Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("geceye bir şiir bırak") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 1
    +1
    -0

    (bkz: ayrılık sevdaya dahil )

    açılmış sarmaşık gülleri
    kokularıyla baygın
    en görkemli saatinde yıldız alacasının
    gizli bir yılan gibi yuvalanmış
    içimde keder
    uzak bir telefonda ağlayan
    yağmurlu genç kadın

    rüzgâr
    uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
    mor kıvılcımlar geçiyor
    dağınık yalnızlığımdan
    onu çok arıyorum onu çok arıyorum
    heryerinde vücudumun
    ağır yanık sızıları
    bir yerlere yıldırım düşüyorum
    ayrılığımızı hissettiğim an
    demirler eriyor hırsımdan

    ay ışığına batmış
    karabiber ağaçları
    gümüş tozu
    gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
    yaseminler unutulmuş
    tedirgin gülümser
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    çünkü ayrılık da sevdâya dahil
    çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
    hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
    her an ötekisiyle birlikte
    herşey onunla ilgili

    telâşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
    gittikçe genişleyen
    yakılmış ot kokusu
    yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
    yansımalar tutmuş bütün sâhili
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
    çünkü ayrılık da sevdâya dahil
    çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili

    yalnızlık
    hızla alçalan bulutlar
    karanlık bir ağırlık
    hava ağır toprak ağır yaprak ağır
    su tozları yağıyor üstümüze
    özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
    eflatuna çalar puslu lacivert
    bir sis kuşattı ormanı
    karanlık çöktü denize
    yalnızlık
    çakmak taşı gibi sert
    elmas gibi keskin
    ne yanına dönsen bir yerin kesilir
    fenâ kan kaybedersin
    kapını bir çalan olmadı mı hele
    elini bir tutan
    bilekleri bembeyaz kuğu boynu
    parmakları uzun ve ince
    sımsıcak bakışları suç ortağı
    kaçamak gülüşleri gizlice
    yalnızların en büyük sorunu
    tek başına özgürlük ne işe yarayacak
    bir türlü çözemedikleri bu
    ölü bir gezegenin
    soğuk tenhalığına
    benzemesin diye
    özgürlük mutlaka paylaşılacak
    suç ortağı bir sevgiliyle

    sanmıştık ki ikimiz
    yeryüzünde ancak
    birbirimiz için varız
    ikimiz sanmıştık ki
    tek kişilik bir yalnızlığa bile
    rahatça sığarız
    hiç yanılmamışız
    her an düşüp düşüp
    kristal bir bardak gibi
    tuz parça kırılsak da
    hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
    hâlâ kıpkızıl gülümseyen
    -sanki ateşten bir tebessüm-
    zehir zemberek aşkımız

    en sevdiğim siirlerinden biri atilla ilhan'ın.

  • 1
    +1
    -0

    vahşi bir bitki gibi kendi zehriyle çürümeyi
    ayrılıklar öğretti bana

    yüzümdeki buz buharlanıyor
    camların saydam kayıtsızlığında
    bakışlarım dalgın çivi, ölü pencere
    daha dündü herşey
    zamandaki inkâr mı, bendeki yarılma mı
    dünyayı bu kadar değiştiren
    herkesin gözü önünde
    şimdi var oluş kuşkulu,
    sessizlik tehlike, anılar cinnet değerinde
    yaralı bir hayvan nasıl sığamazsa dünyalara
    inanç tazeler gibi
    etimden taşıyorum parçalana parçalana

    biri öksürecek olsa apartıman aralığında
    kapılara fırlıyorum
    içimi çarpa çarpa
    sonra alt katların birinde kapanan kapı
    kopmuş bir halat öylece duruyor yokluğun ağzında

    salonun ortasında kara tabut
    sessizliğin bütün gücüyle bana bakan
    bir ölü kadar kayıtsız, zalim
    şu siyah eşya
    gün boyu
    tuzaktaki bir hayvan gibi bakıyorum
    çalsa, çalsa, bir çalsa
    bazen başkaları arıyor,
    bazen kötü bir şaka ucuzluğunda: yanlış numara
    günler, geceler, saatler, aylar
    zamanın ne olduğunu en çok ayrılıklar öğretti bana

    merdivende ayak sesleri
    içimin kapıları açılıyor her seferinde
    kimse yok, kimse yok, kimse yok ki,
    yalnızlıkta seslerin birbirine ne çok benzediğini
    ayrılıklar öğretti bana
    sesi taşan radyo, biri kızartma yapmış, erken bırakılmış çöp torbaları,
    bazen silinmiş basamaklarda ıslak bez kokusu
    yanılmaların ne demek olduğunu da ayrılıklardan öğrendim
    zaman gözlerimi değiştirdikten sonra
    bir yabancı gibi gördüm
    mutsuzluktan bir türlü büyümeyen çocukluğumu
    her yıl bütünlemeye kaldığım o uzun yazlar bile öğretemezken bana

    ancak yıllar sonra elinden tuttum kendi çocukluğumun
    sahip çıktım içimdeki parçalanmaya

    sonra ne mi oldu?
    hiç, her zamanki gibi
    her şey yerini buldu
    an etimi dağlarken
    elimden tuttu zaman
    tenimden sıyırıp aldı yılan gömleğini
    bir zamanlar beni kahreden aşkın
    en çok ayrılıklar öğretti bana
    intiharın hiç değişmeyen ihtimali olduğunu hayatımın

    gün günden seyreldi içim
    unutmaya başladım
    unutmaya başladım
    telefon da evdeki herhangi bir eşya gibi
    gelip yerleşti gündelikteki yerine
    eşyanın zamanla nasıl uysallaştığını
    en çok ayrılıklar öğretti bana
    kapılar yeniden kapı
    basamaklar yeniden merdiven oldular
    büyüsünü yitirmiş ayrıntıların ardından
    hiçliğe düşmeden anmak geçmişi
    her şeye rağmen ayrılıktan önceki kendimize benzemek
    her seferinde altın kural, öğrendim:
    aşk değil aldanmak kalbin en büyük zaferi
    bakmayın bu aşkta boyverdiğine
    içimdeki vahşi kederin
    kökü bir öncekinde
    kendimden budadığım sürgünde
    zamanla hiçbir şeyin eskisi kadar acı vermediğini
    ayrılıklar öğretti bana

    unutmadım hiçbirini, ama yaşlandım

    (bkz: murathan mungan)

  • 3
    +3
    -0

    ben eylül sen haziran

    bir eylüldü başlayan içimde
    ağaçlar dökmüştü yapraklarını
    çimenler sararmıştı
    rengi solmuştu tüm çiçeklerin
    gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
    katar gidiyordu kuşlar uzaklara
    deli deli esiyordu rüzgar
    dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
    yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar
    neydi o bir zamanlar
    sevmişliğim, sevilmişliğim
    o heyheyler, o delişmenlikler neydi
    ne bu kadere boyun eğmişliğim
    ne bu acıdan korlaşan yürek
    ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
    önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
    ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım
    beni kötü yakaladın haziran
    gamlı, yıkık eylül sonuma
    bir ilk yaz tazeliği getirdin
    masmavi göğünle
    cana can katan güneşinle
    pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
    çiçekler açtı dokunduğun
    çimler büyüdü yürüdüğün
    ve güller katmer oldu güldüğün yerde
    başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
    oldurduğun yemişlerin ağırlığından
    dallarım yere değiyor
    güneşi batmadan saçlarının
    bir dolunay doğuyor bakışlarından
    gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
    uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
    başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
    ölebilirim artık
    ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
    sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
    baksana; parmak uçlarım ateş
    lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
    hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
    benimle meydan oku her çaresizliğe
    benimle uyu, benimle uyan
    birlikte varalım on üçüncü aylara

    (bkz: ümit yaşar oğuzcan)

  • 8
    +9
    -1

    boynunda bir yer vardır, ben bilirim
    ne zaman oradan öpsem,
    değişir gözlerinin rengi
    yanar dudakların, terler avuçların
    dökülür kapkara aydınlık gibi
    omuzlarına saçların
    gitgide artar kalbinin vuruşları
    bir musiki halinde dünyamı doldurur
    ansızın bütün sesler kesilir
    zaman durur
    bir baş dönmesi başlar o en yükseklerde
    her gün seninle yeniden var oluruz
    eriyip kaybolduğumuz yerde...

  • 2
    +3
    -1

    siz geniş zamanlar umuyordunuz
    çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
    yılların telâşlarda bu kadar çabuk
    geçeceği aklınıza gelmezdi.

  • 1
    +1
    -0

    *

    Vuslat

    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
    Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
    Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı
    Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı...
    Gördükleri rü\'ya ezeli bahçedir aşka;
    Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka.
    Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez;
    Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...
    Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
    Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
    Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
    Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler.

    Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
    Boynunda O\'nun kolları, koynunda O varsa,
    Dalmışsa O\'nun saçlarının rayihasiyle,
    Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.
    Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
    Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.

    Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur
    Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur.
    insan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan...
    Bir sır gibidir azçok ilah olduğumuzdan.
    Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.
    Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler?
    Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden
    Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden.
    Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o!
    Alemde bir akşam ne semavi koşudur o!
    Dört atlı o gerdüne, gelirken dolu dizgin,
    Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin,
    Simaları her lahza parıldar bu zaferle;
    Gök, her tarafından, donanır meş\'alerle!

    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
    Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar
    Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda,
    -Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da-
    Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan,
    Baştanbaşa, her yer kesilir kapkara, zindan...
    Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak...
    Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak...
    Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık!
    Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık!
    Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et!
    Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

    (bkz: Yahya Kemal Beyatlı)

  • 3
    +3
    -0

    toprağa beraber dalacağız.
    ve bir gün yabani bir çiçek
    bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
    sapında muhakkak
    iki çiçek açacak; biri sen, biri de ben.

  • 1
    +1
    -0

    provası yok bu hayatın.
    ne yeniden yaşamak mümkün,
    ne de yaşadıklarını silebilmek.
    önemli olan
    i̇lk defa değil son defa
    sevebilmek
    - oğuz atay

  • 1
    +1
    -0

    bu şiiri yazmak için söküp attım pansumanı yaramdan
    tam olarak bıçağa kaptırdığım tarafımla sancıyorum al
    al bu hayat kiminse billahi ben yaşamıyorum
    al bu hayat kiminse billahi ben
    sarılan bir yarayı fışkıran bir damardan daha çok sevmiyorum
    saat kim bilir kaç olacak yine, kaç!
    bugün bitip dün olacak gece yine gün olacak
    tam ağzını bozduğun tebessümlü bir sıra
    parantezler basacak cümlelerimi
    peşimizde bağlamdan kopmuş bir güruh
    eğer hakkım olsaydı yağmuru yağdırmaya
    bana tufan derlerdi sana ise nuh!

    kaçıp kaçıp sana geliyorum, ne diye?
    gidecek bir yerim olmadığından değil
    bir yerlere senden gidiyor olmamdan belki de
    borç olsak geçirmişiz tarihimizi
    çoktan kalkmış bir treni bekliyoruz biletsiz
    yabana atılacak şeyler var bavulumuzda
    şu havuza çakılırım şu ummana nefessiz
    şu kazanda yakılırım şu nazarda hevessiz
    gitmiyorum diyorsam ve ne kadar gidiyorsam
    yüzme bilmiyorsam ve ne kadar yüzüyorsam
    şu yüzmediğim suların da cümlesinin dibisin
    çok sarhoş olsam dediğim her dakika
    şaraba testisiz yakalanmak gibisin

    sonra bir süre her yanıma dökülüyorsun -dökül!-
    ne önemi var geçmeyen bir izin unutkanlığımız karşısında
    zaten kırık bir gökyüzüdür artık mutlu olmanın damı
    hayat böyle dımdızlak ortada bırakır işte adamı
    ben bir kere görmüştüm çokça cenazelerde
    topraktan gayrısı tortop edip saklamıyor insanı
    gözlerin yeter ki sözlerime ilişkin olsun
    istersen gövdeme ihanetler sırt sırta yuva yapmıştır
    boş bulduğun yere saplan senin de canın sağ olsun

    ellerimi ceplerimde kaybedip unutmuşum
    ben senin bildiğin dervişlerden değilim
    ceplerim ellerimden misli ile büyüktür
    ellerimi bir yerde ceplerimle yutmuşum
    o kadar yorgunum ki o kadar ki yorgunum
    uykumdan çalıyorum uyumak için
    ben ölümden gayrı yazmayı bilmiyorum
    sen hırkalara bakıyorsun şallara niçin?

    havalar ısınıyor yar bahar diye
    ölümlü şeylerle avunmamak vaktidir
    gözlerin çocukluğumun bozulmamış aktidir
    ve üzerime dökülmenin üç kurşunu vardır mavzerimde:

    1- dökene kurban olayım.
    2- dökülen dökendendir.
    3- hiç çıkmasın izin benden.

    tam da bu yüzden
    dol ya da dökül
    şaraba meyyal bir üzüm gibi serpil
    hiç çıkarmasan da üzerinden yine de bil
    yine de bil yine de bil yine de bil
    onlar hırka değil, pil!

    /alper gencer
    (bkz: onlar hırka değil pil)

  • 0
    +0
    -0

    "eski, yeni, ödünç alınmış ve mavi"
    aşk, karanlık bir ‘şey’dir.
    i̇nsan bile aşk kadar karanlık değildir,
    insanın gecesi olan anılar bile
    hiçbir anıya yakıştıramadığımız hayvanlar bile
    öyle masum kalır ki aşkın yanında:
    “rain dogs” koyu kahveyle iyi gider
    “rain cats” bugünlerde kezzapla
    aşkı neyle denersen dene
    ölümle iyi gider yalnızcakimse gecesinden bir aşk bağışlamaz
    kimsenin kelimeler kuyusu olan kalbinde de toplanmaz aşk
    kimsenin kederinden çalınmaz
    ve ödünç de alınmaz kimsenin yağmurundan…
    aşk karanlığını bağışlar insana
    kalbini sen toplarsın ona
    kederi sen yakıştırırsın
    ve sendeki yağmuru paylaştırırsın
    kimin gözyaşından kaldıysaaşk bazen de onun yerine söylenir
    herkesin bildiği şeyleri üstelik
    ilk defa gibi: aşkı dünyadan
    getirir insan birine bakarak değil,
    öyle büyük olmalı ki aşk, karanlığından da fazla,
    ‘sende aşk yokmuş’ dememeli kimse kimseye
    ‘aşk kalmamış dünyada’ demeli, ‘suç bende değil’
    ‘yoksa ben de âşık olmak isterdim sana, ama yok,
    yok ki aşk dünyada ben nerden getireyim? ’belki sözler de karanlık kalmalı, rengini açmamalı
    onların da, yoksa… virgül bile aşk için delildir.
    belki sözlerin de aynası olmalı ve bakmalı
    nasıl söylendiğine ve kime… niye yok
    yoksa suretimiz suskunluğumuzdan değerli midir? herkesin kaybettiği aşkı ben de bulamadım
    küçük bir oğlan gibi, sanki acının mutluluk
    olduğuna inandırmışlar da çocukluğumda
    inanacak başka bir şey kalmamış bana“mavi kadife” yi niye unutamadığını hatırla
    simsiyah bir şiirdir baştan sona ve hâlâ,
    maviliği şairler ve budalalar içindir,
    istersen i̇skenderiye armağanı ‘justine’e de sor,
    istersen ‘kuyu’ diyelim karanlığa da
    sen bu şiiri bitir
    ya da küs ve aşkı eğlendiraşk çünkü karanlık bir eğlencedir
    sen üzülürsün aşk eğleniraşk bir kere yalnız
    bırakırsa insanı
    yalnızı bir kere daha
    yalnız bırakır aşk daçünkü insan bir değil
    iki kere yalnızdır aşkta
    (iki kere karanlık da denilebilir) önce, kendinde değildir
    ve sevgili de inanmaz
    kendinde olmayana

    de ki öyleyse:
    ölümden başka her şey ödünçtür
    ödünç bir bıçak gibi elden ele gezen aşk da
    ve bir kadının ‘herkes bıçağını bende biledi’
    demesinden daha kötüsü, bıçağını o kadında
    deneyen herkesten biri olmaktır, olsa olsa!
    sen de denedin, ‘zor’ olduğu için aşkı
    yalnızca ondan istedin,
    oysa aşktan daha zoru, istemekti,
    bilmedin! bilme öyleyse:
    aşk bu kadar karanlıksa
    şiir nedir? ‘asl’ olan insanın gülümsemesidir
    başkalarının görmesi değil’ diyemiyorsa…‘aşk için daha fazla boşluk
    yaratmayı’ öğretemiyorsa…‘aşk, görünmez oluncaya dek, sevdim
    seni, derine indim ve gözden kayboldum’
    yokluğuna inemiyorsa…şiir nedir?
    ‘bahçeyi derviş yetiştirir, şiiri aşk’
    bana n’oluyor öyleyse? ‘ne istediğimi sen bilmezsen
    ben nasıl bilebilirim? ’
    demedikçe şiire ne bizden? ‘ne kadar güvenebilirsen
    acı çekmeyen birine
    aşka da o kadar güven! ’
    demeyen şiirden de bana ne? dinle öyleyse: şiir doğudur asya kadar
    iyi bir şair de görmedim ben
    kendinden önce başkalarının düşünü gören
    …çocuğu içinden atarsan anne olursun
    yağmuru parka atarsan üzgün
    şiiri içine atarsan
    içine atmış olursun yalnızca
    aşk olursun diyemem yine de
    içine attıkları bu karanlıkta“eskiler alıyorum” diye gezene
    şimdi sokak kalmış mıdır kimbilir:
    geceyi tanımadan şiir yazdın
    âşık olduğun karanlığa kalmadan
    şiir dediğin ısrardan başka ne
    ‘ödünç’ diyorsun durmadan, ödünç, ödünç
    karanlığı mı istiyorsun ödünç yerine
    karanlıktan şiir çıkmaz, geceden çıkar
    ve aşk, istemezse, karanlığını bile
    ödünç vermez şiire! bu bir mektup olsaydı
    seni güldürürdüm mutlaka
    fakat bu bir şiir, bağışla
    seni yine güldürdüğüm için, bağışla
    bak ben kaldım, sen de
    kal! karanlığa
    bir yarım ekle yalnız
    bir de yağmur kız ekle
    ve kal istersen yarısı mavi,
    yarısı bordo bu ödünç şiirdeya da;
    ya yağmuru alıp gidelim buralardan
    ya yağmuru terk ettiğin parka bırak beni de! …
    (on dakika ara)

    -haydar ergülen

  • 2
    +2
    -0

    desem ki̇

    desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
    rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
    sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
    ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
    senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
    toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
    sende tattım yemişlerin cümlesini.

    desem ki sen benim için,
    hava kadar lazım,
    ekmek kadar mübarek,
    su gibi aziz bir şeysin;
    nimettensin, nimettensin!
    desem ki...
    i̇nan bana sevgilim inan,
    evimde şenliksin, bahçemde bahar;
    ve soframda en eski şarap.
    ben sende yaşıyorum,
    sen bende hüküm sürmektesin.
    bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
    rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
    günlerden sonra bir gün,
    şayet sesimi farkedemezsen,
    rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
    bil ki ölmüşüm.
    fakat yine üzülme, müsterih ol;
    kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
    ve neden sonra
    tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
    hatırla ki mahşer günüdür
    ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
    cahit sıtkı taranci

  • 0
    +0
    -0

    "kavuşmak özgürlükse özgürdük ikimiz de
    elleri çığlık çığlık yanyana iki dünya
    i̇kimiz iki dağdan
    i̇ki hırçın su gibi akıp gelmiştik
    buluşmuştuk bir kavşakta
    unutmuştuk ayrılığı
    yok saymıştık özlemeyi
    şarkımıza dalmıştık
    mutluluk mavi çocuk oynardı bahçemizde.."

  • 0
    +0
    -0

    "çok sevmezsen, çok acımazsın.
    çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
    hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
    senin değillermiş gibi davranacaksın.
    hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın."

  • 10
    +10
    -0

    seni düşünmek

    seni düşünmek güzel şey, ümitli şey.
    dünyanın en güzel sesinden
    en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
    fakat artık ümit yetmiyor bana.
    ben artık şarkı dinlemek değil,
    şarkı söylemek istiyorum.

    n.hikmet ran

  • 5
    +5
    -0

    gözlerin gözlerime değince
    felâketim olurdu ağlardım
    beni sevmiyordun bilirdim
    bir sevdiğin vardı duyardım
    çöp gibi bir oğlan ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felâketim olurdu ağlardım

    ne vakit maçka'dan geçsem
    limanda hep gemiler olurdu
    ağaçlar kuş gibi gülerdi
    bir rüzgâr aklımı alırdı
    sessizce bir cıgara yakardın
    parmaklarımın ucunu yakardın
    kirpiklerini eğerdin bakardın
    üşürdüm içim ürperirdi
    felâketim olurdu ağlardım

    akşamlar bir roman gibi biterdi
    jezabel kan içinde yatardı
    limandan bir gemi giderdi
    sen kalkıp ona giderdin
    benzin mum gibi giderdin
    sabaha kadar kalırdın
    hayırsızın biriydi fikrimce
    güldü mü cenazeye benzerdi
    hele seni kollarına aldı mı
    felâketim olurdu ağlardım

  • 0
    +0
    -0

    bana sor sevgili kâri’ sana ben söyleyeyim
    ne hüviyyette şu karşında duran eş’ârım :
    bir yığın söz ki, samîmiyyeti ancak hüneri;
    ne tasannu’ bilirim, çünkü, ne san’atkârım.
    şi’r için “göz yaşı” derler, onu bilmem, yalnız,
    aczimin giryesidir bence bütün âsârım !
    ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
    dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım !
    oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
    oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.

  • 1
    +1
    -0

    şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
    benim mi allahım bu çizgili yüz?
    ya gözler altındaki mor halkalar?
    neden böyle düşman görünürsünüz,
    yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

  • 0
    +0
    -0

    yumdum gözlerimi yumuk göz kapaklarımın içindesin sevdiceğim
    yumulu göz kapaklarımın içinde şarkılar
    şimdi orada her şey seninle başlıyor
    şimdi orada hiç bir şey yok senden önceme ait ve sana ait olmayan.

  • 1
    +1
    -0

    haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar
    ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye
    kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa
    laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
    ruhum sahte
    evi nepal'de kalmış
    slovakyalı salyangozdur ruhum
    sınıfları doğrudan geçip
    gerçekleri gören gençlerin gözünde.
    acaba kim bilen doğrusunu? hatta ben
    kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
    sanki ne anlıyorum?