Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("kitaplardan alıntılar") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 2
    +2
    -0

    şöyle dedi: "çok korkuyorum".
    'neden' diye sordum.
    öyle mutluyum ki, doktor resul. böylesine büyük, müthiş mutluluk, insanı korkutuyor.
    yine nedenini sordum, şöyle dedi :
    "senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler."

  • 0
    +0
    -0

    ama ben açık fikirli birisiyim. bu akşam üzülüyorum kendim için. çünkü, acı çekeceğim kesin.

  • 0
    +0
    -0

    'i̇nsanın derdini avutan akıl ve hikmettir,denizlerin ötesindeki yerler değil.'yani tedbil-i mekanın bir anlamı olmadığı nasıl bir hastayı taşımanın yarar değil zarar verdiği düşünülürse düşüncelerin hasta olduğu durumda aynı şey geçerli.hemen devamında 'onun için kalabalıktan kaçmak yetmez.bir yerden başka bir yere gitmekle iş bitmez.i̇çimizdeki kalabalık hallerimizden kurtulmamız,kendimizi kendimizden koparmamız gerek.'
    sonuç olarak sağa sola veya bir manzaraya gitmek bizi kurtarmaz çünkü kendimizi yanımızda taşıyoruz.

  • 0
    +0
    -0

    "acaba ağaçtan, ottan ya da uçamayan böceklerden filan bir yerden sevmeye başlamış mıydım? bir yerden sevmeye devam edebilir miydim? çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. ya hiç sevmemişsem bugüne kadar? bir kitaba yeniden başlamak gibi, sevmeye yeniden başlamak pek kolay sayılmazdı herhalde."

    korkuyu beklerken-oğuz atay

  • 0
    +0
    -0

    bir şaire kur yapan kadının, şairin şiirlerini okumak istediğini söylemesi üzerine aldığı yanıt;

    "yüzünüz sivilceli. kadife pantolon giymişsiniz. dudaklarınız öldüm ölesiye güzel. yanaklarınız anlatılmamalı. şarap içiyoruz yanaklarınızın rengine. bankta filan değil, evdeyiz şimdi. saz çalıyorum. türküleri paylaşıyoruz, kimsenin imzası olmadan. bütün türkülerimiz ve şarap anonim. demiri toz ediyorlar, sevgiyi yoz.."

    (bkz: hüzünbaz sevişmeler)
    (bkz: yılmaz erdoğan)

  • 0
    +0
    -0

    hayatın basit olmasını istersin, ama basit değildir.

    -korkma ben varım

  • 6
    +6
    -0

    "öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım?"

    "çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın.hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir."

  • 4 kim söylediyse yanılmış. kavafis'in türkçeye çevrilmiş bir şiirinden kısa bir alıntıyla örnek vereyim; "yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. bu şehir arkandan gelecektir. sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın, aynı mahallede kocayacaksın; aynı evlerde kır düşecek saçlarına. - louis froziel 24 Haziran 2019 01:30
    4 dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. başka bir şey umma. ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de..." - louis froziel 24 Haziran 2019 01:30
    4 oğuz atay'ın bir bilim adamının romanı mustafa i̇nan kitabında geçiyor. güzel bir örnek verdin aslında yanıltır nitelikte. ama belki de 'pek' o yüzden kullanılmış olabilir. yani ona göre öyle denebilir diyeyim - beynineksiklobu 24 Haziran 2019 01:39
    4 pazardan meyve sebze alırken iyisini seçmeyi bilmeli. bu da o hesap. pek'lik bir durum yok seçmeyi bilen için. - louis froziel 24 Haziran 2019 03:01
  • -2
    +0
    -2

    geçenlerde soyadın adıma yakışıyor mu diye denedim
    bir kadın öyle her adamın soyadını yakışıyor mu diye denemez adına..

  • 1
    +1
    -0

    bu arada kaç defa rüyama girdin.
    bazen iyi, bazen fena.
    ama ne olursa olsun, hepsi, içimin senden uzak kalamadığına delalet ediyordu.

    hiç merak etmedin mi?

    nahit hanım'a mektuplar/ orhan veli kanık

  • 1
    +1
    -0

    yarın evleniyorum murat!
    bir başkasının kadını olmadan önceki son gecem bu…
    biraz dertleşelim mi!
    biliyorum, çok kızdın bana.
    veda bile etmeden çekip gitmekte haklıydın.
    son sözlerinle, bursa ya gelin gideceğime amerika da evlenip oraya yerleşmeyi göze almamı yadırgamıştın.
    bunu senin için yaptığımı söylesem inanır mısın bana!
    unutma, sende kabul etmiştin;imkansız aşktı bizim ki.
    asla bir araya gelemeyecektik!
    i̇çindeki son umut kırıntılarını yok etmeden,benden vazgeçip kendi düzenini kuramayacaktın.
    o kırıntıları söküp atmalıydım ki, yollarımız bir daha kesişmemek üzere ayrılabilsin…
    i̇şte bunu yaptım ben murat!
    başka türlü kurtulamayacaktın sevdamdan.
    i̇ndireceğim ağır darbenin şiddetini hafifletecek bir yol aradım.
    buldum da: gözlerden uzak bir yerde,bir yabancıyla evlenmek!
    kabul etmelisin ki, burnunun dibinde bir başka türk i̇le evlenmeme dayanamazdın.
    söylemiştim sana, ölesiye bir aşk yok aramızda.
    onun yüreği senin kadar sevmiyor beni.
    benim yüreğimse çoktan vazgeçti kendinden…
    sen ne düşünürsen düşün, aşkımıza ihanet ettiğime inanmıyorum ben.
    sessiz sedasız hayatından çıkıyorum yalnızca…

    hoşçakal murat! özgürsün artık…

    canan tan- yüreğim seni çok sevdi

  • 6
    +8
    -2

    "eğer bir millet iktidarda bulunan kişilerin şerefsizliğini, alçaklığını, hırsızlığını, yalnızca kendi siyasi görüşünden olduğu için görmezden geliyorsa, o millet erdemini yitirmiştir. erdemini yitiren millet bir gün vatanını yitirir"

    (bkz: prens)

  • 2
    +2
    -0

    "iyi ve mutlu yaşama kabiliyeti bulunmayan insanlara her çağ ağır gelir. buna karşın her iyiliği kendinden bekleyenlere* doğadaki zorunluluğun neden olduğu bir şeyin kötü görünmesi mümkün değildir. bunların başında da yaşlılık gelir, herkes ona ulaşmayı ister, ulaşınca da onu suçlar, işte böyle büyüktür budalalığın tutarsızlığı ve huysuzluğu!"

    (bkz: yaşlı cato veya yaşlılık üzerine)
    (bkz: marcus tullius cicero)

  • 1
    +1
    -0

    çocukluğumuzun ve ilk gençliğimizin değişmezlerindendir üç numara saçlar.
    bir kuaförün önünde oturup da uzun uzun saçımızı nasıl kesmesi gerektiğini anlatmak gibi bir lüksümüz olmadı hiç.
    tek bir cümle sarf ettik.kısa ve basit bir cümlecik; ''üç numara olsun'' istenmeden, bilmeden söylenmiş, ağız ucuyla, kısın bir sesle, yarım yamalak söylenmiş bir cümlecik.
    bazen hiçbir şey söylememizi gerektirmeyecek kadar belli olurdu saçlarımızı nasıl kestirmek istediğimiz.
    aslında istemek değil de zorunluluk demek daha doğru.
    makinayı al ve saçların dibinden gir.

    berberler anlarlardı bunu.
    bakışlarımızdan, duruşumuzdan, yürüyüşümüzden, sıra beklerken, oturuşumuzdan. saçları üç numara kesilecek çocuklardan, gençlerden olduğumuzu daha söylemeden anlarlardı berberler. kendileri için de kolay nasıl olsa. model yapmak, şekil vermek yok. üç numara işte! makinanın girdiği gibi.

    ailelerimiz böyle istiyordu. öğretmenlerimiz, okul idaresi böyle istiyordu. kurstaki hocalarımız böyle istiyordu. çevremizde otoriteyi temsil eden kim varsa aynı şeyi istiyordu; ''üç numara olacak!'' farklı olmak, göze çarpmak, biraz da güzelleşmek,mutlu bakmak bir parça nasıl da öfkelendirirdi bir çoğunu.

    herkesin kendine göre makul bir sebebi vardı elbet.temizlik için, güzel göründüğü için, yönetmelikler için,parasızlıktan, bitlenmemek için ve daha bir sürü sebep. sonuçta gerçek olan tek bir şey vardı ki, ilk gençlik çağına geldiğimiz halde aynı saçlarla dolaşıyorduk; üç numara.

    bu durum saçlarımızı yeni kestirdiğimiz zamanlarda koyardı en çok. azıcık daha kesilse kabak gibi kelleşmiş bir kafayla yürümek ne kadar da zordur. kızlar asla hoşlanmaz bundan. gidip iki kelime konuşacak cesaret bulamazsınız üç numara saçlarla. kimliğini ele verir. hangi mahallede oturduğunu, nasıl bir aileden geldiğini, kaç paralık bir adam olduğunu şıp diye anlayıverirler saçlarından. uzun saçlarına jöle sürmüş çocukların yanında hiç şansın yoktur zaten.

    etrafında ilk yüzleştiğin otoriteler seni bir çeşit hizaya sokar. sana şekil verir. hayatının ilerleyen yıllarında karşılaşacağın otorite koyma biçiminin ilk türlerinden biridir üç numara saçlar. saçlarını biraz uzatmaya kalkıştığında, müdürün öfkeli ellerindeki makas saçlarının önünde koca bir tutam alır ve sen yine berbere aynı cümleyi acıyla söylemek zorunda kalırsın; '' üç numara olsun''.

    onlar senin için yararlı ve güzel olanın bu olduğunu düşünürler. onlar senin için yaralı ve güzel olanın ne olduğunu aslında her şey için ve her zaman bilirler.

    adımların güvensizleşir, sözlerin güvensizleşir, duruşun güvensizleşir. utanç dolu susuşlarınla kalakalırsın. başın önde yürümeye başlarsın. bir türlü gizlenmesi mümkün olmayan bir tutsaklık halkası gibidir üç numara saçlar.

    bazen merhametli berberlerin önden bıraktığı bir tutamın tesellisiyle dönerdik evlerimize, okulumuza, kursumuza. biraz tebessüm, biraz umut işte o kadar. öfkeli bağırışlarla berbere geri döndüğümüzde çok oldu bizim. utanarak, sıkılarak öfkeyle geri dönüp; '' her tarafı üç numara olacakmış'' dediğimiz günler çok oldu.

    olacakmış!

    evet hep böyle söylerdik. çünkü bu bizim fikrimiz değil. çünkü bize kalsa uzatıp arkaya doğru tarayacaktık. bize kalsa jöleleyip ya da en azından limon sürüp havaya kaldıracaktık. çünkü bize kalsa devrimci isyanı gibi arkaya doğru tarayacaktık.

    üç numara olacakmış!

    çünkü onlar böyle istediler.

    kalabalıklara uzak duruşumuz belki de bu yüzden. i̇nsanlar arasına karışmak istemeyişimiz bir parça da bu yüzden. güzel kızların yanında güvensiz duruşumuz, beğenilmeme korkusu, mahçup bakışlarımız biraz da bundan. çabuk öfkelenmemiz, zarar vermemiz kimi zaman, saldırganlığımız belki bu yüzden.

    saçların hep üç numara kesildiği mahallelerde büyüdük.

    üç numaralı öfkemiz hep saklı bir yanımızda.

    tarık tufan

  • 2
    +2
    -0

    "...her geçen gün yeni suçlar öğreniyor insan,
    okudukça, düşündükçe, yeni insanlar tanıdıkça
    sadece günahlarının arttığını hissediyor…"

    tehlikeli oyunlar, oğuz atay

  • 1
    +1
    -0

    ey türk istikbalinin evlâdı! i̇şte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, türk istiklâl ve cumhuriyeti’ni kurtarmaktır! muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
    mustafa kemal atatürk- nutuk

  • 5
    +5
    -0

    i̇nsan daha doğar doğmaz ölmeye başlar. fizikçilere ve doktorlara göre her gün bizden bir parça yok olmaktadır. demek hayat, düşünüldüğü gibi ölüme bir karşı koyma değil, onun bir gündelik kabulü, yani bir çeşit ölüm biçimidir.

    giovanni papini, gog

  • 5
    +5
    -0

    gençliğinde bir ideal için birlikte heyecanla kitap okuduğu kızla daha sonra evlenmek, babama göre en büyük mutluluktu.

    kırmızı saçlı kadın

  • 1
    +1
    -0

    "i̇nsanlar okunmamış birer kitaptır. en basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının okunmasına bırakmalı. biraz derince olanların ise, iyice okunduktan sonra üzerinde az veya çok düşünmek lazım.”

    (bkz: ruh adam)

  • 4
    +4
    -0

    "doğaya ve insanlara bakıp bakıp her şeyi karanlık ve kasvetli gören insanlar haklıdır. ne var ki bu karanlık ve kasvet onların kendi tasalı ruhlarının ve görüşlerinin rengini yansıtır".

    (bkz: oliver twist)

  • 0
    +0
    -0

    beni anlamalısın... çünkü ben kitap değilim; çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz. yaşarken anlaşılmaya mecburum.

  • -1
    +0
    -1

    daha önce, daha uzun paylaşmışım ama şimdi daha net anlıyorum sanki...

    "aşık olduğun adam, şu sürpriz yumurtalara benzer, hani şu bakkallarda satılan var ya..."
    "evet?" diyorum.
    "i̇lk başta, onu sıradan, dışarıdaki herhangi bir insan gibi gördüğün zamanlarda ambalajdan ibarettir. diğer milyonlarca yumurtadan biridir sadece. sonra sen onu seçersin. sen onu seçtiğinde yavaş yavaş ambalajından sıyrılmaya başlar işte. o zaman en tatlı kısmı, sütlü çikolata kısmı meydana çıkar. aşık olursun ve onun o herkesin göremediği lezzetli yanlarını tadarken zevkten mayıştığını hissedersin. en tatlı, en hülyalı zamanlarını yaşarsın. dışarıdan gördüğün tekdüzeliğin altına gizlenmiş o yepyeni, o heyecan verici, o güzel ayrıntıların keyfine varırsın. ardından bir süre sonra içindeki sürpriz oyuncak meydana çıkar. i̇şte o en içteki, en gerçek ve en güçlü noktadır. erkekler oyuncaklarını göstermeden önce sütlü çikolatalarıyla senin aklını başından alırlar. bu içgüdü gibi evrimle ilgili bir şey herhalde. çünkü sürpriz oyuncağın en önemli yanı sürpriz olmasıdır. seni dünyanın en mutlu küçük kızı da yapabilir, bütün hayallerinin yıkılmasına da sebep olabilir."

    (bkz: pembe mezarlık ) (bkz: can temiz) & (bkz: ismail türküsev)

  • 2
    +2
    -0

    vazgeçiyorum; bütün insanlığın önünde eğilerek özür diliyorum: beni yanlışlıkla çıkardılar sahneye. 
    galiba ben de sizin gibi vazgeçiyorum sevgili oğuz atay. birdenbire vazgeçmek, bırakıp gitmek antibiyotik gibi geliyor. fazlası zararlı olsa bile vazgeçiyorum. bunca zaman kendi kendime iyileşmeyi bekleyerek hata etmişim. bu antibiyotiği en başta almalıydım. en başta sevmek hastalığına yakalanmamalıydım. sevdanın başını küçükken ezmeliydim.