Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("kitaplardan alıntılar") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 0
    +0
    -0

    ''otur'' dedi hüsamettin bey, ''anladım.''

    ''haklısınız albayım.'' oturdu. ''fakat, allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. bir yandan da hiç
    konuşmak istemiyor. tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? yok. peki albayım. ben de susarım o zaman. gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? sorarım size: ''nasıl? kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor.
    küçük oyunlar istemiyorum albayım.''
    oğuz atay- tehlikeli oyunlar

  • 4
    +4
    -0

    "insanlar sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için. düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten çekindiği için. duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten ürktüğü için. yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için. unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. ve ölmekten korkuyor, dolu dolu yaşamadığı için."

    her şey seninle başlar

  • 91
    +97
    -6

    "yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. o da hırsızlıktır. onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir.

    bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun."

    — uçurtma avcısı

    7 uçurtma avcısı efsane - uykumodu 08 Şubat 2017 00:59
    6 kesinlikle efsane, okurken az göz yaşı akıtmadım - suluboya 08 Şubat 2017 01:05
    3 gözyaşı* - suluboya 08 Şubat 2017 01:08
    1 zırıl zırıl ağlamıştım ben de - shinelara 10 Şubat 2017 15:34
  • 3
    +3
    -0

    "bu memlekette kadın olmak bizatihi devrimci bir durum."

    -gerçek hesap bu, nejat işler

  • 0
    +1
    -1

    "hissetmemiz gerekenlerin üzerine buz tabakası örtülmüşken içimizde, hissetmememiz gerekenler alev alev."
    -öznur yıldırım - yabancı

  • 1
    +1
    -0

    "her gün biraz daha ağıran saçlarına bak...görmüyor musun zaman ne kısa,ömrün ne çabuk olduğunu? ne hızlı eskidiğini hayatın? ertelenmeyeceğini yaşlanmanın ve unutulmanın... anlamıyor musun? "

  • 1
    +1
    -0

    böyle bir geceyi bütün varlığımızla içemeyişimizin sebebi kafamızı birçok saçma şeylerin doldurmuş olmasıdır. on bin, yirmi bin sene evvelki insanlar gibi olabilsek, tabiatı onların gözüyle görsek muhakkak ki şimdi burada böyle sükûnetle oturamazdık. onlar güneşi, ayı, falanca büyük tepeyi veya filan bulutu ve yıldırımı babalarının hayrına mı allah yaptılar? onlar tabiatta saklı duran ruhu bizden iyi anlamışlardır. halbuki bizim bunu yapmamıza imkân yok. minimini kafalarımızı ukalaca kitaplar, birbirinden çürük bilgiler, neticesi olmayan hesaplar ve allah kahretsin, karmakarışık menfaat düşünceleri dolduruyor... söyle, hangi ilim, hangi şiir, hangi aşk, hangi devlet bu manzaradan daha güzel, daha muhteşemdir? buna rağmen burnumuzu kaldırmadan bozuk kaldırımlarda yürüyüp gitmekte devam ediyoruz. dünyadaki insanların acaba kaç binde biri şu anda başını aya çevirmiştir? halbuki o her şeyi, herkesi görüyor ve gafletimizin üstüne o tatlı, o iyi tebessümünü serpiyor. dikkatle baksam onun parlak çehresi üzerinde birçok şeyler göreceğimi zannediyorum. şu dakikada sarı nehir üzerindeki kayıklarında uyuyan yorgun kulileri, iri hindistan cevizi ağaçlarının dalları arasında tüneyen papağanları, başlarını nil’in kırmızı sahillerine yaslayarak dinlenen timsahları ve herhangi büyük bir şehrin herhangi bir eğlence bahçesindeki sevgilisini belinden kavrayan sarhoş kibarzadeleri aydınlatan hep aynı ışıktır. halbuki ne kadar masum bir yüzü var; harp meydanlarında bağırsaklarını avuçlayarak ölenleri, apartman kapılarının önüne bırakılan çöp tenekelerini karıştırıp gıda arayanları, aynı gecede ikinci âşıkını pencereden içeri almaya çalışanları gördüğü halde güzelliğini ve saffetini muhafaza edebiliyor. bizler, her gördüğümüz fenalığın ve rezaletin bir parçasını ruhumuzda ebediyen beraber taşımaya mahkûm insanlar, onun yanında ne kadar zavallı ve küçük şeyleriz... bak, karşıdan dağınık bulutlar geliyor. çiçek açmış bir erik dalı gibi minimini ve birbirine sokulmuş bulut parçacıkları... biraz sonra daha çok yaklaşarak ayla çapkınca bir oyuna girişecekler... bu bulutları üstümüze doğru sürükleyen rüzgârı gözünüzle görmüyor musunuz? ben görüyorum, bize doğru geldiğini, bizi de şimdi yerimizden alarak uçurmaya başlayacağını sanıyorum. aynen sizinle ilk konuştuğumuz akşamdaki gibi hafifim... her şey bana başka türlü görünüyor; size öyle değil mi? her şey bizim ruhumuza tabi... demin korkunç görünen sulara bakın, nasıl insanı çeken bir yüz almışlar. irkmek şöyle dursun, derhal bunlara gömülmek istiyorum. suların dibine doğru yapılacak bir seyahatin bana, çocukluğumdan beri muhayyilemi dolduran harikalı dünyalardan birini göstereceğini zannediyorum. aşağıya doğru tatlı bir süzülüşle kayarken tesadüf edeceğim şekilsiz ve yumuşak mahlukları, yeni doğmuş bir kuzuya dokunur gibi, ihtimamla okşayacağımı, irili ufaklı balıklarla göz göze gelip gülüşeceğimizi ve dipteki yosunları kadın saçları, taş ve kumları mücevher taneleri gibi avuçlarımda tutacağımı biliyorum. niçin bu sözlerime gülmüyorsunuz? benden hiç korkmuyor musunuz? halbuki omuzları üzerinde benimki kadar hummalı bir baş taşıyan insanlardan korkulmalıdır... onlar dünyanın en fena ve en iyi mahluklarıdır. fakat niçin insanlardan ve kafalarından, ah, kafalarından bahse başladım. bunları bırakalım ve etrafımıza bakalım. her şey nasıl birbiri içinde erimiş gibi. şu anda şu kayığı denizden aşırmak mümkün müdür? parmakların ele bitiştiği gibi bu yumuşak sulara yapışmamış mı? insan nasıl olur da şu karşımızdaki ışıkların küçük bir hareketle söndürülebileceğine inanır? bulundukları yere ebediyen mıhlanmış gibi durmuyorlar mı?.. ve biz... kendimizi bu geceden ayırmaya muktedir miyiz? fakat ne garip, şimdi küreklere sarılarak sahile dönmeye ve insan kokan sokaklardan geçerek evlerimize gitmeye mecburuz. hatta bunu hemen yapmamız lazım. çünkü vakit geçti. sevgili teyzelerimiz, amcalarımız var...” burada ağlar ve haykırır gibi bir sesle devam etti: “dostlarımız, âmirlerimiz, işlerimiz, derslerimiz var... allah kahredesi hayatımız var!..”

    içimizdeki şeytan

  • 1
    +1
    -0

    babam, ottan boktan korkan bir tip olacağımdan korktuğunu söylemişti. herkeslerin birşeylerden korktuğu üç kişilik bir çekirdek aileyiz işte. soyadımız korkmaz. ben devlet olsam buna müsade etmem.

    erken kaybedenler/emrah serbes

  • 6
    +6
    -0

    "kardeşliği aynı anneden doğmak zannediyorsanız anasını sikeyim öyle kardeşliğin, dünyanın bütün kötülükleri aynı kazanda kaynarken sen ateşini kimden aldın, ruhunu kimle bölüştün, eksiksiz ve sadeleştirilemez olanın peşine kimle düştün, yıldırımlar düşerken kimdi elini tutan, kim açtı sana yüreğini karşılıksız, kim savundu seni herkese ve her şeye karşı tek başına, odur senin kardeşin, gerisi kan soyudur, miras hukukudur."

    müptezeller-emrah serbes

  • 1
    +1
    -0

    ey türk istikbalinin evlâdı! işte;bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen;türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
    muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!"
    mustafa kemal atatürk-nutuk

  • 5
    +5
    -0

    "daha çok anlat " dedim.
    "hoşuna gidiyor mu ?"
    "çok. elimden gelse seninle sekiz yüz elli bin kilometre hiç durmadan konuşurdum."
    "bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?"
    "gider gibi yaparız"
    (bkz: şeker portakalı)

  • 2
    +2
    -0

    sökülmeye değecek kadar kalmadı bir şey,
    birşeyleri arama hala içimde,
    ve
    sökülmeye değmeyecek kadar fazlasın tenimde...
    kalbimi merak ediyorsan çalışıyor mu diye,
    merak etme , ölmüyorum, ölemiyorum...

    susup ağzımı kapasam,
    kokun yüzünden burnumu tıkasam yine nefes alıyorsun.
    derimi söküyorum üzerimden yine aynı, yaşıyorsun...

    bunu anlatıyorum herkese, soruyorum ne yapmalıyım?
    anı yaşa diyorlar!
    küfür gibi geliyor suratıma gülücükleri,
    sonra anı yaşamaya başlıyorum,
    o an'dan başlıyorum ilk,
    ayrıldığımız o an'dan..
    yeniden yaşıyorum gidişini,
    yeniden izliyorum...

    saçlarının savruluşunu izlemenin,
    acı vereceğini bilirim annemden...
    bu yüzden,
    yine gözlerimi kapatıyorum,susuyorum, burnumu tıkıyorum..
    kandırıyorum herkesi yine kanıyor burnum diye!
    ve gözlerimi kapatıyorum,
    nefes alacak yerin kalmıyor ölüyorsun...
    oysa,
    içimde öl istemedim,
    benim için de, öl istedim biraz...

    ve sana hayatım deme sebebini geçte olsa anladım,
    sen hiç,
    istediğim gibi gitmiyorsun...
    artık;
    ben adamı gözünden tanırım,
    görmüşlüğü varsa seni...

  • 1
    +1
    -0

    ...biraz sonra farkettim ki ben de bu gittikçe daralan sokaklar gibi birtakım karanlık ve dolambaçlı düşünceler alemine giriyorum.

  • 2
    +2
    -0

    "eve girer girmez bir şarkı koydum kendime. bir daha, bir daha başa sarıp dinledim. bir tarafım söylemek istediklerimle doluyken diğer yanım onları yok etmekle meşguldü. arada kalan bendim ve ufalanıp yok olmamam bir mucizeydi. bir yanım diğerine şunu söyleyebilmişti en azından, bunu duyabildim... şarkıyı değil, o şarkıyı ilk dinlediğin zamanki kendini özlüyorsun. o zamana dokunamadığını anlayınca da, şarkıyı bir daha dinliyorsun. geçmiş zamanın şimdiki zamanın işleyişine burnunu sokmaktan vazgeçmemesi de diyebiliriz, buna."
    (bkz: butimar)

  • 2
    +2
    -0

    "akşamdan akşama iki kadehin zararı yoktur. insana dünyayı unutturur. eh bu dünyada unutulacak dünya zaten.."

    kürk mantolu madonna

  • 0
    +0
    -0

    ”evet bitti, zor oldu ama bitti…neden bitti biliyor musun? inanmaya gücüm kalmadığı için bitti. incittiğin yerler daha geçmedi diye bitti. senden vazgeçmem sandığın için bitti. uğruna gösterdiğim sabrı anlamadığın için bitti. zerre kadar değişmeyeceğin için bitti.”

    hangi kitap ? - bringerofrain6 26 Şubat 2017 04:28
    canan tan- yüreğim seni çok sevdi - serceparmagim 26 Şubat 2017 15:08
  • 2
    +2
    -0

    sevmek, seviyorum demek değildi,
    fedakarlıktı, ait olmaktı, sahiplenmekti
    şimdileri bilmem ama sevmek eskiden sakınmaktı...

  • 0
    +0
    -0

    kimi zaman sevdiğimizin ne olduğunu bilmeden severiz. ve insan henüz neyi sevdiğini bilmediği böyle zamanlarda o'ndan başkasını sevdiğini zannedebilir.