Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("geceye bir şiir bırak") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 0
    +0
    -0

    hüzün ki en çok yakışandır bize
    belki de en çok anladığımız
    biz ki sessiz ve yağız
    bir yazın yumağını çözerek
    ve ölümü bir kepenek gibi örtüp üstümüze
    ovayı köpürte köpürte akan küheylan
    ve günleri hoyrat bir mahmuz
    ya da atlastan bir çarkıfelek
    gibi döndüre döndüre
    bir mapustan bir mapusa yollandığımız
    biz, ey sürgünlerin nazım'ı derken
    tutkulu, sevecen ve yalnız
    gerek acının teleğinden ve gerek
    lacivert gergefinde gecelerin
    şiiri bir kuş gibi örerek
    halkımız, gülün sesini savurup
    bir türkünün kekiğinden tüterken
    der ki, böyle yazılır sevdamız
    hüzün ki en çok yakışandır bize
    belki de en çok anladığımız...

  • 1
    +1
    -0

    çok saçma değil mi yok olan bir şeyin beni böylesine var etmesi?
    kendim bile inanamıyorum hissettiklerime.
    varken bile bu kadar değildin,
    gidince mi diyorum acaba arar oldum seni?
    gideli yüzyıllar olmuşçasına arıyor gözlerim,
    halbuki dündü gittiğin.
    sorular soruyorum, sayıklıyorum senin hayalinle...
    nefes alabiliyor olmam gerçekten de senin sayende mi?
    yoksa ben mi istiyorum hâlâ yaşamayı?
    vaz mı geçiyorum kendimden?
    bu kadar mı hızlı unutur bir insan gülmeyi?
    kendi sorularımı yanıtsız bırakır oluyorum geceleri,
    yeni sorular sormaktan yorgun düşüyorum...
    görüyorlar halimi,
    "üzülme zamanla geçer" diyorlar da,
    zaman ilacı mıdır ki cidden her şeyin?
    kabuk tutturabilir mi bunca zamandır kapanmayan yaralarıma?
    zaman dermanın olacaktır diyorlar da sormuyorlar ki ben unutmak istiyor muyum.
    bilmiyorlar ya da anlayamıyorlar beni,
    sen derdim değilsin ki çareler edineyim.
    dert dediğin isteyerek çekilmez,
    halbuki ben senin yokluğunla varım,
    ondan sımsıkı tutuyorum, bırakamıyorum,
    çünkü senden arda bir tek o kaldı...
    onu da kaybedemem ben...
    zamanmış...
    bilmezler ki zaman dedikleri göreceli,
    senle bir asırım bir saniye, sensiz bir saniyem bir asır geliyor bana.
    soruların tam ortasına çekiyorsun beni,
    ayırt edemiyorum hayal mi gerçek mi...
    hem varsın, hem yoksun,
    göremiyorum ama hissediyorum...
    saçamalık mıdır bu diyorum kendime,
    yine cevapsız bırakıyorum kendimi,
    belki de bu yüzden korkuyor insanlar benden...
    nefes alıyorum ama nasıl yaşıyorum?
    ben umutsuz bir çölde yolcu bekleyen hancı misali,
    asırlar deviriyorum sensiz.
    sonra bir bakıyorum,
    sen gideli ancak bir saat olmuş,
    o da belki...
    ihanetlerim hep kendime oluyor o yüzden,
    beklemekten sıkılıyorum,
    sensizlik öldürüveriyor bazen,
    ben sensizken ben olamıyor, kırıyorum herkesi ve her şeyi,
    katili oluyorum kendimin,
    sana da ihanet ediyorumdur belki de böyle zamanlarda...
    seni kendime çeken benden uzaklaşıyorum...
    işte bu yüzden de 'nefesim', senden önce gidemediğim için özür dilerim...
    sensizken de yaşadığım için senden çok özür dilerim...

    -kahraman tazeoğlu

  • 0
    +0
    -0

    1. söylemez küsmüş bana cânâne söyle'n söylesün

    n'eyledüm ol yâr-ı 'âlî-şâne söyle'n söylesün

    2. nâz ile güftâre gelmezse helâk eyler beni

    ol cefâ vü cevri bî-pâyâne söyle'n söylesün

    3. derd-i 'aşkı gayrıdan sorma'n ne bilsün çekmeyen

    anı yine 'âşık-ı nâlâne söyle'n söylesün

    4. hâr zahmından neler çekdügümi gül-zârda

    bâğ-bân bülbül-i giryâne söyle'n söylesün

    5. bâkîye di'n durmasun güftâra tâkat var iken

    vaktidür ol husrev-i devrâne söyle'n söylesün

    günümüz türkçesi
    1. nazlı yâr benimle küsmüş... söyleyin de konuşsun; o şanlı şöhretli sevgiliye ben ne ettim, söylesin!

    2. nazlanarak, konuşmaya başlamazsa beni helâk edecek. o, ezası ve cefası bitip tükenmek bilmeyen sevgiliye deyin de konuşsun!

    3. aşk derdini gönül ehli olmayanlara sormayın; çekmeyen ne bilir? ... onu yine ağlayıp inleyen aşığa sorun da o söylesin.

    4. bahçevana söyleyin de; benim, gül bahçesinde dikenlerin açtığı yaralardan neler çektiğimi sulu göz bülbüle anlatsın.

    5. bâkîye söyleyin de; söz söylemeğe henüz takati varken, tam zamanıdır, o, devrin güçlü padişahı için şiirler yazsın.

  • 1
    +1
    -0

    ankara’ya
    öyle yakışırdı ki kar..
    asfaltlar ışıldar,
    buz tutardı resmi yalanlar…
    kimse keman çalmaz belki ama
    çok keman çalınsın balolarında
    diye yapılmış
    gri
    sisli
    binalar…

    alnının ortasında
    ciddi bir devlet asabiyeti.

    çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar,
    bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek
    bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!
    (biz bir şeyi delicesine severiz ama tanrım neyi?)

    kahve önü çatlak mozaik
    bel kemiğine tehdit
    kürsüler üstünde
    çok sigara içen
    öğrenciler

    bir daha asla yaşayamayacağı
    aşkları teğet geçerken
    hep onu sevmeyenleri severek
    hep onu sevenin gözlerinden
    kalabalıklara kaçarak
    karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara,
    yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını
    bir izmirli güzele dayatmak varken
    (hep kardeş olacak değiliz ya, yaşasın halkların sevgililîğî!)

    soyut bir sevdaya
    beşik kertilmiş olan
    dağda çoban,
    şehirde şark çıbanı sayılan,
    fırat’ın büyük elleri
    ararat’ın kız yelleri
    cilo’nun derin nefesleri
    hülasa kente hukuk mukuk okun
    mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş

    anadolu çocukları,
    ankara’ ya
    öyle yakışırdı ki kar
    asfaltlar ışıldar,
    buz tutardı resmi yalanlar

    belki balkona kar seyretmeye çıkar diye
    sevdiğimiz kızlar
    çok dibimiz donmuştur
    ve çoğu zaman
    bu kar mevzuu
    kızlara yeterince ilginç gelmemiştir

    hiçbir şey
    kapalı bir dükkan kadar
    hüzünlü gelmez insana
    ankara’da,
    yoksa bugün bir hayat
    yaşanmayacak mı duygusu çöker bütün bozkıra.

    kimse keman çalmaz belki
    belki bu fiim hiçbir zaman
    o kadar fiyakalı olmayacak ama
    hiçbir lahmacunda
    o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin
    tadını vermeyecek bir daha
    çok daha iyilerini yedim sonra
    bizzat urfa’da hatta
    ama hiçbirinde
    o kadar aç oturrnadım sofraya
    ankara’ya

    öyle yakışırdı ki kar
    çok yabancı bir soluk duyulur bazı
    bilinmez bir dilin ıslığından
    anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar
    öyle deme ankara’yı sevmeyene bir zulümdür
    bu kadar insanın neden ankara’yı sevdiğini anlamadan

    ankara’da yaşamak
    yollarına hep sevdiğimiz insanların
    adlarını vermediler ama
    biz her duvara
    bilvesile onların adını yazarak yaşadık
    kül ve betondan mürekkep

  • 1
    +1
    -0

    Şiir dinlemeyi sevmeyen biri olarak, dinlemesini bile sevdiğim ender şiirilerdendir Tekfurun kızı.
    Herkesten dinlemeyi sevmiyorum çünkü. Mesela bunu sadece Hüsameddin bayraklı'dan dinliyorum. Uzun zamandır da bunu arıyordum hatırlayamamıştım bi türlü. Böyle arada bi kaybedip deli divane şiir ararım ben ortalıklarda. (bkz: #1853114)
    Orhan gazi ile eşi Nilüfer (holofira) hatun' un aşkını anlatıyor imiş..

    ***
    Ben seni alamam ah Holofira
    Azığım tam takır bineğim nalsız
    Bir bende geçerim kalacağım yok
    Dostlarım bivefa düşmanım yalsız
    Kolum halat değil bakracımda kum

    Ben seni alamam ah Holofira
    Sade yoksulluktan yokluktan değil
    Eline kir olsun elli üç lira
    Amma ki alamam
    Bir uzak sevi gelmişte çökmüş taunlar gibi

    Ben seni alamam ah Holofira
    Geç git hiç bakmadan eylenme emi
    Pusatları parlak binbaşı istesin seni
    ulak, elçi, naib-i kral
    Ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat
    Gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl

    Ben seni alamam ah Holofira
    Baban kâfirine kılıç üşürsem
    Hem de gece bassam iti uykulu
    Şöyle “ya Allah”la bohçanı dürsem
    Amma ki alamam

    Yaradan beni ne ardıç ne çınar
    ufarak çayır
    Koşumun gıcırdar ölmek dilerim
    Bağrım kaynıyordur, yüklerim ağır
    Sen bir düş imişsin kuşluk çağında
    Soluma tükürdüm, rabbim gafurdur
    Bilesin kavuşmak yoktur islâmlıkta
    Kavuşan kısmısı ancak gâvurdur.
    ***
    link

  • 1
    +1
    -0

    Miskinlikten buldular, kimde erlik var ise,
    Merdivenden ittiler, yüksekten bakar ise.

    Gönül yüksekte gezer, dembedem yoldan azar,
    Dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise.

    Ak sakallı pir koca, hiç bilmez ki hali nice,
    Emek yemesin hacca, bir gönül yıkar ise.

    Sağır işitmez sözü, gece sanır gündüzü,
    Kördür münkirin gözü, alem münevver ise.

    Gönül Calap'ın tahtı, gönüle Çalap bahtı,
    iki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise.

    Sen seni ne sanırsan, ayrığa da onu san,
    Dört kitabın manası, budur eğer var ise.

    Bildik gelenler geçmiş, konanlar geri göçmüş,
    Aşk şarabından içmiş, kim mana duyar ise.

    Yunus yoldan ırmasın, yüksek yerde durmasın,
    Sinle Sırat görmesin sevdiği didar ise.

    Ayrıca Yunus Emre Aşkın Yolculuğu adlı dizide de çok güzel seslendirilmiş .

  • 2
    +3
    -1

    ruhuma sunduğun mukaddes günâh,

    kanımda âteşten bir şarâb oldu

    sevdânın şimşeği çakınca, gönlüm
    
nağmesi alevden bir rebâb oldu.

    gökyüzü yıkıldı, yıldızlar söndü,
    güneş hiç doğmadı, ay geri döndü.
    kainat gayb oldu hîçe büründü,
    aşkından başkası hep harâb oldu.

    o hırçın hayâlin ey sarhoş melek,
    serencam besteler bana gülerek,
    son gece verdiğin zehirli çiçek,
    hicrânlar şerheden bir kitâb oldu.

    vefâsız, talihim bir kara kaya,
    yalvardım, söylettim bu sırrı nay’a,
    varlığım yok oldu gün saya saya,
    i̇çinden çıkılmaz bir hesâb oldu.

  • 6
    +6
    -0

    ...
    gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
    vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
    sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

  • 5
    +5
    -0

    desem ki...
    i̇nan bana sevgilim inan,
    evimde şenliksin, bahçemde bahar;
    ve soframda en eski şarap.

  • 3
    +3
    -0

    annem tanısa seni kesin çok severdi. bana kalırsa bütün dünya seni çok sever. bende seni çok severim ama konu şu an bu değil

  • 2
    +2
    -0

    kaçıp sana saklanıyorum akşam oldu mu
    sana dokununca mı denizleniyor masa
    senin avcıların mı çok hayvanları kovalayan
    sıkıntımın ormanında?

    üç beş günümüz var şuracığında
    nice oyuncağımızı kırdılar
    biz de güzel çocuklardık bahçelerde
    sularda alabalık

    azla avunmaya alıştık
    ne yapalım paramız yoksa
    şarabımız bitince yağmura çıkarız
    kim güzelleşmiyor öpüşünce.

  • 1
    +1
    -0

    Fena yakalanıyor insan bazen. Bir söze, bir müziğe, bir anıya.
    Hiç ummadık bi anda kıskıvrak. Neye uğradığını anlamıyor, ne yapacağını bilemiyor. Köşeye sıkışıyor. Neye ne kadar özlem duyuyor seçemiyor. Görünmüyor ucu bucağı. Nereye kime sığınacağını bilemiyor.
    Sığınmak da istemiyor.
    Mahvoldum.

    ***
    Sözde senden kaçıyorum doludizgin atlarla
    Bazen sessiz sedasız, ipekten kanatlarla
    Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla
    Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla.

    Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla
    Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla,
    Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla,
    Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla

    Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle,
    Öldür bendeki beni, sonra dirilt kendinle,
    Çarpsan kara sevdayı en azından yüzbinle,
    Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle.

    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle,
    Ama her defasında geri döndüm seninle.
    Hangi düğüm çözülür nazla, sitemle, kinle?
    Ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle.

    Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n'emsin?
    Bazen kız kardeşimsin, bazen öpöz annemsin,
    Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin,
    Eksilmeyen çilemsin,
    Orada ufuk çizgim, burda yanım yöremsin,
    Beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin,
    Çaresizim, çaremsin.
    Şaşırdım kaldım işte,
    bilmem ki n'emsin?

    ***
    link

  • 1
    +1
    -0

    zemheri ayazında
    dudaklarımı okumayı bırak
    kelimelerin teferruat olduğu bir oyundur hayat
sözler anlamın ağırlığıyla çökerler
    sen uçarı duyguların sana konduğu yere bak
    plan yapma yorulursun
kaderi tasarlama boşuna
suya düşer planların
gözün uymaz olur kaşına
    sana oyununun bilmediği bir eğimle
    gövdene teslim olacak bir duruş gerek
    bilme bilirsen kovulursun
sana cehaletle unufak olacak bir savruluş gerek
    bana sorma sorarsan sana seni unutturacak bir varoluş gerek
    sakın ümidini kesme bahardan
kar erir, yaz soğur, güz kalır elbet
senin ismin gönlümde üzeri çizilmiş durur
nicedir mıhlanmış gibi çekici hatırımda yok
ölmüş bir süvarisin atın hala koşuyor
    ne yapsan şavlonlarla dans
ne etsen muhakemeye everans
    yazık sana
    bu orman yüktür
    ars
    lan
    ları
    na
    sebepleri kobay
    sonuçları muamma
    bu etrafı çöl
    bu susuzluk
    bu aşılması imkansız göl
    bu bir türlü yavrulamayan döl
    ey bütün kırbaçların izi hatrına
ölmek ayıp değil sevgilim
öleceksen
lütfen
öl

  • 1
    +1
    -0

    i̇stanbul bilmeli ki, sahillerine
    mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
    i̇stanbul bilmeli ki, limanlardan gemiler
    önce senin yüreğine açılır

  • 3
    +3
    -0

    zamanında buradaki radyo yayınlarında az okunmadı..

    --- spoiler ---

    gözlerin düşmüş,
    en iyi ihtimalle sekiz dakika önceki halini gördüğümüz yıldızın en mahçup yerinden

    insan geçmişi izler alnını göğe çevirdiğinde

    bu sendeki geç kalmışlık
    meyhane sahiplerine yeni daireler aldırdı
    şehrin gelişmekte olan semtlerinde

    bu sendeki geç kalmışlık ağustosta mısır ekmek gibi

    ben mürekkebi bitmiş kalemime hoh'luyorum
    araya seninle ilgili bir şiir daha sıkıştırırım diye
    sıkıştırıyorum, patlıyor şiir.

    iki tane japon şehri siliniyor sanki haritadan ben seni göremedikçe

    beklediğimiz otobüsler artık gelmez
    beklediğimiz kitaplar artık çıkmaz
    ve beklediğimiz birkaç mektup var artık yazılmaz

    bu sendeki geç kalmışlık, nasıl anlatsam
    adamın karısı geçen hafta öldü
    bugün beklediği ilaçlar geldi almanya'dan

    nasıl anlatsam
    sen beni sevene kadar beni askere alacaklar.

    --- spoiler ---

  • 2
    +2
    -0

    en sevdiğim şiiri bırakıyorum buraya.

    hani o iki kişilik dünyalar bizimdi
    hani sen iyiydin
    halden anlardın
    hani sen git demiyecektin bana
    ve ben her şeye rağmen gelecektim
    i̇çimde bir umut
    ellerimde olgun meyvalar
    dünya nimetleri
    gözlerimde yanıp yanıp sönen bir pırıltı
    ama ne sen gel dedin
    ne de ben gelebildim her şeye rağmen
    aşkımız ayrılıklarla başladı

    deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik
    öyle ateşlerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu
    karlı dağların serinliğinde uyurduk geceleri
    deniz fenerinin ışığında yıkanırdık
    köpükten bir çalkantıydı içimizde zaman
    ne yana baksak denizdi maviydi ışıktı
    sonra bir çaresizlikti zifir
    akıntıya kapılmış gemiler gibiydik

    bir org çalınır gibi yanıbaşımızda
    öyle kendinden geçmiş öyle başıboş
    öyle derin duygular içindeydik anlatılmaz
    sarhoş rüzgarlara bıraktık kendimizi
    aldığını geri vermez dalgalara
    görmediğimiz ülkeler gördük gün doğusunda
    tatmadığımız yemişlerden tattık günahkar olduk
    alevden bir tasta eridi günler
    bir cehennem ateşiydi aşk içimizde
    hiç sönmeyecekmiş gibi yanıyorduk

    tutsaklığımız nasıl başladı bilinmez
    paslı demir kapılar kapandı üstümüze
    taş duvarlarda kayboldu boğuk seslerimiz
    çaresizliğimizi bize aynalar söyledi inanmadık
    kuşatıldık ansızın kederle ayrılıkla
    aman vermez karanlıklar sardı dört yanımızı
    yalnızlık bir ağrı gibi çöktü başımıza
    uyuduk bir daha uyanamadık

    şimdi bir kutup var sana çeker beni
    bir kutup var senden öteye
    ben onun için böyle ortalıklarda kaldım
    dağ yollarında caddelerde sokaklarda
    onun için bulup bulup yitirdim seni
    hangi kapıyı çaldıysam sen açtın bana
    hangi gözümü yumduysam seni gördüm
    zamandın zamandan öte bir şeydin
    yıllarca bir meşale gibi yandın uzaklarda

    bu manyetik alanda boğulmam senin yüzünden
    bu zincirleri sen vurdun ellerime
    sen getirdin bunca karanlıkları
    al şunu mum yak
    korkuyorum
    bir taş aldım attım denize
    günahlarımdan kurtuldum
    alfabenin yirmisekizinci harfindeyim
    öteye gidemem
    i̇tme beni

    benim de bir insan tarafım vardı
    bakma böyle kötü olduğuma
    benim de dileklerim vardı
    benim de bir beklediğim vardı yaşamaktan
    yeter artık vurma yüzüme çirkinliğimi
    hergün bir kadın ağlar benim yüzümde
    büyük dertler için benim ellerim
    anlamıyor musun
    sen sevildiğin için güzelsin bu kadar
    ben sevilmediğimden böyle çirkinim

    bütün kötü yerlerde ben korkarım
    biliyorum
    bir hayvan leşiyim öleli kırk gün olmuş
    fabrika bacalarında bir kara dumanım
    zehirim akrep kuyruklarında
    kötüyüm sevemediğin kadar
    öyle fenayım
    kapanmış bıçak yaralarında
    bu pis çöp tenekelerinde unut beni
    unut artık
    bayat bir ekmek gibi
    çürümüş bir elma gibi

    sarı badanalı evlerde kazanlar kaynar
    sarı badanalı evlerde günahlar işlenir her gece
    sarı badanalı evlerde ölüler yıkanır
    sarı badanalı evleri sev biraz
    bu evlerde zaman benim akşamlarımdır yitirilmiş
    bu kazanlarda benim gözbebeklerimdir kaynayan
    bu sarılarda benim yüreğim bir ölür bir dirilir
    anladım
    bu dünyada benden başka kimse yok beni anlayan

    tosca´ dan bir arya hatırlıyorum şimdi
    sus biraz
    ensemde bir akrep yürüyor
    bırak yürüsün
    sabaha asacaklar beni
    dokunma
    yedi canım vardı ikisi gitsin
    bunca ölümler az gelir bana

    kalbimi yardım
    bir damla kan aktı
    kutuplara kar yağıyordu
    üşüdüm
    failatun vezniyle seni çağırıyorum
    bana imbiklenmiş yeşilliğini getir
    dur gitme
    beş kuruşum vardı kaybettim
    dur gitme
    isırgan otlarından kurtar beni

    deniz analarının gözlerini çaldım
    sana bakmak için
    güneşi üçe böldüm
    al biri senin olsun
    yüzümde beş bıçak yarası var
    bir de sen vur
    barut kokusunu severim
    bir portakalı dilim dilim soy
    acıktım
    tut ki ben yoğum artık yeryüzünde
    tut ki bir marul yaprağıydım
    öldüm

    al şu serçe parmağım sende kalsın.
    ben kötüyüm
    allahsızım
    korkunç çirkinim
    ben seksensekizinci tul dairesiyim
    sağ gözümün üç kirpiğini kestim
    al
    ben lanetlendim

    chopin´ in cenaze marşı çalınıyor
    ölüler ayağa kalktı
    görüyor musun
    şu soldan ikinci benim
    senin yüzünden öldüm
    şimdi seni getiriyorlar karanlığıma
    ağlıyorum
    biraz sev beni
    gül biraz
    yaklaş biraz
    seni affediyorum

    kuşkonmaz dallarına astım kendimi
    sedir ağaçlarına gül yapraklarına
    başımı taşlara vurdum
    gözbebeklerimde büyük camlar parçalandı
    tanrısal duygular içindeydim
    bütün tanrısızlığımdan uzakta
    bir kemiklerinin sertliğini aldım
    bir teninin aklığını
    sonra sıcaklığını dudaklarının
    gel bak
    sana bi̇r tanrı geti̇rdi̇m
    gel bak
    bi̇r tanrı yarattım senden.

    (bkz: ümit yaşar oğuzcan)

    2 muhteşem - oleger 12 Nisan 2019 09:57
    2 okuduğum en güzel şey - belkiustumuzdenbirkusgecer 12 Nisan 2019 10:11
    2 şimdi bir kez daha sesli okudum. daha da muhteşem oluyor. sanırım bir kez de daha yüksek sesle okucam. çok teşekkür ederim. - oleger 12 Nisan 2019 23:22
    2 rica ederim, ümit yaşar oğuzcan'ın diğer şiirlerine bakmanızı da tavsiye ederim - belkiustumuzdenbirkusgecer 12 Nisan 2019 23:36
    2 evet biraz onlara düşmüş durumdayım. - oleger 12 Nisan 2019 23:37
    2 muhteşem değil mi ya? - belkiustumuzdenbirkusgecer 12 Nisan 2019 23:38
    2 daha önce okumamış olmak pişmanlık. bu kadar derin bir ruh ve kalp. muhteşem eksik kalıyor. ama yeterince kelime de yok. - oleger 12 Nisan 2019 23:40
    2 insan düşünmeden edemiyor, bunları nasıl yazmış? bu duygu, bu kelimeler nasıl dökmüş yazıya? şu güzelliğe bak - belkiustumuzdenbirkusgecer 12 Nisan 2019 23:43
    2 çok güzel sevmiş olmalı. nefes alır gibi anlatabilmesi kendini dizelerle. hem kıskançlık hemde hayranlık uyandırıyor. - oleger 12 Nisan 2019 23:52
    2 sen sevildiğin için güzelsin bu kadar, ben sevilmediğimden böyle çirkinim, burası... - belkiustumuzdenbirkusgecer 12 Nisan 2019 23:54
    2 yorumu o kısmı düşünürek yazmamıştım. resmen cevap verdi bana. - oleger 13 Nisan 2019 00:06
    2 her yeri ayrı güzel okumaya doyamıyorum - belkiustumuzdenbirkusgecer 13 Nisan 2019 00:22
    2 sesli oku. hatta bağırarak. o duygu tarif edilmez. anlayacaksın. - oleger 14 Nisan 2019 02:52
    2 okudum... - belkiustumuzdenbirkusgecer 14 Nisan 2019 11:57
  • 5
    +5
    -0

    bir kelimeye
    bin anlam yüklediğim zaman
    sana sesleneceğim.

  • 0
    +0
    -0

    "...kimi geceler penceremden uzayı seyrederim.
    uzayın adını ben koymadım.
    uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar.
    rahatlatır beni o.
    bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm.
    yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar.
    romantizme uyum sağlamak için de değil.
    öyle.
    işin gerçeği budur.
    yağmurlar, bu dünyaya ait sanma.
    bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de.
    lekesiz bir yalnızlık.
    lekelenmeye müsait bir yalnızlık.
    tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken.
    pişmansın.
    pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki.
    elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda.
    "neyim ben?" diye haykıracaksın.
    olmuyor tabii.
    olmuyor.
    sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun.
    beni anlayacağın günler gelecek.
    beni de göreceksin.
    benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü.
    korkma lütfen,

    bir nedeni yok.
    yalnızca öptüm..."

    kimi şiirlerde kendini bulanlar gibi

  • 1
    +1
    -0

    ne doğan güne hükmüm geçer,
    ne halden anlayan bulunur;
    ah aklımdan ölümüm geçer;
    sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

    ve gönül tanrısına der ki:
    - pervam yok verdiğin elemden;
    her mihnet kabulüm, yeter ki
    gün eksilmesin penceremden!

    (bkz: cahit sıtkı tarancı)

  • 2
    +3
    -1

    sana gitme demeyeceğim.
    üşüyorsun ceketimi al.
    günün en güzel saatleri bunlar.
    yanımda kal.

    sana gitme demeyeceğim.
    gene de sen bilirsin.
    yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
    i̇ncinirsin.

    sana gitme demeyeceğim,
    ama gitme, lavinia.
    adını gizleyeceğim
    sen de bilme, lavinia.