazı araziler Atatürk'e öneriliyor. Atatürk, elleriye bugünkü çiftliğin olduğu yeri işaret ediyor ve soruyor: "Burayı gezdiniz mi?" Uzman heyette bulunanlar "Bu yerin, çiftlik kurulması için gerekli vasıflardan hiçbirini taşımadığına ve batak, çorak, fakir bir yerle karşı karşıya olduklarına" dair kanaatlerini bildiriyorlar. Yoktan bir Cumhuriyet kuran Atatürk ise şu cevabı veriyor: - "İşte, istediğimiz yer böyle olmalıdır. Ankara'nın kenarında hem batak, hem çorak, hem de fena yer. Bunu biz ıslah etmezsek, kim gelip ıslah edecek?" Tarihe geçen bu girişim, öyle büyük başarılara sahne oluyor ki, yıllarca tarım ve hayvancılık konusunda çığır açan çalışmalar burada yapılıyor. Ve çiftlik çok önemli bir misyon üstleniyor. "Halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhi yerler, hilesiz ve nefis gıda maddeleri temin eylemek" ... Entry'nin başında bahsi geçen Joseph Grew'le olan görüşmenin videosu da mevcut : link
  7. 9
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Atatürk vefatından kısa süre önce (11 Haziran 1937) mal varlığını Türk milletine bağışlamıştı. İsmet İnönü, Atatürk'ün mal varlığını bağışlamasını TBMM'de duyurup, Hükümet adına kendisine teşekkür etti. Bunun üzerine Atatürk, İsmet İnönü'ye mukabil teşekkür telgrafı gönderdi. Telgrafta gözlerinizi yaşartacak şu ifadeler yer alıyordu: Hatırlarsınız, Türk köylüsünün Türk’ün efendisi olduğunu söylediğim zamanı. Ben o efendinin istek ve iradesi altında yıllardan beri çalışmış olan hizmetkarıyım. Şimdi beni çok heyecanlandıran olay, Türk köylüsüne önemsiz de olsa küçük bir görev yapmış olduğumdur Milletin yüksek temsilciler kurulu bunu iyi görmüş ve kabul etmişler ise, benim için ne unutulmaz bir mutluluk anısını bana vermişlerdir. Bundan dolayı çok yüksek zevkle millete, ülkeye ve Cumhuriyet Hükümeti’ne yapmaya zorunlu olduğum görevlerden en basiti karşısında gösterilen yakınlıktan, değerinin anlaşılmasından ne kadar duygulandığımı anlatmakta zorlanıyorum Söz konusu olan armağanın yüksek Türk Milleti’ne benim asıl vermeyi düşündüğüm armağana göre hiçbir değeri yoktur. Ben gerektiği zaman, en büyük armağanım olmak üzere Türk Milleti’ne canımı vereceğim. Mustafa Kemal Atatürk (13 Haziran 1937) ***Ümit Doğan'dan alıntıdır*** O telgraf gorsel gorsel
  8. 7
    +
    -entiri.verilen_downvote
    hepimizin üyesi olduğu şu doğu toplumuna batının en güzel yönlerini o günün şartlarına uyarladığı için ve savaş yorgunu bir toprak bütününü batılı devletlerin saygısını kazanmış yeni bir cumhuriyete dönüştürdüğü için kendisine ne kadar şükran duysak az.
  9. 4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Hayatı gerçekten çok tuhaf. Hala şu hız çağında bile bana normal bir tempo gibi gelmiyor Atatürk'ün hayatı. Demin Emrah Safa Gürkan'ın bir videosunu dinliyordum da tekrar dikkatimi çekti. Son günlerinde fazla boş kalmaktan çok bunalmış çok sıkılmış bir nevi minör depresif bozukluk falan yaşamış. Yani benim hep söylediğim bir 19 yıl muhabbeti var Atatürk için. şu an üzerinde bulunduğumuz hemen her şeyi 19 yıl gibi tuhaf bir zaman aralığına sığdırmış bir adam Atatürk. "Ben olsam 19 mayıs 1919'da samsun'a çıktıktan sonra cumhuriyetin ilanıyla birlikte bir 5 sene, çok çalıştık biraz istirahat edelim rölantiye alalım diye düşünürdüm" derim sürekli bu konuda. Öyle bir gaz kesme durumu hiç olmamış adamın. 57 yıl gibi inanılmaz kısa bir ömürün sanki kısalığından haberdarmış gibi atlı kovalıyor gibi son 19 yılında olmayacak her şeyi oldurmuş gerçekten bir de yetmemiş adam meşgalesizlikten sıkılmaya bunalmaya falan başlamış. Vay aq ya. Sevgili Atatürk ayıboluyo ama, bir el ver bana rica ediciğim.
    2o kadar çok 19 dedin ki edip yüksel'e bağlayacaksın gibi geldi. - waldeinsamkeit 11.11.2021 19:43:17 |#4273679
  10. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
  11. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    0#2254916 - louis froziel 23.11.2021 16:20:25 |#4278376
    0Kanka ülkeyi kurtarac bir lider olsaydım şimdiye belli olurdu, ben daha kendimi kurtaramadım. Gerçi seni de kırmayım şöyle düzelteyim. Atam,sen koz çek ben batam - tost yap da yiyek 23.11.2021 16:23:13 |#4278378
    0sana bir lafım yok ya hu. genel bir çağrıydı. tostumu yedim bekliyorum. - louis froziel 23.11.2021 16:25:51 |#4278379
  12. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    çok şükür yakın tarihte böylesi bir ökeye sahip olduk da dünya bizi az da olsa hala ipliyor, yoksa günümüz konjonktürüyle başımızdaki deli yüzünden bizi kimse sikine takmazdı.
  13. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Şahsi düşüncem Atatürk ne bir lider Ne bir komutan Ne bir asker Ne bir kahraman Ne de bir siyasetçidir. O gördüğüm son yüzyılın en iyi öğretmenidir. Geri kalanlarda (burası yine bencesidir) kıyas yapabileceğim en azından tarihi kişilikler vardır. Ancak onun kadar azmedip hele ki o süreçte bir millete birşeyler öğretmeye çalışan bir kişi daha yoktur.
  14. 3
    +
    -entiri.verilen_downvote
    hiçbir şeyi yokken, bin yıl ömrü olsa ekmek elden su gölden yaşamasına yetecek bir servetin peşine düşüp buna muvaffak olan şahıslara kıyasla; elinin altında krallar gibi sefa sürmesini sağlayacak o kadar imkan varken bütün hayatını milletinin ve ülkesinin refahı için bir tek amaç uğrunda harcayan asalet sahibi kişilik.
  15. 3
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Atam sen nasıl ileri görüşlü yüce bir insanmışsın ki şuan yaşayacağımız şeyleri bile tahmin edebilmişsin. Aslında tüm önlemler alınmış, temel çok sağlam, kurulu düzgün bir sistem ve Türk halkına mükemmel hayat yaşatacak imkanlar bırakmışsın. Şuan yaşadığımız her rezalet bizim ayıbımızdır. Mekanın cennet olsun babam, inşallah bizi affedersin.
    1Amin inşallah 🤧 - soslufistik 24.02.2022 21:47:06 |#4330127
  16. 13
    +
    -entiri.verilen_downvote
    umutsuzluk gibi bir huyu yoktu, lakin o da bir insandı: "6 mart 1930 günü akşamı ikameti için hazırlanan eve geldik. biraz sonra sofrada buluşmak üzere yanındakilerden ayrıldı. beni yanına alarak odasına girdi ve kapıyı kapattı. bir koltuğa yığılır gibi oturdu. çok yorgun ve sinirli görünüyordu. bir sigara yaktı: "bunalıyorum çocuk." "bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum. görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert, şikayet dinliyoruz. her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi perişanlık içinde. ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz. bunda bizim günahımız yoktur. uzun yıllar, asırlarca dünyanın gidişinden habersiz, bir takım şuursuz yöneticilerin elinde kalan bu cennet memleket, düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın. değerli halkımız ise, kendisine mukaddes akideler şeklinde telkin edilen bir sürü batıl görüş ve inanışların tesiri altında uyumuş kalmış. bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan her şeyi başta bulunanlardan beklemek alışkanlığı. işte bu zihniyetle; herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden bekliyor, fakat nihayet ben de bir insanım be birader. kutsal bir kudretim yok ki." biraz durdu. gözleri dolmuştu. elleri hafifçe titriyordu. "kalk bana kahve getirmelerini söyle de gel" dedi. anlamıştım. heyecanını yenmek için yalnız kalmak, vakit kazanmak istiyordu. kendisini ilk defa böyle halde görüyordum. dışarıda bir kaç dakika oyalandım. odaya döndüğümde epey sakinleşmişti. susuyordu. getirilen kahveyi yavaş yavaş içti. sonra her zamanki sesiyle konuştu: "her ne hal ise. yeise değil, hatta ufak bir tereddüte dahi düşmeye mahal yoktur. halimizi bilmekle cesaretimizi kaybetmemeli. ümit ve şevk içerisinde yolumuza devam etmeliyiz. er geç fakat muhakkak gayemize varacağız. hadi, artık seni bırakayım. ben de hazırlanıp sofraya ineceğim." salondan nasıl çıktığımı bilmiyorum. çelik iradeli adamın, velev beş, on dakikalık olsun böyle bir sinir buhranı geçirmesi beni çok sarsmıştı. günlerce bunun tesiri altında kalmıştım." atatürk'ten hatıralar, hasan rıza soyak. bu döngü hep içimde dolanıyor benim de, ata'm gibi umutsuzluğa kapılıp sonlara doğru toparlamaya çalışıyorum ama işte... değer mi?..
  17. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Bilim ve evrim ne kadar değişse de, devletler harita savaşlarından vazgeçmiyor maalesef. İnanılır gibi değil. Bir savaşı haklı gösterecek kadar bitik bir insanlık. Sadece Türkiye değil, dünyanın onun görüşüne ihtiyacı var. Gözümüzün önündeki resminle değil, beynimizin içindeki fikrinle. Bugün, yarın ve daima.
  18. 7
    +
    -entiri.verilen_downvote
    çağdaş, modern ve gelişmiş bir türk toplumu için hayatını adadı. fakat geçtiği bin bir zorluk sonrasında kafasındaki türk toplumu için yaptığı reformları halka tam olarak nüfuz ettiremeden vefat etti. erken vefatı sonrasında gelen yöneticiler ve yaptıkları uygulamalar sonrasında toplum olarak yozlaşmaya başladık. her hangi bir konuda devamlı bir başarı sağlayamayan, 40 yılda bir gelen başarılar ile "övünen" bir toplum olduk. atatürk'ün her ne kadar bir kurtarıcı beklemeyin sözü olsa da bu ülkenin her zaman kurtarıcı bir "lider"e ihtiyacı olacaktır. çünkü atatürk ilke ve inkılaplarının bilincinde olmayan bir toplumuz.ve bu bilinç eğitim ile olur. bu bilinci kazanmış kişi sayısı ülkenin maks %10'unudur. geri kalan %90'ı ise sağa sola dağılmış :) bilinçli bir toplum olabilmek eğitim ile olur. atatürk sonrasın eğitim alanında yapılan uygulamalar gösteriyor ki okuldaki eğitim ile olacak bir şey değil. olur da tarih tekerrür eder, bir "lider" çıkar -ve ömrü yeterse- ya da bu bilince sahip insanların çoğunluğu %90'a ulaşırsa o zaman bir şeyler değişir.
  19. 14
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Son birkaç aydır mülteci\sığınmacı meselesinin gündemi iyice etkisi altına alması sonrası herkesin Atatürk’e ait bir sözü paylaştığını gördüm. “Orduya ilk katıldığım günlerde, bir Arap binbaşısının ‘Kavm-i Necip evladına sen nasıl kötü muamele yaparsın’ diye tokatladığı bir Anadolu çocuğunun iki damla gözyaşında Türklük şuuruna erdim.” Öncelikle bu söz çok önemli bir söz, o dönem ki Türklerin durumuna, Osmanlı devletinin Türklere bakış açısına, dönemin yaygın fikri İslamcılık ve daha birçok konu hakkında bize ışık tutan bir söz. Bu sözün bugün yeniden benzer meseleler için kullanılması ise oldukça üzücü. Halk bu sözü Suriyeli, Afgan, Pakistanlı, Iraklı mültecilerin yanında ikinci plana atılan Türk milleti olarak kendisini yönetenlere tepki olarak yeniden hatırla(t)mış durumda. Peki nedir bu söz, Atatürk bu sözü ne zaman hangi olay üstüne söylemiştir? Şahsen ben de bilmiyorum. Ben yalnızca sözün bizlere anlatmak istediği ile ilgilenmiş, yaşanan hangi hadiseye binaen ortaya çıkmış olduğunu hiç düşünmemiştim. Bugün Atatürk ve Milliyetçilik üzerine bir makale ile karşılaştım. Bolu Abant İzzet Baysal üniversitende akademisyen olan Profesör Doktor Cemal Avcı’ya ait bir makale. Makalede olay kısaca aktarılmış ama mevzu bahis kısmı entrye eklemeden makalenin çok iyi olduğunu ve okunmasını tavsiye ettiğimi söylemeliyim. --- spoiler --- Atatürk, 14 Eylül 1931 günü bir sohbet sırasında anlattığı aşağıdaki hatırasıyla kendisinde milliyetçilik fikrinin gelişmesini çok net bir şekilde dile getirmektedir: “Bizim neslin gençlik yıllarına Osmanlılık telkin ve etkileri hâkimdi. İmparatorluk halkını meydana getiren Türk’ten başka milletlere, bu arada yanlış bir din anlayışıyla Araplara, sarayın, ordu ve devlet ileri gelenleri arasında bulunan ırktaşlarının etkisiyle Arnavutlara özel bir değer veriliyor, onlardan söz edilirken ‘kavmi necip’ deyimi ile sıfatlandırılarak bu duygunun belirtilmesine çalışılıyor, memleketin sahibi ve devletin kurucusu olan biz Türkler, ikinci plânda gelen önemsiz halk yığınları sayılıyordu. *Kavmi necip: Osmanlı'da Araplar için kullanalın söz, asil kavim.* Şair Mehmet Emin Yurdakul’un, ilk defa Manastır Askerî İdadisinde öğrenci iken okuduğum ‘Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur’ mısrasıyla başlayan manzumesinde, bana millî benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum. Fakat ben asıl bunu, orduya katıldığım ilk günlerde, bir Anadolu çocuğunun gözyaşlarında gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu. Kendimi hiçbir zaman Osmanlılığın telkin ettiği başka milletleri öven ve Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusunu kaptırmadım. Bakınız nasıl oldu? Kurmaylık stajı için verildiğim süvari alayı, Hayfa’da(şu an İsrail'in kuzeyinde bulunan bir şehir) bulunuyordu. Kışla ile deniz arasında geniş bir talim alanı vardı ve piyade acemi eğitim devri yeni başlamıştı. Erleri bölgeden toplanmış Arap gençlerinden, öğretici kadro da tecrübeli ve Anadolulu kıt’a çavuşları olan Türk delikanlılarından kurulu idi. Katıldığım bölüğün alaydan yetişmiş, Makedonya Türklerinden, ileri yaşlı bir yüzbaşısı vardı. Erlere çavuşlar talim yaptırıyor, biz subaylar arada dolaşarak çalışmaları izliyor ve denetliyorduk. Yüzbaşı, çavuşlarına karşı sert davranıyor, yeni erlere karşı ise fazla şefkatli görünüyordu. Onların herhangi bir şekilde azarlanmasına, hırpalanmasına gönlü razı olmadığını ısrarla söylüyordu. Hâlbuki talimlerde, Türkçe bilmedikleri için, çavuşların söylediklerini iyi anlayamayan kimi erlerin yanlış hareketlerinin, zaman zaman çavuşların sabırlarını tükettiği, sertçe davranışlarına yol açtığı da oluyordu. Bir gün yüzbaşı, bu yolda hareketten kendini alıkoyamayan bir çavuşunu mimlemiş ve talimden dönüldükten sonra, birlikte oturduğumuz bölük komutanlığı odasına çağırtmıştı. Takım komutanıyla birlikte gelerek yüzbaşısını saygıyla ve askerce selâmlayan çavuş, yirmi beş yaşlarında dinç ve yakışıklı, ince bıyıklı, elmacık kemikleri fazla kabarık, uyanık bir Türk çocuğu idi. Yüzbaşı, onu millî onurunu ağır şekilde hançerleyen ‘...Türk!’ sözleriyle azarlamaya başlamıştı. ‘Sen nasıl olur da kavmi necibi Arap’a mensup, Peygamberimiz Efendimizin mübarek soyundan olan bu çocuklara sert davranır, ağır söz söyler, onların kalbini kırarsın? Kendini bil, sen onların ayağına su bile dökmeye lâyık değilsin...’ gibi gittikçe manasızlaşan, fakat yaşlı yüzbaşının samimî inancından kuvvet alan sözlerle hakaret ediyor, gittikçe asabîleşiyordu. Ben dikkatle çavuşun yüz ifadesini izliyordum. Başlangıçta üstünde bir babaya duyulan saygının içtenliği okunan çizgiler sertleşmeye, içten gelen haklı bir isyanın ateşleri gözlerinde okunmaya başlamıştı. Fakat gerçek itaatin simgesi olan her Türk askeri gibi bu da iç duygularını gemlemesini bildi. Sessizce göz pınarlarından dökülmeye başlayan yaş damlaları, yanaklarında birbirini kovalayarak bıyıkları üstünde toplanıyor ve kendini böylece yatıştırmaya çalışıyordu. Ben, bir taraftan üzgün ve sinirli, bu sahneyi seyreder ve söylenenleri dinlerken, bir yandan da içimde bir isyan duygusu şahlanıyor ve şöyle düşünüyordum: ‘O erin bağlı olduğu kavim, birçok bakımdan necip olabilirdi. Fakat çavuşun, yüzbaşının ve benim bağlı olduğumuz kavmin de tarihleri şerefle dolduran büyük ve asil bir millet olduğu da bir an şüphe götürmez bir gerçekti. Türklük hakkındaki o günkü görüş ise doğrudan doğruya Türk aydınlarının kendi kendini bilmemesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük var sayarak, kendini onlardan aşağı görüp nefsine olan güveni yitirmesindendir. Artık bu yanlış görüşe son vermek, Türklüğümüzü bütün asalet ve necabeti ile tanımak ve tanıtmak gerekmektedir’ dedim ve o andan beri inandığım bu gerçeğe bütün Türklerin inanmasını, bununla övünüp kendine güvenmesini ülkü bildim. *Kaynak: 5 Utkan Kocatürk; Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara, 1999, s.203-204. --- spoiler --- Makalenin tamamı için bağlantı. (ilk çıkan pdfi indirebilirsiniz) Edit: Öyle bi içimden geldi, bu fotoğrafını çok seviyorum ve bu ülkeye dair bir şeyleri düşünürken kendimi bu yüz ifadesindeki gibi hissediyorum...ATATÜRK
  20. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    24 kasım 2006'da yazılmış, çocukluk günlüğümden bir kısım, gorsel yazımın o zamanki berbatlığından ötürü okuyamayanlar için: "...bugün öğretmenler günü keşke başöğretmenim Atatürk burada olsaydı. başöğretmenim Atatürk'ün öğretmenler gününü kutluyorum..." arkadaşlar ta doğduğum günden içime öyle bir sevgi işlenmiş ki vallahi billahi sığdıramam buralara. ve büyüdükçe, öğrendikçe öyle bir saygı, hürmet dolmuş -her geçen gün daha da artan- yok mümkün değil kelimelere dökemem. ulu mucize diye adlandırırım belki. hiç görmediğin birisini özlemek hissini çocukken öğrenmiştim. çok özlüyorum. ağaca, hayvana, çobana, kadına, işçiye, çiftçiye, türk'e, fabrikaya (üretime), matematiğe, türkçe'ye, şiire, lisana, kitaba, vatana, toprağa(gerçek anlamda toprağa da)... yahu neler neler! bunların daha bir çoğuna ayrı ayrı değer verip, üzerine düşünüp, binbir türlü çalışmalar yapan bir insan evladı. her şeyle bu denli ilgilenip bir de asker sıfatıyla kimlere kafa tutmuş da neleri göze alarak bize bir "cumhuriyet" vermiş. nasıl ya nasıl? aklım almıyor. utanç duyarak söylüyorum, biz bu cumhuriyetin kıymetini bilmiyoruz, evet. o baş kaldırıyla oysa nelere sahip olabilirdi hiç düşünmez bazıları :) şu an yaşadıklarımızı yaşamayalım diye öyle çabalamış, öyle üretmiş ki... kendini feda etmek bazen tek mermiyle de olmuyor işte. ömür vermek başka bir şey. ...daha yazdıkça yazarım da dedim ya yine de dökemem. ölmeden önce yapılması gerekenler 1- nutuk okumak 2- anıtkabir'e gitmek *ha bir de sevmeyen "insanları" (evet tırnak içinde) asla anlamam mümkün değil, saygı duymam hele hiç mümkün değil. Mustafa Kemal'i sevmemek bir çeşit psikolojik rahatsızlıktır benim gözümde. komik de.
    1eksileyen var lan :dd yallaah arabistana - maggie 19.04.2022 21:42:32 |#4357911
  21. 3
    +
    -entiri.verilen_downvote
    bugün geri gelse kimilerince akp'li ilan edilir. şu şekilde not: (#4383718)
  22. 0
    +
    -entiri.verilen_downvote
  23. 0
    +
    -entiri.verilen_downvote
    "benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir. âdetâ halkı bir kapana kıstırırlar. benim halkım demokrasi ilkelerini, gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. batıl inançlardan vazgeçilmelidir. isteyen istediği gibi ibadet edebilir. herkes kendi vicdanının sesini dinler. ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır." atatürk, andrew mango. demem o ki gazi paşa'yı dinci kesimin düşman ilan etmesi için şöyle şeylere gerek yok: (#4389198) onu zorla müslüman, dindar anlatmaya çalışmaya da gerek yoktur. atatürk neyse o'dur, o'dur ki islam'ı arap sevici ve mezhepsel dinci şarlatanlardan kurtarmak adına kur'an'ı olması gerektiği gibi türkçeye çevirtmiş ve de diyanet işleri başkanlığını kurdurtmuştur. (bkz: eyyorlamam bu kadar)
  24. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    o kadar büyük bir adam ki; hem ülke, hem chp, hem de islamcılar hâlâ ekmeğini yiyor. ye ye bitmiyor... chp yıllardır doğru dürüst bir şey yapmamasına rağmen her seferinde +%25 oy alıyorsa bunun tek sebebi mustafa kemal atatürk'tür. islamcı tayfa da her seferinde "başka adam mı var?" diyerek atatürk'e karşı çıkmak için şeriat/cemaat sempatizanı partilere oy atıyorsa onun da sebebi mustafa kemal atatürk'tür. rte atatürk'e karşı çıkarak var oldu. atatürk yoksa rte yok, rte yoksa akp hiç yok. zincir bu şekilde. ezcümle, konu yine kodumun demokrasisine geliyor; demokrasi der ki çoğunluk ne derse o. sorun burada başlıyor. çoğunluk her zaman aptaldır. ama madem ki çoğunluk kıstas, o zaman siyasiler ne yapar? çoğunluğa, yani aptallara oynarlar. vasata hitap etmek için vasatlaşırlar. ortalama bir vatandaş ne kadar vasatsa, o ülkedeki birçok şey o vasatlıkla aynı frekansta olacaktır. gerçek şu ki vasatlık ihraç edilebilir bir şey olsaydı bu ülke ihracat rekorları kırardı... not: "muhalefete akp'ye vurması için vuruyoruz." çünkü ben akp'ye vurmak istiyorum. iktidar kendine vurmayacağına göre ona kimin vurması lazım? kim bu milletin vekili? kim ana muhalefet? kim atatürk'ün partisi? en öndeki kimse o benim yerime okkalı okkalı vuracak. bunlarsa akp'nin sırtını sıvazlıyor. paşam bugün çıkıp gelse ilk işi vasıfsız chp kadrolarını def etmek olur.
/