Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("kitaplardan alıntılar") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 4
    +4
    -0

    " başının içindeki düşünceler tıpkı şu gökyüzündeki seyrek bulutlar gibi daimi bir hareket halinde, şekilsiz ve elle tutulamayacak kadar dağınıktı. "
    sabahattin ali - içimizdeki şeytan

  • 2
    +2
    -0

    ''bir çiçekle bahar gelmediği gibi bir başarısızlıkla bir düşüncenin yanlışlığına hükmetmek de sağlam bir mantığın eseri sayılamaz.''

    hüseyin nihal atsız-turancılık, değerler ve gençlik

  • 4
    +5
    -1

    "dünyada ne kadar çok dert vardı değil mi? onca acı ve ıstırabın arasında bir aşk acısı, ne kadar basitti..."

  • 0
    +0
    -0

    halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz

  • 1
    +1
    -0

    "ah be ali" dedi bakışlarını ayırmadan."verilmiş sadakan varmış."birden beni hatırladı, telaşla döndü. "size dee geçmiş olsun başkomiserim. ucuz atlatmışsınız."

    beni unutmuş olmasına hiç alınmadım, aşk dünyanın en iyi mazeretiydi.

  • 3
    +3
    -0

    '' yüreklerinin en düşsüz yerinde
    öyle apansız kalakaldım
    ben kötüyüm, erdem kimin adı
    bir bıçakla rüzgar sokarım içime
    sonra iyileşeceğimi söylerim
    cam kırıklarının üzerinde sevişmekten bıktım derim
    az acıyı arıyordum kendi kanımı içiyordum derim

    dilsizim
    babam da yok benim.''

    (bkz: umay umay) (bkz: orospu kırmızı)

  • 3
    +3
    -0

    "acizleri, layık olmadıkları mevkilere geçiren bir devlet batar!"

  • 3
    +3
    -0

    " daha çok anlat, "dedim.
    " hoşuna gidiyor mu?"
    " çok. elimden gelse, seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum."
    " bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?"
    " gider gibi yaparız."

    2 şeker portakalı ne güzeldir - eeffu 16 Ocak 2018 02:22
  • 2
    +2
    -0

    dostum, bence hiçbirseyin gereği yok. bütün bu akdemiler, bilimler, uçaklar...hepsi gereksiz şeyler. gerekli olan sadece bir köşe ve istediğim zaman sarılıp öpebileceğim, ondan da her yönden karşılık görebileceğim bir kadırdır. i̇şte o kadar...

  • 2
    +2
    -0

    "cebimdeki intiharları masanın üzerine boşalttım, buna sıcacık bir gülüşün yetti. ve bir gün o gülüş beni göz çukurlarımdan aşağı itti.."

  • 1
    +1
    -0

    "hiç neden yokken, kendimi sanki dünyada yapayalnız kalmış, terk edilmiş hissetmeye başladım."

  • 0
    +0
    -0

    "sen acıyı biriktirmeyi seversin olric. sen biriktirmeyi seversin… hadi devam et şimdi, kuru yaprakları… deniz taşlarını… gözyaşını… sorulamamış soruları… senden kalan sesleri… yaşanamamış paylaşılmışlıkları… birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü… ve özlemi biriktirmeye."
    oğuz atay - tutunamayanlar

    malbayim mahfettiniz bizi malbayim :d - aleoan 17 Ocak 2018 00:23
  • 1
    +1
    -0

    beni affetme. anlama da. hayatımın özeti, düzeltilemeyecek kadar vahim bir anlatım bozukluğu. beni daha fazla konuşturma. ben susayım, sen ağla

    (bkz: ali lidar)

  • 1
    +1
    -0

    -ben başkayım
    +bende başkayım. (fatma'ydı bu.)
    -doğru, hep başkayız. ayak bastığımız her yer dünyanın merkezi oluyor. her şey bizim çevremizde dönüyor...

    (bkz: aylak adam)

  • 2
    +2
    -0

    “unutmuş gibi yaptığım her şeyi hatırlıyorum. biliyorum hangi acımın hangi yarama denk düştüğünü. ve sırf bu yüzden loriana, aynaya bakarken gözlerimi gözlerimden kaçırıyorum. ne olur kimseye söyleme ama, çok yoruldum..”

  • 3
    +3
    -0

    benim babaannemdi, ama bütün köyün, annemgilin ve dedemin dediği gibi bakele derdim ben de ona. dedeme ise dede.
    dedem, babamın anneme davrandığından daha iyi davranırdı bakele’ye.
    “sen yorulma, ineği ben sağarım.” gider sağardı.
    “su vereyim mi bakele?” verirdi.bazı geceler çok soğuk olurdu yayla, “dur bakele…” derdi elindeki odunları alıp. “sobayı ben yakarım.” yakardı.
    şehre indiği her sefer kalın kalın kitaplar getirip “bakele…” derdi, “al. oku sen. i̇şlere ben bakarım.” bakele dedeme kocaman güler, “sağ ol i̇brahim.” deyip gömülürdü.gömülürdü getirdiklerinin arasına. okurken, suyun altına girmiş de nefesini tutuyormuş gibi gelirdi bana. sıkılırdım önce, sonra korkardım, sonra gidip dedemin eteğini çekiştirir, “bakele’ye bi şey mi oldu dede?” diye sorardım. “şşt.” derdi dedem. “okuyor oğlum, ne olacak?hadi gel, biz de gazetenin resimlerine bakalım seninle.” alırdı beni kucağına, işaret parmağıyla göstere göstere okur, anlatırdı.
    “sen niye okumuyosun dede?”
    “i̇şte ben de gazete bakıyorum ya.”
    yanlarına gittiğim her yaz bir şeyler öğrenirdim. kitap okunur, gazete bakılırdı meselâ.sağılan ineğin arkasında durulmazdı. uyuyan köpeğin yakınından geçilmez, eriğe tırmanılmaz, örümcek, kelebek öldürülmezdi.
    öğrenirdim.
    bakele macirdi.
    “macir ne demek dede?”
    “göçmen demek oğlum.”
    “göçmen ne demek?" başka memleketten gelmiş insan demekti.okul gibiydi benim için köy. duvarsız, çatısız. kışın şehirde okurdum, yazın köyde.

    yazdan yaza gelip gidiyor, her yaz biraz daha büyüyor, okuryazar falan oluyor, dedemin getirdiği gazetelere kendim bakmayı, bakele’nin elinden bıraktığı klitapları kendim okumayı öğreniyordum.macir’in macir değil muhacir olduğunu meselâ… orta iki’de.

    ve bakele’nin gözünün içine bakan dedeme saygı duymayı, onu giderek bakele’den daha fazla sevmeyi öğreniyordum. ama dedemi daha çok sevdiğim için değil; dedem bakele’yi babamın annemi sevdiğinden daha çok sevdiği için.babam annemden su isterdi: “semiha, su getir.” dedem, bakele istemeden getirirdi suyunu. soğutur da getirirdi hem.
    “semiha çay koy.” derdi babam. dedem çayı demler, getirip bakele’ye ikram eder, “beğendin mi?” diye de sorardı.babam anneme kızardı sık sık. temizlik yaparken “ayağını kaldırıver.” dediğini duysa, “bir rahat vermedin.” diye terslenirdi. “bağırttıracaksın beni şimdi çocuğun yanında.” annem korkardı babamdan.dedem,bakele evde yokken temizlerdi evi; en çok da onun oturup kitap okuduğu köşeyi temizlerdi. “mis gibi yaptım bakele.otur, rahat rahat oku.” bakele dedemden hiç korkmazdı.bakar öğrenirdim ben.güzel şeyler öğrenirdim.lise sondaydım. bir kış vakti döndüm ki babam evde; gözleri kızarmış, annem bir köşede hem ağlıyor hem toparlanıyor “köye gidiyoruz. hazırlan.”bakele ölmüş.

    yol boyu bakele’yi düşünmeye çalıştım ama hep dedem geliyordu gözümün önüne. kime su getirecekti? kim yorulmasın diye ineği sağacak, rahat okusun diye köşeyi süpürüp silecek, kim için çay demleyecekti?
    ne edecekti?

    biz vardığımızda gömmüşlerdi bakele’yi.günahmış. ölü bekletilmezmiş. dedem önümüze düştü, annem ağlar, babam ağlar, köyün küçük kabristanına gittik. başucuna bir tahta dikmişler, toprak hamile gibi kabarmış, bakele içinde yatıyor. ama ben gene ona veremedim aklımı. gözüm de dedemdeydi gönlüm de.ne zaman başucu tahtasında “vesile kara, ruhuna fatiha” yazısını gördüm, anca o zaman bakele’ye gitti aklım.

    vesile?

    “acaba…” diye düşünüyordum dua edermiş gibi yaparken, “bakele babaannemin gayrimüslim adıydı da dedem tutup vatan hasreti çekmesin diye?..” ama yok.bakele yedi göbekten müslümandı.

    üç gün kaldık köyde.gelenden gidenden anneme de yaklaşamadım babama da. ağlayıp duruyorlardı.dedem donmuş gibiydi bir tek.gözü hep bakele’nin kitap okuduğu köşede, onu ne kadar özlediğini bilmesen gülüyor dersin, yüzünde de yumuşacık bir ifade.annemgil komşulara veda etmeye gidince cesaretimi toplayıp yanaştım dedeğimin eteğine. 
    “dede?..” dedim, “bakele ne demek?“
    anlattı.
    “canım” demekmiş.
    ve “aşkım” ve “bir tanem” ve “her şeyim” ve “ömrümün vârı” ve “gözümün nûru” ve “kalbim” ve “işığım” ve daha yüz binlerce güzel söz, güzel ses demekmiş.

    i̇lk “canım” demek istediğinde ar etmiş dedem, “hanım” dese “malım” demiş gibi olur diye korkmuş, “vesile” dese çok resmi, soğuk. ama kendinden tarafa bakmasını istiyormuş, onu görmesini, onun içini, yüreğini,sevdasını fark etmesini istiyormuş; anlatacak, dökülecek, gerekirse ağlayacakmış. “baksana” dese olmaz, “bak hele...” demiş, devamını getirebilecekmiş gibi.
    bakele dönüp bakmış. 
    dedem bütün söyleyeceklerini unutmuş, öylece kalmış.
    beklemiş beklemiş bakele, gülümsemiş,dedemin elini tutmuş, bakmış ki dedem yutkunup duruyor, “anladım i̇brahim….” demiş. “anladım… sen bana bakele de bundan sonra, ben anlarım senin ne demek istediğini.”

    aşk, âşık olduğunla yekvücut olmakmış.
    öyle dedi dedem.

  • 2
    +2
    -0

    ne alakası var yahu, dedi cavit.
    hiddetlenmişti zübeyir, burnundan soluyordu.
    var dedi cavit'e dönerek; vurduğunda bağırıp çağırır yahut herhangi bir ses çıkarırsan, yarası ne kadar ağır olursa olsun, sese tutunup ayağa kalkar domuz, imkanı yok ölmez!
    o yere yıkıldı mı sessiz olacaksın bu yüzden, gıkını bile çıkarmayacaksın.
    allah allah, dedi vakkas dayım, ben hiç duymamıştım bunu.
    öyledir dedi zübeyir;

    bazı canlıları yara öldürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor.

  • 4
    +5
    -1

    "aşık olduğun adam, şu sürpriz yumurtalara benzer, hani şu bakkallarda satılan var ya..."
    "evet?" diyorum.
    "i̇lk başta, onu sıradan, dışarıdaki herhangi bir insan gibi gördüğün zamanlarda ambalajdan ibarettir. diğer milyonlarca yumurtadan biridir sadece. sonra sen onu seçersin. sen onu seçtiğinde yavaş yavaş ambalajından sıyrılmaya başlar işte. o zaman en tatlı kısmı, sütlü çikolata kısmı meydana çıkar. aşık olursun ve onun o herkesin göremediği lezzetli yanlarını tadarken zevkten mayıştığını hissedersin. en tatlı, en hülyalı zamanlarını yaşarsın. dışarıdan gördüğün tekdüzeliğin altına gizlenmiş o yepyeni, o heyecan verici, o güzel ayrıntıların keyfine varırsın. ardından bir süre sonra içindeki sürpriz oyuncak meydana çıkar. i̇şte o en içteki, en gerçek ve en güçlü noktadır. erkekler oyuncaklarını göstermeden önce sütlü çikolatalarıyla senin aklını başından alırlar. bu içgüdü gibi evrimle ilgili bir şey herhalde. çünkü sürpriz oyuncağın en önemli yanı sürpriz olmasıdır. seni dünyanın en mutlu küçük kızı da yapabilir, bütün hayallerinin yıkılmasına da sebep olabilir. i̇yi dinle."

    ...

    "i̇yi dinle çünkü bu dersimizin yeni konusu. sürpriz oyuncağa yalnız üçüncül bilgiler sayesinde ulaşabilirsin.
    üçüncül bilgiler elde etmesi en riskli olanlardır. çünkü onları elde etmek için mutlaka ilişkinin içinde olmak zorundasın. geri dönüş yok yani. i̇lişki ilerledikçe erkeğin en zayıf, en eksik, en takıntılı, en garip yönlerini keşfetmeye başlarsın. i̇şte bu çok risklidir. çünkü bunları gördükten sonra ilk defa karşına çıkan bu oyuncakla zevkle oynamaya da başlayabilirsin, sıkılıp hayal kırıklığına da uğrayabilirsin. üçüncül bilgileri elde etmek çok risklidir çünkü bir adama bağlanmak da, nefret etmek de bunlara bağlıdır."

    ...

    "sonra, geriye çöp kalır. i̇ster zevkle ister hayal kırıklığıyla olsun, uzun bir süre daha, sırf yalnız sana ait olduğu için oyuncağınla oynamaya devam edersin. adam seni o sırada aldatıyor olsa bile fark etmez. o saniyede dünya üzerinde onun sürpriz oyuncağının ne olduğunu bilen bir tek sen varsındır. o yüzden o, senindir. i̇şte bu yüzden erkeklere, aldatmak büyük bir mesele gibi gelmez. çünkü onlar için sürpriz oyuncaklarını, yani gerçek kendilerini gösterebildikleri kadınla, diğer kadınlar çok farklı yerlerdedir."

    (bkz: pembe mezarlık - can temiz & i̇smail türküsev )

    1 kaynak ekleyiniz... - kaju 29 Ocak 2018 13:25
    1 editlendi. yazmaktan yorulunca unutmuşum - lszyn 29 Ocak 2018 13:27
    1 teşekkürler. :) - kaju 29 Ocak 2018 13:29
    2 yine de aldatmak kötüdür, pistir. - solocunuz 06 Ocak 2019 13:57
    1 tabi ki. yazar burada erkekler için basit olmasının sebebini açıklamış kendince. bu asla aldatmanin kötü olduğunu hafifletmez - lszyn 06 Ocak 2019 14:03
  • -1
    +1
    -2

    alıntı: bir yazıya bir başka yazıdan alınan küçük parça. yani diyor ki bir başkasına ait,sizin değil.

    kaynak gösterilmeden alıntı yapılan entirilerle dolu saçma başlık.
    neye yaradı şimdi ben buradaki bir entiriyi okuyunca? altında hangi kitaptan olduğu yazıyor mu? ee nasıl alıp okuyacağım bu kitabı?
    sonra küçük iskender'in hakan günday'ın güzelim cümlelerini orada burada kezban profillerinde, sokaklardaki duvar yazılarında görüyoruz. kimse kimin söylediğini bilmiyor.
    sağ olun gözlerim kanadı yine.

  • 5
    +5
    -0

    " her halkın içinden hem büyük şahsiyetler hem de aşağılık insanlar çıkabilmektedir.bunlardan hangisinin iktidara geleceğini belirleyen temel etken halk kitlelerinin hakim olan ruh halidir.halkın sahip olduğu değerler nelerdir? zekası,iradesi ve vicdanı gelişmekte midir yoksa zehirli otlar sarmış gibi,çürüyerek yok mu olmaktadır? veya zavallı,utanç verici bir mevcudiyet için mi sarf edebilmektedir?" (bkz: beyaz zambaklar ülkesinde)