Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("kafiyesi bozuk şiirler") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 3
    +3
    -0

    içimde bir çocuk çığlık çığlığa
    erkekler ağlamaz
    sustur içimdeki bu sesi
    bırak akışına
    her zaman istediğin
    istediğin zaman olmaz
    karışır aklın
    çok cevap bulursun ama
    tek bir soruya takılırsın
    nasıl oluyorda oluyor işte
    insan
    bir kaç kelimenin ardına saklayabiliyor
    tüm ızdıraplarını
    çok bekliyor bekli
    gelmiyor beklediği
    sonra dönüyor türküsüne
    bir arada tutmaya çalışırken aklını
    en ummadığı yerden alıyor
    en ölümcül yarasını
    sonra acınmaz ya iyileşmek elinde olan insana
    istemiyor insan
    ne iyileşmeyi ne de
    bir yabancının ona acımasını
    sil baştan
    başlamak istiyor bazen
    duymak istediklerini duyamadıkça
    susmayı öğreniyor
    çünkü konuşmak günah
    çünkü yazmak yasak
    yazmıyor insan
    boğazına düğümleniyor söyleyemedikleri
    en derinine gömüyor
    ve yaşamayı öğreniyor insan
    dizlerinin üzerine düşüp
    yeniden doğrulmayı
    yediği her tokatla
    her şeyi unutmayı
    sevmeyi öğreniyor insan
    herşeye rağmen
    ve bir daha unutmuyor
    bu yüzden belki de
    hep bir umut karanlığında
    ne zaman vazgeçse dürtüyor onu
    hadi diyor
    her kapanan kapı bir başkasını açıyor
    yoksa yaşayamazdı insan
    bu kadar hayal kırığıyla
    yeniden başlayamazdı türküsüne
    bıraktığı yerden
    yeniden başlayamazdı mücadelesine
    hic tatmasaydı sevgi denen illeti
    belki de bu yüzden
    insan önce sevmeyi öğreniyor
    annesinden....

  • 4
    +4
    -0

    kabus değildi bu
    önce derinden bir uğultu başladı
    sonra gökgürültüsü gibi
    yatağım duvara çarpıyordu
    belki de duvar yatağıma,
    emin değildim
    uyanmaya zorladım kendimi
    uyanıktım
    tavandan boya parçaları dökülüyordu yüzüme
    her yer karanlık
    doğrulup ayağa kalkmak istedim
    basacağım yer titriyordu
    dizlerim gibi
    arabaların alarmları ötüyordu deli gibi
    çığlıklar geliyordu merdiven boşluklarından
    çocuk sesleri
    yerdeydim
    ellerimden destek alıp doğruldum
    sarhoş değildim ilk defa belki de
    ama yinede ayakta duramıyordum
    adım atmaya çalıştıkça
    yerleri değişiyordu eşyaların
    sanki görünmez bir el
    yeniden dekore ediyordu odamı
    eşiğine kadar geldim odamın kapısının
    ve başımı dizlerimin arasına
    sadece bu uğultu bitsin istedim
    ellerimle kulaklarımı kapatıp
    sadece dursun bu sarsıntı
    sırtımı dayadığım duvar
    dövüyordu adeta bedenimi
    sonra sadece alarm sesleri kaldı gecenin boşluğunda
    toz zerreleri havada uçuşurken
    düşebilme ihtimali olan ne varsa yerdeydi
    cam kırıkları
    ayaklarımı keserken
    umursamadan pencereye yaklaştım
    insanlar koşuşuyordu sokaklarda
    gecenin bilmem kaçı
    karşımızdaki binanın olması gereken yerde
    bir toz bulutu yükseliyordu
    bazı geceler kaçamak bakışlar attığım o altınca kat
    yoktu artık
    kucağında bebeğiyle bir kadın
    kaldırım taşına oturmuş ağlıyordu
    bir babanın iki eline sarılmış üç çocuğu
    uykudan uyanmamışlar hala belli
    adam çaresiz
    yanından geçenlerden yardım isterken
    ne bırakıp gidebiliyordu çocukları
    ne de yerinde durup bekleyebiliyor...

    anlamıştım..
    bir afet ne kadar anlaşılabilirse
    işte o kadar anlamıştım
    binlerce insanın canı yanmıştı o gece
    milyonlarca insanın hayatına derin bir kesik atılmıştı
    hiçbirşey eskisi gibi olamazdı artık
    o an'ı yaşasın yaşamasın,
    herkesin içine düşmüştü ateş
    yıllar geçse bile
    kor'u hep canlı kalacak...

  • 3
    +3
    -0

    meyhane şarkıları dinliyorum
    sulu arabesk tarzından
    kasıt aramıyorum tanrının oyununda
    hala o kadar önemli bir kulu değilim
    kırmızı bir kalemle ismim çizilmemiş
    doğmamış aşklara isimsiz mektuplarda yazmıyorum artık
    yada bilindik numaralara cevapsız çağrılar
    bir gün daha geçecek ardından
    cevapsız kalan çağrılar eskiyecek
    can atilla çalacak ezgilerini
    boğazdan başka bir yolcu gemisi geçip
    başka hayallere demir atacak
    başka sevgililer el ele tutusup başka hayallere yol alacak
    belki o günkü kadar güzel olmayacak ama
    yinede güzel bir gün daha yaşanacak
    istanbul sahilinde
    büyülü bir günün ardından
    başka sevgililerde öpüşecek bizim gibi
    belki o kadar özel olmayacak ama
    yeni bir aşka daha gebe kalacak bu şehir
    zamansız sancılar arasında
    erken doğumlarla sarsılıp
    başka hayatlara düşecek yıldırım gibi
    tutulacak bir kız çocuğu başka bir erkek çocuğuna
    masal mı gerçek mi
    yazılacak mı böyle bir aşk
    tarih bunuda kayıt edecek mi
    izi kalacakmı yeni sözlerin
    başka şair tarafından yazılınca
    yoksa karışıp tozlu sayfalar arasına
    yaşanmıslıkla yetinecekmi insan
    seçecekmi adam o zaman
    huzurlu bir aşkı
    huzursuz bir yalnızlığa tercih edip
    elinde sımsıkı tuttuğu o küçük kız çocuğu elini
    öpüp koklayıp
    şükredecek mi tanrısına
    yoksa satıp ruhunu şeytana
    acılı bir ölüm karşılığında
    sığınacak mı
    sonu belirsiz yarınların koynuna?

  • 3
    +3
    -0

    karanlık suda taş sektirmeye çalışan
    çocuk gibiyim
    çarpma seslerini hesaplıyorum
    durup bir trafik lambası dibinde
    ikaz sesini bekleyen kör gibi
    -şimdi karşıya geçebilirsiniz...
    önümden geçip giden motor seslerinin azalmasını beklerken
    koluma giren bir yabancı
    -şimdi güvendesiniz...

    yenimi uyanıyordum uykumdan
    bu mahmurluk
    bu kafa karışması
    hangi zaman diliminden alıntılanmıştım
    lise ikinci sınıf tarih kitabında
    iki buçuk sayfa toplamında anlatılan
    hani şu okul bitince unutulacak derslerden olur ya
    kimisi sınav ertesinde unutulanlardan

    tehlike anında camı kırınız'larla büyütülmüş
    ve hep bir tehlikenin eşiğindeymiş gibi
    tetikte geçmiş
    sıyrılıp bu eziklikten
    ağzını açıp konuşamamış
    belkide bu yüzden hep fırsatlar kaçtıktan sonra
    farkedip
    yeni kayıplar karşısında ürkmüş
    sebat etmiş
    ne zaman başını kaldıracak olsa
    daha sert bir tokatla yanakları kızarmış bir çocuklukla
    geçti çağlarımız
    bu yüzdendir şimdi
    sivrilmesin diye dillerimiz
    olur olmaz herşeye susmalarımız...

    kasıtlı yapmıyordum oysa
    hayat zorluyordu beni durmadan
    kimleri yormadı ki şimdi
    beni yoruyor diye yakınmalarım
    kırılan kadeh seslerini meze yaparken çaresizliğime
    bir insan hayatına kaç mucize sığdırılabilirdi ki?
    ve bu insanın ben olabilme ihtimali
    binde kaçtı ki?
    nasılda tozlanıyor rafları
    üzerinde anıların saklandığı
    geri dönmemek ayıp mıydı?
    hatırlamamak?
    bir insan hayatında kaç geçmişi gömerek saklayabilirdi?
    yüzü boyalı bir palyaço edasıyla gülümserken
    yüzündeki boyaları akmaya başlamadan
    ne kadar ağlayabilirdi insan?
    kısmen de olsa haklıydım aslında
    baktığım yerden doğruydu
    kafamı çevirmek aklıma bile gelmemişti
    soğuk esprilerine maruz bırakılmış kaderin
    olur olmaz herşeye gülümserken
    bu oyunculuksa eğer
    kim verecek başarı ödüllerimizi
    ve neye göre değerlendirelecek?
    ne kadarını oldurabiliyoruz hayal ettiklerimizin?
    ya olduramadıklarımız?
    kaç satıra saklayabilrsin ki?

  • 2
    +2
    -0

    açılınca pandoranın kutusu
    bilinmezlik yayıldı yeryüzüne
    herkes suskun ürkek bekledi
    payına düşeni
    en çok korkan
    çaresiz kaldı
    en cesur olan
    ışığı gördü
    inanan mutlu olurken
    en korkağı kendini içine kapattı
    arkasını dönüp kaçarken...
    insan inkar etti önce
    sonra kabullendi
    hayat akışına devam ederken
    bize sadece yaşamak kaldı
    yaşanılan her gün
    biraz daha bizi bizden alırken...
    ölmek sıradan günlere paylastırılırken
    erteledik aklımızdakileri
    bir gün karar verdik yaşamaya
    ama o gün
    yaşamak icin öyle geçti ki..
    geçti sonra,
    insan anlamadı bile
    cennet vaatlerine kapılırken
    elindeki çiçeklerden vazgeçti...

  • 4
    +4
    -0

    beklemek...
    01:23
    bir şarkı seçmek listeden
    sonra beklemek
    durup durup telefonu kontrol etmek
    hatta sesini iyice açmak
    olur ya duymam diye...

    01:25
    bir sigara daha yakmak
    açıp bir sayfa yeniden
    yazmaya çalışmak...
    yüzüne bakarken söylemek,
    bu kadar kolay olmazdı biliyorum

    01:26
    kalkıp kitaplarımı düzelttim...
    yerdeki cd'leri kaldırıp
    masamın üzerindekileri topladım
    yine ekranın karşısına oturdum
    ama gözümün ucu hep telefonda...

    01:28
    telefon hatlarında sorun olmalı
    sana attığım mesaj için
    iletildi raporu gelmedi
    yeniden gönderdim
    uyuyormusun?
    çok mu yoruldun bugün...

    01:30
    dayanamadım aradım
    kapalı telefonun...
    yoksa çekmiyor mu
    neredesin ki?

    01:32
    yaparken
    elime yüzüme bulaştırdığım plan gibisin
    herşey hazır kaybetmek için gereken
    buluşmak için günleri sayarken
    hiç mi umut taşıyamaz insan
    işler yolunda gidecek diye
    hep bir huzursuzluk
    ha bozuldu ha bozulacak
    tek bir yanlış kelime söylesem
    tek bir yanlış düşünceye kapılsam
    yıkılacak dünyamın ayakta duran surları
    altından kalkamayıp
    dizlerimin üzerine düşücem...

    01:35
    başka bir şarkı daha çalmasın diye
    listemdeki diğer bütün şarkıları sildim
    içimdeki yangına yağan yağmur gibi
    duyduğum bu müzik,
    bu sözler...

    01:36
    doğum öncesi
    kasıklarındaki ağrıya dayanamayıp ağlayan
    kadın gibiyim
    ne azalıyor ne geçiyor
    nefes alıp vermek bir halta yaramıyor
    zaman inadına yavaşlamış
    karnım burnumda
    ölü bir bebek doğurmaktan korkuyorum
    ölesiye...

    01:38
    pan'ın labirentinde kayboldum
    kendi aklımın dehlizlerinde
    tuhaf yaratıklar geziyor
    odamın içinde
    mavi televizyon ışığında
    hayaller görüyorum
    görmezden gelip yoklarmış gibi
    seni bekliyorum...

    01:39
    bir sigara daha
    bir şişe daha alkol
    resimlerine bakıyorum durup durup
    teninin kıvrımlarını hatırlamaya çalışıyorum
    ve kızıyorum aklıma
    hatırlayacak kadar
    genç kalamadığım için...

    01:41
    beklemek
    sönmek üzere bir ateşin başında
    sıcak küllere ellerimi uzatıp
    ısınmaya çalışmak
    alışmak
    yaşamaya
    başka dilek hakkı yok
    bu masal beklenildiği üzere
    mutlulukla sonlanmayacak...

    01:42
    ayılmak
    kimin buna ihtiyacı varki
    bu saatten sonra?
    beklentilerimle bıraksın beni hayat
    umut vaat etmesin
    ben kendi umutlarımı bulurum
    mutlu etmesin beni
    ben kendi hüznümle mutluyum...
    seni sarmasın başıma
    sensiz de yeterince
    bomboşum...

    01:44
    iplerinden kurtulmuş
    ama bağlanmadan bir yere
    ayakta durmayı unutmuş
    bir kukla gibiyim...
    hapsolduğu kafesten kaçma hayalleri kurmuş
    ama kafesinden çıktığı gün gelene kadar
    çoktan uçmayı unutmuş
    çelimsiz kanatlarıyla bir kuş
    yem olacak düştüğü yerde
    ama ne mutlu
    esaretten kurtulmuş...

    01:47
    hala yoksun
    çok mu meşgulsun?
    yoksa çoktan uyudun mu
    çıkarıp aklından beni
    ne zaman alacaksın geri?
    kaç 47 dakika?
    kac saat?
    kaç gün...
    her saniye aklımda
    beklemek
    yorgun düşüp
    avuçlarının arasında bir telefonla
    uyuya kalmak
    olurda ararsın
    olurda duymam diye
    sesini açmak...
    beklemek
    sensiz bir hayata katlanmak yerine
    ararsın umutlarını ekmek aklıma
    ve beklemek
    geri gelsen bile
    gideceğini bilerek...

  • 2
    +2
    -0

    söylenemeyecek sözün,
    ne anlamı var?
    yaşanamayacak anın güzelliği,
    bilinse neye yarar?
    sonrası olmayan birlikteliğin,
    yalnızlıktan ne farkı var?
    bir fahişe gibi kadının koynunda,
    erkek olsan neye yarar?
    söndürüp ateşini teninde,
    ertesi sabah yalnız uyanmışsın,
    hayatına ne kadar mutluluk katar?
    çok içip sarhoş olmakla,
    sensiz bir ayıklık arasında,
    ne fark var?
    isteyipte söyleyemedikten sonra,
    sevgi sözcükleri neye yarar?
    çok başarlı olmak,
    sensiz bir başarılıksızlık karşısında,
    hayatıma ne kadar anlam katar?
    koynunda yaşanacak bir kaç gece,
    senden uzakta bir ömrü yaşamayı,
    ne kadar katlanılır kılar?
    gölgende soluklanmaktansa,
    ateşinde yanmak düşünceleri arasında,
    hangisi daha karamsar?
    istediğim sensin,
    yaşadığım başkası...
    bir akıl,
    nasıl böyle bir inkara kanar?
    elimin tersiyle dokunsam,
    ne kadar düzelir bu kırışıklıklar?
    hepsini inkar etsem,
    bu inanç,
    hangi cehaleti boğar?
    'seni seviyorum'
    sana karşı işlediğim,
    kaç günahı boğar?
    'seni özlüyorum'
    bu özlemek,
    sensiz kaç sabahta daha,
    uyanmayı mümkün kılar...

  • 2
    +2
    -0

    sersefil bir sensizligin ortasında
    beklemek
    gelebilme ihtimallerini hesaplayıp
    gelmeme ihtimallerinden cıkarmak
    umut böyle birsey
    eksilsede hayatından her yeni gün
    buna değerdi diyebilmek...

    silip yeni baştan
    yazabilir misin bunca yıldan sonra
    gördüklerini
    ardında bir iz bırkabilir misin
    yoksa
    önemi yokmu bunların
    sensiz bir hayata,
    yine de beni bağlayabilir misin?
    yalnız kaldığın için mi öpmek istiyorsun şimdi
    çaresiz kaldığın için mi
    teninin ateşini tenimde soğutuyorsun
    benden baska
    bir erkek daha girseydi hayatına
    yine özlermiydin beni?
    benden sonra
    bir adam daha
    tatmin etseydi benim kadar seni
    şimdi benim için yanarmıydın?
    sevda bunun neresinde?
    şehvetini dindirecek bir heyecan olsaydı elinde
    yıllar sonra hatırlarmıydın beni?

  • 1
    +1
    -0

    sen göz kamaştıran bir parlaklık veriyorsun geceye;
    cennetin kanatlı ulağısın başımın üstünde,
    tıpkı ölümlülerin hayretle açılan gözlerine göründüğün gibi.
    tembel bulutlara binip uçarken o havanın kucağında,
    onu seyreden insanlar gibi hayranlıkla,
    öylece bakıyorum ben sana.

  • 3
    +3
    -0

    zamanla
    geçiyor mu?
    az önce öpülmüş dudaklarının ıslaklığı?
    kalbin deli gibi çarparken
    unutuluyor mu kulaklarındaki o uğuldama
    öğreniyor mu insan yaşamayı
    her şeye rağmen
    yenilmiş bir kalple
    arkasına bakmadan yürümeyi?

    zamanla

    inkar edilebiliyor mu
    inandığımız?
    dimdik ayakta yaşarken bir ömrü
    saygıdan değil
    zavallılıktan karşısında diz çöküp
    uysal bir kölelikle
    inkarlarımız
    en büyük sözlerimizi
    kelime oyunlarına sığınıp
    saklandığımız...
    görünmez olunabiliyor mu?

    zamanla...

    unutabiliyor mu insan
    bütün yol boyunca
    elinde tuttuğu eli terleyen
    bir otobüs yolculuğunda
    omzu uyuşsa da başının altında
    o saçlarının kokusu yok mu
    işte o koku
    sabah uyandığında
    yanındaki yastığa sinen
    o koku
    uçup gidiyor mu?

    zamanla...

    bir kadeh rakı
    bir kaç satır mısra
    belki de unutulacak ayıldıktan sonra
    bir hayale kapılmak
    olmayacak belki
    insan kanmayacak
    ama yaşanmışlık içinde
    o eskimiş an'lar için
    yenilerine surat asıp
    nankör bir köpek gibi
    hep mutsuz
    hep hırlayarak bakmak hayata
    geçer mi bu öfke?
    sakinleşir mi insan
    zamanla....

    o tutkusu dokunuşların
    etin ete değmesi
    ışık bile utanır
    giremez araya
    soğuk tutuşur
    alevleri sararken bedeni
    o kadar yoksul
    bir o kadar zengin bir sevişme anı
    düştüğünde aklına
    aylar geçse de aradan
    tahrik olmaz mı artık insan
    etkisi geçer mi bunun
    zamanla...

    düşünmekten yorgun düşer
    duası yetmez kaderine
    uyanası gelmez
    bir zamanlar sığamadığın
    şimdi ise bir türlü dolduramadığın
    o yatakta
    yapayalnız ve kederli
    kaybolan yıllardan arta kalan
    şerefli bir yenilgi
    ne zaman kazandık ki biz?
    şimdi bırakıp kendimizi zamanın nadasına
    her şey düzelecek diye
    umut sarıyoruz kırıklarımıza
    zamanla....

    evet yıllar önce yazdığım... - raansunguralp 17 Mayıs 2017 03:13
    1 uyarı ve düzeltme için teşekkür ederim. - raansunguralp 17 Mayıs 2017 03:18
    1 beğeniniz için teşekkür ederim. eskisi kadar sık olmasa da yazıyorum arada. bu başlık altında zaman zaman yeni, çoğu zaman eski yazdıklarımı paylaşacağım. - raansunguralp 17 Mayıs 2017 03:23
  • 3
    +3
    -0

    bir sabahın oluşu gibi
    bakışlarının düştüğü yerde olmak
    özlenmeyi bilmek senin tarafından
    istenmek
    susmaya çalışırken tutamamak kendini
    berbat etmek bir çuval inciri
    yüzsüzlük edip
    utanmadan istemek
    vaat edilen sen değildin belki
    feragat edip hakkımdan
    sana hazırlanmak
    boyun eğmek bu yıkıma
    gönüllü bir esareti seçmek
    sonsuz bir özgürlük yerine
    senin olmak
    var olduğun için hangi tanrıya şükretmeli
    var olduğun için bu yaşamak denen oyun
    daha katlanılır
    ne zaman bırakıp gitmek istesem
    sesin düşer aklıma
    kal dediğin her an yeniden bağlanır
    unuturum tüm karamsarlıkları
    yeniden başlarım türküme
    sanki hiç susmamışım gibi
    kal dediğin her an
    yeni bir çiçek açar kurumuş çoraklığımda
    solmasın diye her sabah ben ağlarım...
    seninle sevişmek böyle birşey
    bitti dediğim her anda
    küllerimden doğar
    daha güçlü ayağa kalkarım
    sana soyunur bu beden
    senden başka hicbir kadına
    böylesine büyük bir ateşle yanamam
    senden sonra hiçbir kadına
    bu kadar kolay teslim olamam..

  • 2
    +2
    -0

    sığınacak bir yer yok
    ortasında bir fırtınanın
    çaresizlikler üstüne gelirken
    korkunun faydası yok
    bu sahadan yenik ayrılmak
    bir rövanşı yok
    kabullenmek efendilikse
    isyankar bir kölelik daha iyi değil mi?
    çok ağlarsan
    çok bağırırsan eğer
    geri mi verilecek
    çok istediklerin?
    birlikte yaşanabilecek güzel günlerin hayali
    ne zaman çıkıp gidecek aklımdan?
    ne zaman eskisi gibi olup
    alışabileceğim sıradan günlere
    bir yolu yok mu bunun?
    hiç bilmeseydim mesela
    ya da unutabilseydim
    her gece alkolle uyuşturup aklımı
    sarhoş olmadan uyuyabilseydim

    sığınacak bir yer yok
    ölümcül bir hastalığın pençesinde
    ötenazi hakkımı benden saklı tutuyorlar
    atları bile vurmuyorlar mı?
    bir daha ayağa kalkamayacaksa eğer
    bu sürüngenlik bana göre değil...
    bitmedi mi söyleyeceklerim?
    kimlerin sofrasına meze oluyorum okundukça
    kimlerin hislerini anlatıyorum
    kaç insan tatmin ediyor kendini
    paylaştıkça sözlerimi
    katlanılır görüyor bu hayatı

    sığınacak bir yer yok
    kaybolmuş ruhların tesellisi bunlar
    mutlu insanların aramızda yeri yok
    sevda ucuz amerikan filmlerinde kaldı artık
    türkçe dublajlı yalanlara karnımız tok
    en sakinimiz umudunu hala koruyabilen
    umutsuzlarımızın dilinde küfürler
    inkar kime,
    inkar neyi?
    en sorumsuzu dağ başında çoban,
    biz çoktan geçtik
    bile bile üstelik
    çizgileri
    geri dönüşü olmayan ...

    sığınacak bir yer yok
    bağımlılıklar uyduruyoruz kendimize
    hayatta kalabilmek için
    yaşamak diyoruz adına bunun
    yaşamak,
    her sabah uyandığımızda biraz daha çirkin...
    çok güveniyor kendimize
    büyük oynuyoruz
    oynamak,
    elde avuçta ne varsa
    inanmadan kazanacağımıza...
    umutsuzluk bulaştırıyoruz en yakınımıza sokulana

    karanlık büyüyor
    farkı kalmıyor gözlerini yummakla,
    acıtırcasına gözbebeklerini açmak arasında
    çok üzgünüz belki de
    anlamasın diye başka hiçkimse
    gülümserken tanıdık yüzlere
    iyi oyuncular olup çıkıyoruz işin içinden
    bu sahne
    bu dekor
    bu figüranlar arasında
    gerektiği kadarını yaşayıp
    çekildiğimizde kendi içimize
    kendimize ağlıyoruz
    imlası bozuk bir türkçe'yle
    itirafa soyunurken çılgınca bir suskunluğu
    soğuk bir yatakta uyumaya çalışmak gibi
    ağustos sıcağında
    bir yanım alev alev
    diğer yanım buz tutmuş
    dudaklarım titrerken
    öpmeye çalışmak
    alışmak:
    çok mutluymuş gibi oturup bir nikah masasına
    hayatını takas etmeye çalışmak
    bir yabancıyla...
    çok mutluymuş gibi,
    fotoğraflarda yer tutmak...

  • 3
    +3
    -0

    şehvetle yanıyorken,
    günahkar çocuklarıydık biz tanrının.
    yüzsüzlük edip kovulmuş cennetinden
    çokça ihmal edilmiş
    ama bu ihmalkarlıktan şikayeti olmayan
    gönüllü bir teslim oluşun ardından
    alacağı cezalara aldırmayan
    hayatı parmak uclarında yaşayan
    aciz ruhlardık biz...
    elimizde ne varsa sonuna kadar kullanan
    bir kalem, yazılası bir ten
    bir sevişmeden arda kalan
    buğulu kelimelerdi
    ne güzel bir kadındın sen
    ve ben ne mutlu bir erkek
    çarpıntısında bir kalbin
    indirip yelkenlerini
    kendini kayalıklara bırakan bir tekne gibi
    kırılganlığımdan korkmuyorum
    tek korkum
    kırıldıktan sonra bir daha asla
    açılamamak derinlerine eskisi gibi
    kaybolamamak maviliğinde
    gri sisli bir dünyada uyanmak
    sanki çok rüyadan
    mutlu uyanabiliyormuş gibi

    senin koynunda uyanılan sabahları
    kokun üzerimde çıkılan sokakları
    göze almak tek başına yürümeyi...
    öp beni şimdi
    inkar et tüm seviştigin erkekleri
    beni hatırla
    sil geçmişte teninde bırakılan izleri
    şimdi benimle yan
    küllerinden doğan
    bir anka kuşu gibi....

  • 1
    +1
    -0

    kadın gülümsüyor!
    basit bir mutluluk karşısında
    açıveriyor kollarını
    öpmek istiyor uzanıp
    sevdiğinin dudaklarından
    ansızın uyanıyor

    kadın ağlıyor!
    içinde biriktirdiği
    yarım kalmışlıkları
    daha da derine itiyor
    söyleyemediklerini
    susuyor
    insanlar anlamıyor
    nasıl olur da bir kadının
    yalnız kalacağını
    oysa avuçlarında bir adam eli,
    sığıntı gibi yasarken bir hayatı
    kadının gözleri dalıyor
    bir akşam üstü
    mutfağından izlerken
    sokağından gelip geçenleri...

    kadın anlıyor!
    elinden gelen bu kadar
    ahh bir de hayallerine söz geçirebilseydi
    tutabilseydi içindeki ürkek kız çocugunu
    kaçıp gitmesin diye
    yabancı adamların peşinden
    uyarabilseydi de
    ne kadar sözü geçerdi
    bir erkeğin kadını olduktan sonra
    ne kadar ciddiye alınırdı artık
    her akşam üstü tv izleyip
    yemek yapma sorumluluğunu
    iyi bir iş sanarak...

    kadın ağlıyordu!
    yetmiyordu çünkü ona sunulan
    hayat adı altında
    seçmemişti ki yaşadığını
    babasının en güzel kızı,
    annesinin kıyamadığı,
    el adamının koynunda
    doğuracak cocuklarının anası...

    kadın vazgeçiyordu!
    önce hayal kurmaktan,
    sonra
    yaşamaktan...
    kendini sevmekten vazgeçiyordu
    sonra bakıp güzel olmaktan
    öpmekten vazgeçiyordu
    öpüldüğünde hissettiği,
    kalp çarpıntısından...
    böyle bir dünyaya uyanmaktan korkuyordu her sabah
    gecesinde teslim olmaktan
    sevmekten vazgeçiyordu kadın
    kapanmıyordu yaraları
    üstün körü yapılan pansumanlardan
    bırakıyordu sonra
    evinin tozunu alıyor
    yemeklerini yapıyor
    çamaşırlarını yıkıyor
    ve çocuklarını doğuruyordu adamın
    başka birşey gelmiyordu elinden
    her sabah yeniden kalkıp yatağından
    yaşamaya çabalıyor...
    yaşamak başka birşeydi artık
    ağır geliyordu farkına varmak,
    çok istedikleriyle
    elde edemedikleri arasında sıkışıp kalmak...

  • 0
    +0
    -0

    bir fırtına kopar önce,
    insan yorulup bekler bir köşede
    yanıbaşında bir yabancı
    eski çağların özlemiyle
    adam akıllı bir sevda dilenir farkında olmadan
    aklını yitirmiş gibi sanki yıllar önce
    mezopatamya'dan bu yana
    yerleşememiş hiçbir yere
    ait olamamış kayıp ruhu girdiği bedenlere
    hep bir eksiklik,
    kendi boşluğunu içinde doldururken,
    daha büyük boşluklar yaratmış...
    doymamış bir türlü
    bir türlü aklı almamış bu hesap tutmazlığı
    çok sevmiş hatta
    çok sevilmiş bir zaman
    kendi eliyle ittirmiş sunulanı
    çok isyankarlıkta bulunmuş
    iflah olmamış
    bir fırtına kopmuş sonra
    tozu dumana katan
    kaybolmuş karanlıkta
    bir daha eskisi gibi olamamış
    çok yorulmuş.
    yığılmış bir kuytuya,
    son bir sigara yakmış,
    katlanılması zor geldikçe
    yaşamanın böylesi...
    ruhuna kızdıkça
    kendi bedenini cezalandırmış...
    özlememiş kimseyi
    unutuldukça her an
    ve beklememiş
    beklemekten nasır tutarken elleri
    dokunamamış kendine daha fazla
    özlerken eski sevgiliyi...
    ağlamıyormuş artık
    ağlamak,
    geri getirmezken bekleneni.
    bir sırrın gizemini çözerken,
    başka bir sırra kadem basmış.
    yalan çıkmış söyledikleri
    kabul görmemiş bir türlü
    ayıp sanmış
    ertelemiş sevda sözlerini
    aklı başına geldiginde
    zaman akıp kaçmış

    bir fırtınaya tutulmuş
    atmış kendini kuytu bir köşeye
    yanındaki tuhaf yabancı
    açılmış pandoranın kutusu
    yayılmış her yanına karamsarlık
    gün ortasında gölgesiz kalmış..
    kimse inanmamış olan bitene
    o anlatmaya çalıştıkça
    dibe batmış
    yanacağını bile bile
    en büyük günaha kanmış
    öleceğini bile bile
    dünyaya gelmeyi göze almış....