Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("geceye bir şiir bırak") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 8
    +9
    -1

    boynunda bir yer vardır, ben bilirim
    ne zaman oradan öpsem,
    değişir gözlerinin rengi
    yanar dudakların, terler avuçların
    dökülür kapkara aydınlık gibi
    omuzlarına saçların
    gitgide artar kalbinin vuruşları
    bir musiki halinde dünyamı doldurur
    ansızın bütün sesler kesilir
    zaman durur
    bir baş dönmesi başlar o en yükseklerde
    her gün seninle yeniden var oluruz
    eriyip kaybolduğumuz yerde...

  • 2
    +3
    -1

    siz geniş zamanlar umuyordunuz
    çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
    yılların telâşlarda bu kadar çabuk
    geçeceği aklınıza gelmezdi.

  • 1
    +1
    -0

    *

    Vuslat

    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
    Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
    Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı
    Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı...
    Gördükleri rü\'ya ezeli bahçedir aşka;
    Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka.
    Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez;
    Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...
    Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
    Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
    Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
    Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler.

    Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
    Boynunda O\'nun kolları, koynunda O varsa,
    Dalmışsa O\'nun saçlarının rayihasiyle,
    Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.
    Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
    Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.

    Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur
    Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur.
    insan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan...
    Bir sır gibidir azçok ilah olduğumuzdan.
    Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.
    Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler?
    Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden
    Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden.
    Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o!
    Alemde bir akşam ne semavi koşudur o!
    Dört atlı o gerdüne, gelirken dolu dizgin,
    Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin,
    Simaları her lahza parıldar bu zaferle;
    Gök, her tarafından, donanır meş\'alerle!

    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
    Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar
    Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda,
    -Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da-
    Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan,
    Baştanbaşa, her yer kesilir kapkara, zindan...
    Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak...
    Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak...
    Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık!
    Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık!
    Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et!
    Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

    (bkz: Yahya Kemal Beyatlı)

  • 3
    +3
    -0

    toprağa beraber dalacağız.
    ve bir gün yabani bir çiçek
    bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
    sapında muhakkak
    iki çiçek açacak; biri sen, biri de ben.

  • 1
    +1
    -0

    provası yok bu hayatın.
    ne yeniden yaşamak mümkün,
    ne de yaşadıklarını silebilmek.
    önemli olan
    i̇lk defa değil son defa
    sevebilmek
    - oğuz atay

  • 1
    +1
    -0

    bu şiiri yazmak için söküp attım pansumanı yaramdan
    tam olarak bıçağa kaptırdığım tarafımla sancıyorum al
    al bu hayat kiminse billahi ben yaşamıyorum
    al bu hayat kiminse billahi ben
    sarılan bir yarayı fışkıran bir damardan daha çok sevmiyorum
    saat kim bilir kaç olacak yine, kaç!
    bugün bitip dün olacak gece yine gün olacak
    tam ağzını bozduğun tebessümlü bir sıra
    parantezler basacak cümlelerimi
    peşimizde bağlamdan kopmuş bir güruh
    eğer hakkım olsaydı yağmuru yağdırmaya
    bana tufan derlerdi sana ise nuh!

    kaçıp kaçıp sana geliyorum, ne diye?
    gidecek bir yerim olmadığından değil
    bir yerlere senden gidiyor olmamdan belki de
    borç olsak geçirmişiz tarihimizi
    çoktan kalkmış bir treni bekliyoruz biletsiz
    yabana atılacak şeyler var bavulumuzda
    şu havuza çakılırım şu ummana nefessiz
    şu kazanda yakılırım şu nazarda hevessiz
    gitmiyorum diyorsam ve ne kadar gidiyorsam
    yüzme bilmiyorsam ve ne kadar yüzüyorsam
    şu yüzmediğim suların da cümlesinin dibisin
    çok sarhoş olsam dediğim her dakika
    şaraba testisiz yakalanmak gibisin

    sonra bir süre her yanıma dökülüyorsun -dökül!-
    ne önemi var geçmeyen bir izin unutkanlığımız karşısında
    zaten kırık bir gökyüzüdür artık mutlu olmanın damı
    hayat böyle dımdızlak ortada bırakır işte adamı
    ben bir kere görmüştüm çokça cenazelerde
    topraktan gayrısı tortop edip saklamıyor insanı
    gözlerin yeter ki sözlerime ilişkin olsun
    istersen gövdeme ihanetler sırt sırta yuva yapmıştır
    boş bulduğun yere saplan senin de canın sağ olsun

    ellerimi ceplerimde kaybedip unutmuşum
    ben senin bildiğin dervişlerden değilim
    ceplerim ellerimden misli ile büyüktür
    ellerimi bir yerde ceplerimle yutmuşum
    o kadar yorgunum ki o kadar ki yorgunum
    uykumdan çalıyorum uyumak için
    ben ölümden gayrı yazmayı bilmiyorum
    sen hırkalara bakıyorsun şallara niçin?

    havalar ısınıyor yar bahar diye
    ölümlü şeylerle avunmamak vaktidir
    gözlerin çocukluğumun bozulmamış aktidir
    ve üzerime dökülmenin üç kurşunu vardır mavzerimde:

    1- dökene kurban olayım.
    2- dökülen dökendendir.
    3- hiç çıkmasın izin benden.

    tam da bu yüzden
    dol ya da dökül
    şaraba meyyal bir üzüm gibi serpil
    hiç çıkarmasan da üzerinden yine de bil
    yine de bil yine de bil yine de bil
    onlar hırka değil, pil!

    /alper gencer
    (bkz: onlar hırka değil pil)

  • 0
    +0
    -0

    "eski, yeni, ödünç alınmış ve mavi"
    aşk, karanlık bir ‘şey’dir.
    i̇nsan bile aşk kadar karanlık değildir,
    insanın gecesi olan anılar bile
    hiçbir anıya yakıştıramadığımız hayvanlar bile
    öyle masum kalır ki aşkın yanında:
    “rain dogs” koyu kahveyle iyi gider
    “rain cats” bugünlerde kezzapla
    aşkı neyle denersen dene
    ölümle iyi gider yalnızcakimse gecesinden bir aşk bağışlamaz
    kimsenin kelimeler kuyusu olan kalbinde de toplanmaz aşk
    kimsenin kederinden çalınmaz
    ve ödünç de alınmaz kimsenin yağmurundan…
    aşk karanlığını bağışlar insana
    kalbini sen toplarsın ona
    kederi sen yakıştırırsın
    ve sendeki yağmuru paylaştırırsın
    kimin gözyaşından kaldıysaaşk bazen de onun yerine söylenir
    herkesin bildiği şeyleri üstelik
    ilk defa gibi: aşkı dünyadan
    getirir insan birine bakarak değil,
    öyle büyük olmalı ki aşk, karanlığından da fazla,
    ‘sende aşk yokmuş’ dememeli kimse kimseye
    ‘aşk kalmamış dünyada’ demeli, ‘suç bende değil’
    ‘yoksa ben de âşık olmak isterdim sana, ama yok,
    yok ki aşk dünyada ben nerden getireyim? ’belki sözler de karanlık kalmalı, rengini açmamalı
    onların da, yoksa… virgül bile aşk için delildir.
    belki sözlerin de aynası olmalı ve bakmalı
    nasıl söylendiğine ve kime… niye yok
    yoksa suretimiz suskunluğumuzdan değerli midir? herkesin kaybettiği aşkı ben de bulamadım
    küçük bir oğlan gibi, sanki acının mutluluk
    olduğuna inandırmışlar da çocukluğumda
    inanacak başka bir şey kalmamış bana“mavi kadife” yi niye unutamadığını hatırla
    simsiyah bir şiirdir baştan sona ve hâlâ,
    maviliği şairler ve budalalar içindir,
    istersen i̇skenderiye armağanı ‘justine’e de sor,
    istersen ‘kuyu’ diyelim karanlığa da
    sen bu şiiri bitir
    ya da küs ve aşkı eğlendiraşk çünkü karanlık bir eğlencedir
    sen üzülürsün aşk eğleniraşk bir kere yalnız
    bırakırsa insanı
    yalnızı bir kere daha
    yalnız bırakır aşk daçünkü insan bir değil
    iki kere yalnızdır aşkta
    (iki kere karanlık da denilebilir) önce, kendinde değildir
    ve sevgili de inanmaz
    kendinde olmayana

    de ki öyleyse:
    ölümden başka her şey ödünçtür
    ödünç bir bıçak gibi elden ele gezen aşk da
    ve bir kadının ‘herkes bıçağını bende biledi’
    demesinden daha kötüsü, bıçağını o kadında
    deneyen herkesten biri olmaktır, olsa olsa!
    sen de denedin, ‘zor’ olduğu için aşkı
    yalnızca ondan istedin,
    oysa aşktan daha zoru, istemekti,
    bilmedin! bilme öyleyse:
    aşk bu kadar karanlıksa
    şiir nedir? ‘asl’ olan insanın gülümsemesidir
    başkalarının görmesi değil’ diyemiyorsa…‘aşk için daha fazla boşluk
    yaratmayı’ öğretemiyorsa…‘aşk, görünmez oluncaya dek, sevdim
    seni, derine indim ve gözden kayboldum’
    yokluğuna inemiyorsa…şiir nedir?
    ‘bahçeyi derviş yetiştirir, şiiri aşk’
    bana n’oluyor öyleyse? ‘ne istediğimi sen bilmezsen
    ben nasıl bilebilirim? ’
    demedikçe şiire ne bizden? ‘ne kadar güvenebilirsen
    acı çekmeyen birine
    aşka da o kadar güven! ’
    demeyen şiirden de bana ne? dinle öyleyse: şiir doğudur asya kadar
    iyi bir şair de görmedim ben
    kendinden önce başkalarının düşünü gören
    …çocuğu içinden atarsan anne olursun
    yağmuru parka atarsan üzgün
    şiiri içine atarsan
    içine atmış olursun yalnızca
    aşk olursun diyemem yine de
    içine attıkları bu karanlıkta“eskiler alıyorum” diye gezene
    şimdi sokak kalmış mıdır kimbilir:
    geceyi tanımadan şiir yazdın
    âşık olduğun karanlığa kalmadan
    şiir dediğin ısrardan başka ne
    ‘ödünç’ diyorsun durmadan, ödünç, ödünç
    karanlığı mı istiyorsun ödünç yerine
    karanlıktan şiir çıkmaz, geceden çıkar
    ve aşk, istemezse, karanlığını bile
    ödünç vermez şiire! bu bir mektup olsaydı
    seni güldürürdüm mutlaka
    fakat bu bir şiir, bağışla
    seni yine güldürdüğüm için, bağışla
    bak ben kaldım, sen de
    kal! karanlığa
    bir yarım ekle yalnız
    bir de yağmur kız ekle
    ve kal istersen yarısı mavi,
    yarısı bordo bu ödünç şiirdeya da;
    ya yağmuru alıp gidelim buralardan
    ya yağmuru terk ettiğin parka bırak beni de! …
    (on dakika ara)

    -haydar ergülen

  • 2
    +2
    -0

    desem ki̇

    desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
    rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
    sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
    ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
    senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
    toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
    sende tattım yemişlerin cümlesini.

    desem ki sen benim için,
    hava kadar lazım,
    ekmek kadar mübarek,
    su gibi aziz bir şeysin;
    nimettensin, nimettensin!
    desem ki...
    i̇nan bana sevgilim inan,
    evimde şenliksin, bahçemde bahar;
    ve soframda en eski şarap.
    ben sende yaşıyorum,
    sen bende hüküm sürmektesin.
    bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
    rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
    günlerden sonra bir gün,
    şayet sesimi farkedemezsen,
    rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
    bil ki ölmüşüm.
    fakat yine üzülme, müsterih ol;
    kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
    ve neden sonra
    tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
    hatırla ki mahşer günüdür
    ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
    cahit sıtkı taranci

  • 0
    +0
    -0

    "kavuşmak özgürlükse özgürdük ikimiz de
    elleri çığlık çığlık yanyana iki dünya
    i̇kimiz iki dağdan
    i̇ki hırçın su gibi akıp gelmiştik
    buluşmuştuk bir kavşakta
    unutmuştuk ayrılığı
    yok saymıştık özlemeyi
    şarkımıza dalmıştık
    mutluluk mavi çocuk oynardı bahçemizde.."

  • 0
    +0
    -0

    "çok sevmezsen, çok acımazsın.
    çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
    hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
    senin değillermiş gibi davranacaksın.
    hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın."

  • 10
    +10
    -0

    seni düşünmek

    seni düşünmek güzel şey, ümitli şey.
    dünyanın en güzel sesinden
    en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
    fakat artık ümit yetmiyor bana.
    ben artık şarkı dinlemek değil,
    şarkı söylemek istiyorum.

    n.hikmet ran

  • 5
    +5
    -0

    gözlerin gözlerime değince
    felâketim olurdu ağlardım
    beni sevmiyordun bilirdim
    bir sevdiğin vardı duyardım
    çöp gibi bir oğlan ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felâketim olurdu ağlardım

    ne vakit maçka'dan geçsem
    limanda hep gemiler olurdu
    ağaçlar kuş gibi gülerdi
    bir rüzgâr aklımı alırdı
    sessizce bir cıgara yakardın
    parmaklarımın ucunu yakardın
    kirpiklerini eğerdin bakardın
    üşürdüm içim ürperirdi
    felâketim olurdu ağlardım

    akşamlar bir roman gibi biterdi
    jezabel kan içinde yatardı
    limandan bir gemi giderdi
    sen kalkıp ona giderdin
    benzin mum gibi giderdin
    sabaha kadar kalırdın
    hayırsızın biriydi fikrimce
    güldü mü cenazeye benzerdi
    hele seni kollarına aldı mı
    felâketim olurdu ağlardım

  • 0
    +0
    -0

    bana sor sevgili kâri’ sana ben söyleyeyim
    ne hüviyyette şu karşında duran eş’ârım :
    bir yığın söz ki, samîmiyyeti ancak hüneri;
    ne tasannu’ bilirim, çünkü, ne san’atkârım.
    şi’r için “göz yaşı” derler, onu bilmem, yalnız,
    aczimin giryesidir bence bütün âsârım !
    ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
    dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım !
    oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
    oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.

  • 1
    +1
    -0

    şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
    benim mi allahım bu çizgili yüz?
    ya gözler altındaki mor halkalar?
    neden böyle düşman görünürsünüz,
    yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

  • 0
    +0
    -0

    yumdum gözlerimi yumuk göz kapaklarımın içindesin sevdiceğim
    yumulu göz kapaklarımın içinde şarkılar
    şimdi orada her şey seninle başlıyor
    şimdi orada hiç bir şey yok senden önceme ait ve sana ait olmayan.

  • 1
    +1
    -0

    haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar
    ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye
    kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa
    laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
    ruhum sahte
    evi nepal'de kalmış
    slovakyalı salyangozdur ruhum
    sınıfları doğrudan geçip
    gerçekleri gören gençlerin gözünde.
    acaba kim bilen doğrusunu? hatta ben
    kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
    sanki ne anlıyorum?

  • 6
    +6
    -0

    senden sonra 23 şehir gezdim.
    3 kilo aldım.
    saçlarımı 6 kez boyadım.
    dünya bilmem kaç 365 günde bilmem kaç dönümünü tamamladı.
    darbe oldu.
    i̇htilal oldu.
    barış gelmedi.
    savaş bitmedi.
    seni özledim.
    iltica edecek tek yer bulamadım.
    gittiğim her yerde senden bir nefes bıraktım.
    belki yürürsün aynı sokakta.
    ayak izime denk düşer ayak izin.
    belki saçına değer nefes.
    belki sen de bir gün özlersin diye, seni uzakta bıraktım.
    seni uğurladım.
    sana kavuştum.
    seni terk ettim.
    bilmem kaç kilometre yol gittim.
    evren kaydı.
    sen göğüs kafesimden milim kaymadın.

    ezel roz manaz

    1 çok hoş şiir. teşekkürler. kayıtsız kalamadım nedense :d - devriksekiz 21 Kasım 2018 01:13
    1 rica ederim benim de baya hoşuma gitti. sizlerle paylaşıyım dedim :) - yarimadam 21 Kasım 2018 01:22
  • 5
    +5
    -0

    her şey yapılabilir
    bir beyaz kağıtla
    uçak örneğin uçurtma mesela
    altına konulabilir
    bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
    sallanan bir masanın
    veya şiir yazılabilir
    süresi ötekilerden kısa
    bir ömür üzerine. bir beyaz kağıda
    her şey yazılabilir
    senin dışında
    güzelliğine benzetme bulmak zor
    sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
    her şeyden
    bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
    belki tabiattadır çaresi
    senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
    ve benim
    bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
    anlarım bitkiden filan
    ama anlatamam
    toprağın güneşle konuşmasını
    sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla sen bana ışık ver yeter
    bende filiz çok
    köklerim içimde gizlidir
    gelen giden açan soran bere budak yok
    bir şiir istersin
    “içinde benzetmeler olan”
    kusura bakma sevgilim
    heybemde sana benzeyecek kadar
    güzel bir şey yok uzun bir yoldan gelen
    tedariksiz katıksız bir yolcuyum
    yaralı yarasız sevdalardan geçtim
    koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
    her şeyi anlattım
    olan olmayan acıtan sancıtan
    bilsem ki sana varmak içindi
    bütün mola sancıları
    bütün stabilize arkadaşlıklar
    daha hızlı koşardım
    severadım gelirdim
    gözlerinin mercan maviliğine sana bakmak
    suya bakmaktır
    sana bakmak
    bir mucizeyi anlamaktır sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
    aşk sorgusunda şahanem
    yalnız kelepçeler sanıktır
    ne yazsam olmuyor
    çünkü bilenler hatırlar
    hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
    bahçıvanlar değil tüccarlardır
    sen öyle göz
    sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
    sen teninde cennet kayganlığı iken
    sana şiir yazmak ahmaklıktır bir tek söz kalır
    dişlerimin arasından
    ben sana gülüm derim
    gülün ömrü uzamaya başlar verdiğim bütün sözler
    sende kalsın isterim
    ben sana gülüm derim
    gül sana benzediği için ölümsüz
    yazdığım bütün şiirler
    sana başlayan bir kitap için önsöz sana bakmak
    bir beyaz kağıda bakmaktır
    her şey olmaya hazır
    sana bakmak
    suya bakmaktır
    gördüğün suretten utanmak
    sana bakmak
    bütün rastlantıları reddedip
    bir mucizeyi anlamaktır
    sana bakmak
    allah’a inanmaktır