Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("geceye bir şiir bırak") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 2
    +2
    -0

    ezgi misali güzelliğin en güzel mırıltım,
    bir tınısı var ki çaldıkça yıkıldım.

  • 0
    +0
    -0

    --- spoiler ---
    aşağıdaki şiir, edebiyat tarihimizin saygın şahsiyetlerinden sümbülzade vehbi efendi’nin müstesna bir eseridir. şiirin hikayesi ise şöyle: bir gün padişah vehbi efendi’yi yanına çağırır ve: “bana öyle bir şiir yaz ki bir mısrasını okuyunca içimden seni öldürmek, bir sonrakini okuyunca ise ödüllendirmek gelsin” der. ve işte sonuç aşağıda:

    azm-u hamam edelim, sürtüştürem ben sana,
    kese ile sabunu, rahat etsin cism-u can.
    * * *
    lal-u şarap içurem ve ıslatıp geçirem,
    parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahsan.
    * * *
    eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır?
    lale ile sümbülü kakülüne nevcivan.
    * * *
    diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
    bir gümüş ibrik ile destine ab-i revan.
    * * *
    salınarak giderken arkandan ben sokayım,
    ard eteğin beline, olmasın çamur aman.
    * * *
    kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
    sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan.
    * * *
    öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç,
    düşmanın bağrına, hançerimi nagehan.
    * * *
    eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim,
    yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.
    * * *
    herkese vermektesin, bir de bana versene,
    avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.
    * * *
    sen her zaman gelesin, ben vehbi’ye veresin,
    esselamun aleyküm ve aleykümselam.
    --- spoiler ---

  • 3
    +3
    -0

    durakta üç kişi
    adam kadın ve çocuk

    adamın elleri ceplerinde
    kadın çocuğun elini tutmuş

    adam hüzünlü
    hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

    kadın güzel
    güzel anılar gibi güzel

    çocuk
    güzel anılar gibi hüzünlü
    hüzünlü şarkılar gibi güzel

  • 4
    +4
    -0

    "çetrefil bir savaşın ortasındayız.
    uzun bir günün sonundaki gecede
    adımlarını saymak, adımlarını ezberlemek.
    güzel bir güneşin tam karşısında
    dalgalı bir denizin kıyısında
    unutulmaz manzaralar çiziyoruz sayılı saatimizle.
    bir gemi kaçıyor, ağlıyoruz.
    hayalimde dünyanın en güzel portresi.
    yüzün değince yüzüme
    bir kıvılcım beliriyordu.
    onlar görmüyordu, göremezlerdi.
    güzellik görecelidir sevgilim.
    sen görülesi güzelliksin.
    seni yalnız ben görmeliyim,
    ellerini yalnız ben öpmeliyim.
    bunlar kıskançlığımın yazılı halidir.
    sakla beni, büyüt beni, yaşat.
    ne güzel de yaşarım içinde.
    şimdilerde sana beni beklemek düşüyor,
    bana seni beklemek.
    bekleyelim birbirimizi.
    sevelim.
    çetrefil bir savaşın ortasındayız,
    vazgeçmeyelim."

    yazmak için gece olmasını bekleyemedim :)

  • 2
    +2
    -0

    parlıamanet'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
    pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
    kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
    iyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..

  • 1
    +1
    -0

    bu vatana nasıl kıydılar...
    insan olan vatanını satar mı?
    suyun içip ekmeğini yediniz.
    dünyada vatandan aziz şey var mı?
    beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    onu didik didik didiklediler,
    saçlarından tutup sürüklediler.
    götürüp kâfire: "buyur."dediler.
    beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    eli kolu zincirlere vurulmuş,
    vatan çırılçıplak yere serilmiş.
    oturmuş göğsüne teksaslı çavuş.
    beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    günü gelir çarh düzüne çevrilir,
    günü gelir hesabınız görülür.
    günü gelir sualiniz sorulur:
    beyler bu vatana nasıl kıydınız?

  • 0
    +1
    -1

    bekleyenler için
    bir ayak sesi duymayayım
    kapıya koşuyorum
    gelen sen misin diye
    bir sarı saç görmeyeyim
    yüreğim burkuluyor
    ağlamaklı oluyorum
    her şey bana seni hatırlatıyor
    gökyüzüne baksam
    gözlerinin binlercesini görürüm
    bir rüzgar değse yüzüme
    ellerini düşünmeden edemem
    yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
    tadı senden gelir
    yediğim yemişlerin
    içtiğim içkilerin
    ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
    bu emsalsiz hüzün
    seni beklediğim içindir

    resmine bakamaz oldum
    uykulardan korkuyorum artık
    utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
    şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
    şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
    şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada

    ve şu saat geldiğin anda
    durabilir sevincinden
    zaman çıldırabilir
    çünkü benim dünyamda
    ölümsüzlük, seni sevmek demektir.

    bir çocuk doğmayı bekler
    bir ağır hasta ölmeyi
    bitkiler yağmur ve güneşi bekler
    yalnız bir kadın sevilmeyi
    ve düşün ki bir adam
    içinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
    seni bekler
    asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi

    sen gelinceye kadar
    pencerem kapalı duracak
    rüzgar gelmesin diye
    artık perdeleri açmayacağım
    gün ışığı girmesin diye
    sonra kahrolacağım
    bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
    ve günlerce gecelerce haykıracağım
    nerdesin diye, nerdesin diye

    bir gün bu kapıdan sen gireceksin
    biliyorum
    ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
    yıllarca sonra
    öldüğüm gün bile gelsen
    bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup
    çocuklar gibi sevineceğim
    kalkıp sarılacağım ellerine
    uzun uzun ağlayacağım
    ümit yaşar oğuzcan

  • 0
    +0
    -0

    şimdiki aklım olsaydı; dünün acısını, bugünün sancısını, yarının kaygısını yaşamazdım. ulaşılmaz aşkların tartışılmaz üstünlüğüne inanmaz, tel örgüye
    takılarak pantolonumu yırtmazdım.

    şimdiki aklım olsaydı; aşkın,"sen benim erişilmezim, vazgeçilmezim,
    unutulmazımsın" diyenlerin dayandıkları palavradan ibaret bir payanda
    olduğunu bilir ve ulaşılmaz sandığımız yıldızların gerçekte bir taş ve kum
    yığını olduğunu, yıllarca beni oyalayan aynanın arkasının katranlı kağıtla
    kaplı olduğunu anlardım.

    şimdiki aklım olsaydı; yıllar sonra, "öyle değil, şöyle davransaydım sonuç
    daha değişik olurdu"nun muhasebesini yapmanın faydasız olduğunu, dua
    çiçeklerini ağlatmanın, gökkuşağının canlı renklerini soldurmakla eşdeğer
    olduğunu anlardım.

    şimdiki aklım olsaydı; bir başkasıyla asla derken, sevdiğinizi bir
    başkasıyla gördüğünüzde, bu kadarı da fazla demenin kendimi aldatmaktan
    başka bir işe yaramayacağını, yeryüzündeki bütün yolların denize
    çıkmadığını, bütün nehirlerin ummanına akmadığını öğrenmek olduğunu
    bilirdim.

    şimdiki aklım olsaydı; içimde derin bir hüzün, kumsalda yürürken uzun uzun,
    bir sarhoşun kafasında geçmişteki sancıların bilançosunu hesaplarken bu med
    ve cezir bileşkesinin kimyasını bir simyacı gibi düşünmekten başka birşey
    olmadığını anlardım.

    şimdiki aklım olsaydı; önümü görmeden hep geriye bakmaz
    ve istasyonda oturup, giden trenin dönmeyeceğini bile bile dönmesini
    beklemezdim.

    şimdiki aklım olsaydı,"bir dönüp baktım ki geçmiş seneler, içimde birikmiş
    neler neler olmuş kördüğüm, aynadaki gözlerimde gördüğüm, hala senin için
    yanmakta ve ağlamaktayım," demez ve boş bir şişe içinde başarı kutlamazdım.

    şimdiki aklım olsaydı; en yaşlı totemi bu gece yaşantımdan çıkaracağım
    derken, tapınağa her zamankinden daha çok gitmezdim.

    şimdiki aklım olsaydı; milyonların yaşadığı bu kentte, yamaçtan inen
    huzursuz akşamların koynunda yalnızlığımı paylaşacak bir dost bulamamak,
    caddeden geçen araçların motor gürültüsüyle sabahlamak, yeni bir güne
    başlarken, bir gün döneceksin diye kaç yıl aç ve muhtaç kaldım sevgiye demek
    yerine, yeryüzündeki bütün nehirlerin sevgidenizine akmasıyla ve sevgi
    denizinin ummanına kavuşmasıyla son bulacağına asla inanmazdım.

    şimdiki aklım olsaydı; kumsalda büyük bir ateş yakıp, denizin yakamozlarını
    seyrederken sabahlamazdım, martı çığlıklarını gitar mırıltısı sanıp
    ağlamazdım, dalgaların kumsalı öperken çıkardığı hışırtıyı aşk ninnisi
    sanmazdım.

    ve sevgilim şimdiki aklım olsaydı, seni sevmezdim, nefret etmem gerekirken
    seni övmezdim, denize bakıp bakıp sövmezdim.

    şimdiki aklım olsaydı...ahh şimdiki aklım olsaydı...

    alıntıdır

  • 0
    +0
    -0

    hani diyorlar ya
    olurken hayatin gözünün önünden bir film şeridi gibi geçiyor
    işte ben ondan çok korkuyorum.
    o film şeridinde her şeyin seninle alakalı olmasından korkuyorum
    sin nefesimde bile yüzümde acı bir gülümseme ile bu dünyadan ayrilmaktan bahsediyorum ben
    seninle yaşadığımiz onca seyi belki 40-50 yıl sonra bile ilk gunki gibi gozumun onunde canlanmasi nasil bir duygu olabilir ki?
    acaba olurken bile canimi acitir mi ?
    simdi ben bunlari dusunurken bile seni affediyorum biliyor musun? allah afetsin,cok sevmisim.

  • 2
    +2
    -0

    dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
    ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
    şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
    kum taneleri var ya onlardan birindeyim
    yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
    bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte
    çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum
    dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
    sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
    kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
    birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
    kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
    ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için
    bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
    ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
    bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
    ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
    onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
    bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa
    çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan
    susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
    ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
    kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
    bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
    aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
    seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
    kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
    yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
    sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen

    hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
    adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
    esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.
    çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

    (bkz: ahmet telli)

  • 4
    +4
    -0

    beni sevmezdin, bilirdim.
    bir sevdiğin vardı, duyardım.
    çöp gibi bir oğlan, ipince.
    hayırsızın biriydi fikrimce.
    ne zaman görsem, öldüreceğimden korkardım.
    ...

  • 0
    +0
    -0

    gece kurşun gibi ağır
    karıyı bağır bağır
    bağırtıyorum
    -nazım hikmet ran

  • 0
    +0
    -0

    ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
    şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
    bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
    durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
    şu aranıp duran korkak ellerimi tut
    bu evleri atla bu evleri de bunları da
    göğe bakalım

    falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
    inecek var deriz otobüs durur ineriz
    bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
    herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
    hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
    herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
    herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
    nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
    beni bırak göğe bakalım

    senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
    tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
    bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
    sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
    seni aldım bu sunturlu yere getirdim
    sayısız penceren vardı bir bir kapattım
    bana dönesin diye bir bir kapattım
    şimdi otobüs gelir biner gideriz
    dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
    bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
    seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
    durma kendini hatırlat
    durma göğe bakalım

  • 3
    +3
    -0

    çürümek
    her şey çürüyor canım kardeşim bu dünyada
    hatıralar bile
    o hatıralar ki kafatasından muhkem bir yerde saklıdırlar
    o hatıralar ki tüyden hafif
    gök mavisinden duru
    etten kemikten uzaktırlar
    o hatıralar ki
    bambaşka bir zaman içre yaşar dururlar
    gel demeden gelir
    git demeden giderler
    nur topu gibi açıldıkları olur bazan
    sonra sızım sızım sızlarlar
    her şey çözülüp gidiyor bu dünyada
    bir biri içinde
    bir biri peşi sıra
    bir tad dudakta
    bir ses kulakta
    sen toprakta çürürsün canım kardeşim
    ben ayakta
    (bkz: bedri rahmi eyüboğlu)

  • 0
    +0
    -0

    ... ay ışığına batmış
    karabiber ağaçları
    gümüş tozu
    gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
    yaseminler unutulmuş
    tedirgin gülümser
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    çünkü ayrılık da sevdâya dahil
    çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
    hiç bir anı tek başına yaşayamazla
    her an ötekisiyle birlikte
    herşey onunla ilgili

    telâşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
    gittikçe genişleyen
    yakılmış ot kokusu
    yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
    yansımalar tutmuş bütün sâhili
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
    çünkü ayrılık da sevdâya dahil
    çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
    ...

    nazım hikmet

  • 0
    +0
    -0

    .
    .
    bir umarsız bulvar iti vitrin ışıklarında
    anladım ki birdenbire/kopmuşum toprağımdan
    kopmuşum masallara süt emziren akşamlarımdan
    köklerim orda sızlar/yapraklarım bulvarda
    resim diye duvarlarda müzik diye ıslıklarda
    o çıldırtan deniz orda/balıklar tablalarda
    özlemek orda kalmış özlemi sevmek burda
    ferhat'sa mendil açmış dileniyor güvenparkta
    .
    .
    hasan hüseyin korkmazgil

  • 0
    +0
    -0

    hey bir zaman bakıp bakıp
    seyrine doyamadığım!
    şimdi gurbette bırakıp
    sesini duyamadığım!

    evde kapanıp kaldın mı?
    seyrana çıkıp güldün mü?
    başkalarının oldun mu?
    "benimsin!" diyemediğim!

    akıtıp gözüm yaşını
    hatırlarım gülüşünü;
    kıvırcık saçlı başını
    göğsüme koyamadiğım!

    dik yamaçların selisin,
    sen benden daha delisin,
    şimdi kimlerin kulusun?
    başını eğemediğim!

    nasıl vurgunum bilirdin,
    niçin benden yüz çevirdin?
    kimlerin koynuna girdin?
    öpmeğe kıyamadığım!

  • 3
    +3
    -0

    omuzlarım bu akşam daha da çökük
    derdi mi olur deme sakın
    olur ya, kendince uydurduğu bir dert
    sebebsizce bir çürük
    ya da tarifsiz bir yük...

    hüzün desen değil
    belki sıkıntı belki keder
    bulanık bir zihin var
    ne düşündüğünden bihaber

  • 3
    +3
    -0

    "…başarısız boktan bir kış geçirdik
    kanımız bile doğru dürüst akmadı
    bir sürü çocuğu öldürdüler…" /turgut uyar

  • 0
    +0
    -0

    benim yarım kalmışlığım
    ozlemek neymiş
    insanin boğazında her an nefesini kesecek bir yumruyla yaşaması nasıl bir hismiş
    şimdi anlıyorum
    yanımda yoksun
    burada olsan gökyüzünü sevebilir toprağa yalın ayak basabilirdim
    yanımda yoksun
    yarımım. belki burada olsan gozbebeklerimde çiçekler açardı
    benim yarım kalmışlığım

  • 1
    +1
    -0

    nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. gelsin de nereden gelirse gelsin! bir hişt sesi gelmedi mi fena. geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.
    hişt hişt!
    hişt hişt!
    hişt hişt!

  • 1
    +1
    -0

    sen varken kötü diye birşey bilmiyorduk 
    mutsuzluklar,bu karalar yaşamda yoktu 
    sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu 
    sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler 
    nicedir bir pencereden deniz güzel değil 
    nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden. 
    sen gel bizi yeni vakitlere çıkar.