Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("kitaplardan alıntılar") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 2
    +2
    -0

    "eh, neticede olgunluk dediğin, hayatı daha fazla acıyla kabullenebilme yetisi değil midir ? " kan ve gül / alper canıgüz.

  • 1
    +1
    -0

    "elinden bir şey gelmemenin acısını iniş takımları olmayan melekler bilir. bir arabanın farlarına kilitlenip kalmış sincaplar bilir. suyun dibine ağır ağır çöken taşlar bilir. matkapla göğsünün ortasına açılmış bir pencere düşün. perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya. eskisi gibi acımıyor ve de asıl bu acıtıyor."

  • 2
    +2
    -0

    göğe çıkıp yıldızların ışıltısına ulaşmak yerine, şimdi üzerinde uyuduğumuz toprağın içine girmeyi hayal etmemiz doğru muydu?
    orhan pamuk- kırmızı saçlı kadın

  • 2
    +2
    -0

    kalpten kalbe yol vardır.
    bu yol dardır, oradan çok ince duygular geçer. susarsınız, susarım, anlaşırız. zekamız kelimeleri sevdiği kadar kalbimiz bunlardan nefret eder. kalbimizin dili sükuttur. çünkü hiçbir duyguya isim verilemez. kendilerine birer ad taktığımız duygular, şuurumuzda kabuk bağlamış, aklileşmiş ve kalple rabıtasını kesmiş kalp unsurlarıdır. kelime kalpazanlığı yapmadan konuşmak sırrını kalp bilir.

    -bir akşamdı

  • 2
    +2
    -0

    siz hiç, kırıldığınız yerden tamir olup defalarca aynı yerden kırıldınız mı? paramparçayken, tuzla buz olmuşken tekrardan parçalanmak için birleştiniz mi? bile bile, yürüdünüz mü acıya? hiç, 'sonunda acı olduğunu bile bile neden seviyorum ki seni?' dediniz mi? dediyseniz, sizde kırık bir kızsınız demektir. ve kırık bir kızı etkilemek, hiç ama hiç zor değildir, en iyisini siz bilirsiniz. (bkz: öfa)

  • 2
    +2
    -0

    "yüce tanrım! ya ona azıcık merhamet ver, ya bana çokça dayanma gücü. ya bendeki sevginin birazını ona ver; ya ondaki vurdumduymazlığın birazını bana. tanrım! ya onu bana ver ya beni ona.."

    -efsane

  • 3
    +3
    -0

    "hayat dediğimiz hengame, iki insan arasındaki mesafeden ibaret.
    birbirimizin ruhuna degebilmek için çırpındıkça çırpınıyor, bitap düşüyoruz sonunda.
    o mesafe bir türlü kapanmıyor, kapanamıyor.
    kah içine kapanarak yakınlığı arıyor insan.
    kah içini dökerek.
    kah alıp başını giderek.
    ne içine dönmek sorunları çözüyor hayatta ne de gitmek. çünkü insan gittiği yere kalbini de götürüyor.
    her adım ömürden düşen bir gün çünkü.
    her adım bir ayrılık.
    kalbin istediği bir damla yakınlıkken, her ayrılık biraz daha mesafe."

  • 4
    +4
    -0

    maria puder son birkaç dakika zarfında biraz sükunetini kaybetmişe benziyordu. bunu tespit edince memnun oldum: onun hiç sarsılmadan gittiğini görmek, beni herhalde pek üzecekti. mütemadiyen elimi tutup bırakıyor: “ne manasız şey?.. ne diye gidiyorsun sanki?” diye söyleniyordu. “asıl sen gidiyorsun, ben daha buradayım!” dedim. bu sözümü fark etmemiş göründü. kolumdan tuttu. “raif… şimdi ben gidiyorum!” dedi. “evet… biliyorum!” trenin hareket saati gelmişti. bir memur vagon kapısını örtüyordu. maria puder merdiven basamağına atladı, sonra bana eğilerek, yavaş bir sesle, fakat tane tane: “şimdi ben gidiyorum. fakat ne zaman çağırırsan gelirim… ” dedi.
    evvela ne demek istediğini anlamadım. o da bir an durdu ve ilave etti:
    “nereye çağırırsan gelirim!”
    bu sefer anlamıştım. ellerine sarılmak, öpmek için atıldım. maria içeri girmiş, tren sessiz sedasız hareket etmişti. bir müddet onun bulunduğu pencerenin yanında koştum, sonra yavaşladım, elimi sallayarak:
    “çağıracağım… muhakkak çağıracağım!” diye bağırdım. (bkz: kürk mantolu madonna)

  • 2
    +2
    -0

    bir gün bir kitap okurken şu satırlar dikkatimi çekti. yazar o kadar net anlatmış ki karakteri, direk kendimi buldum satırlarda. beni hayatta bu kadar net anlatan bir yazı yoktur herhalde.

    "uzun zamandır kendimi iyi hissetmiyorum. açık konuşalım mı? kendimi bile hissetmiyorum ben. ruhum çekilmiş gibiydi, taşıdığım boş bir bedendi aslında,ordan oraya birileri itiyor, birileri çekiyor,bana yön veriyordu.

    tıpkı hayatım gibi .

    dışarıdan sert görünebilirdim. kapılarımı herkese sımsıkı kapattığım, defalarca üzerlerine kilit vurduğum doğruydu, hiç inkar etmemiştim zaten. kendimi kendime saklamıştım,kendimi kitaplarıma saklamıştım , kendimi beni benden daha iyi anlayan şarkılarıma saklamıştım. tanımadığım birine gülümsemeyi saçma buluyordum,birilerini elimde olmadan kırmışsam neredeyse umursamıyordum bile,insanlardan bana neydi ki? benim hakkımda istediklerini düşünebilirlerdi,kimseye kendimi kanıtlamak yada onlara kendimi sevdirmek zorunda değildim. kimseye ihtiyacım yoktu. ihtiyacım olan kişileri ben uzun zaman önce kaybetmiştim zaten. devamı önemli miydi?

    değildi.

    o halde çizdiğim manzaraya geriye doğru bir adım atıp tekrar bakıyordum şimdi. sert ,umursamaz biri. gülümsemeyi sevmiyor,gülümsemeyi bilmiyor. insanlar gram umrunda değil. bu kişi bencil. bu kişi ukala. bu kimseyle konuşmaya tenezzül etmiyor. ne kadar da itici. bu kişinin kimseye ihtiyacı yok , o halde bu kişi zayıf değil. kendi ayakları üzerinde durabilir, hadi ona yüklenelim. alabildiğine sayıp sövelim, ne kadarını kaldırabilir,deneyelim. ne güzel!"

  • 35
    +37
    -2

    sevgili bilge,
    bana bir mektup yazmış olsaydın, bende sana cevap vermiş olsaydım. ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı.

    1 tehlikeli oyunlar - indiroeli 20 Mayıs 2017 22:58
  • 0
    +0
    -0

    " her ilerleme, ani değişimlerin gerçekleşebilmesi koşuluna bağlıdır. " körleşme/ elias canetti

  • 3
    +3
    -0

    ''sen efe'nin arkadaşısın dimi?" dedi. başımı sallayarak onayladım. "efe anlatmıştır biz ayrıldık onla" dedi. "vay be ben evde oturup kalemle mandalina liflerini tırnaklarımdan sökerken insanlar neler yaşamış" diye içimden geçirdim ve acı acı gülümsedim. "efe'yi dedem de sever, yakışıklı, zengin çocuk, beni sevsene" demek istedim, diyemedim.''

  • 0
    +0
    -0

    huzur, montag. onlara yarışmalar düzenle
    en popüler şarkıların sözlerini , devletlerin başkentlerini veya lowa'da geçen yıl ne kadar mısır yetiştiştirildiğini bilerek kazansınlar. ...kendilerini bilgileriyle gerçekten "zeki" hissetsinler.

    .......

    biz çok zenginiz ve dünyada geri kalanlar yoksul, biz onlara yalnızca aldırma için mi? söylentiler duydum; dünya açlıktan ölüyormuş. fakat biz iyi besleniyoruz. dünyanın ağır şartlar da çalıştığı ve bizim eğlendiğimiz doğru mu? bu yüzden mi bizden bu kadar nefret ediyorlar? nefret konusunda da bir zamanlar, yıllar önce, soylentiler duymuştum. niçin biliyor musun? ben bilmiyorum, bu kesin! belki kitaplar bizi yarım da olsa mağaralarımızdan çıkartabilirler. belki bizi, aynı çılgın yanılgılara, hatalara düşmekten alikoyabilirler.

    fahrenheit 451

  • 0
    +0
    -0

    derya kafasını kaldırıp, "beni öper misin?" dedi. diyemedim ki dilli milli öperim, diyemedim ki memelerini avuçlarım. kağıdı mühürlerken çok mühim bir iş yaparmışçasına tavır takınan devlet memuru gibi usulca uzanıp öptüm. usulca uzandım, çünkü "beni öper misin?" diye soran kadın, yarın "beni niye aramıyorsun?" diye trip atan kadın olacaktı. yine de buraya kadar gelmişim, gayri dönemem yolumdan, vazgeçemem seksimden diyerek arzu dolu bedenleri kavuşturdum birbirine.

    piç güveysinden hallice

  • 1
    +1
    -0

    '-her istediğin olur mu öyle? eğer öyleyse, tavanını intiharımda kullanmak için istiyorum.'
    parmağımı havaya kaldırıp gökyüzüne bir intihar ipi çizdim.
    '-harika olurdu.
    +ipini neye geçireceksin?
    -bulutlara.
    +yanlış cevap, bulutlar zaten yıldızlara intihar ipi takmış ölüler.
    -efendim?
    +bulutlar, ölü.
    -nerden çıkardın bunu?
    +tavan benim, ben karar verdim.
    -peki, gri bulutlar?
    +ölürken pişman olanlar.
    -yağmur?
    +ölürken pişman olan bulutların ağlaması.'

  • 0
    +0
    -0

    ''kaybedecek ne kadar çok şeyin varsa, savaştığında o kadar cesursun demektir.''
    -tanrı'nın unutulan çocukları

  • 0
    +0
    -0

    vereceğim sır çok basit : insan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir, gerçeğin mayası gözle görülmez.
    ( küçük prens :)))

  • 0
    +0
    -0

    hayatı olduğu gibi kabul etmeli ve ona ne bir şey ilave etmeli, ne de ondan bi şey eksiltmeli...bazı şeyler vardır, canımızı sıkar; "bu neden böyle? böyle şeyleri dünyadan kaldırmalı!" deriz. bazı şeyler de mevcut değildir. içimizden bunların olmasını ister, hatta bu uğurda çalışırız. ikisi de saçma ve faydasızdır. insan dediğin mahluk hiçbir şeyi değiştiremez. bunun için, gönlünün rahat olmasını istersen, gördüğün fenalıkların bile bir hikmeti olduğunu düşün ve yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek sevdasına kapılma... sonra en mühimi: kendini halinden şikayet etmeye alıştırma! ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun..
    sabahattin ali - kuyucaklı yusuf

  • 2
    +2
    -0

    belki de ömür boyu sizin yanınızda olabilecek birisini göz ardı edişleriniz var ya, işte o yanlarınızı sikeyim.

  • 1
    +1
    -0

    "çok sevdik. gerçekten de çok sevdik biz. tek bir hatayla. yanlış sevdik biz... onsuz yaşayamam diyerek... bitecek bir şeyi bitmeyecek gibi sevmişiz biz. çok sürmedi zaten, gözlerimizi kapadık, gözlerimizi açtık, bir koca umut damladı gözlerimizden, ve bitti..." (bkz: eyvallah)