Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("geceye bir şiir bırak") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 5
    +5
    -0

    bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim
    ayrılırken kimliğim, adresim sende kalmış.
    tebessümü yüzüme çok görüyor matemim
    güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış.
    ....
    nerede o çocuksu, o şımarık hallerim,
    saçlarına hasreti tanımayan ellerim,
    rengarenk rüyalarım, toz pembe hayallerim
    tekmil neşem, sevincim, hevesim, sende kalmış.

  • 5
    +6
    -1

    gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
    ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
    her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
    yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

    bi insan şiir dizelerine eksi verecek kadar ne yaşar, oldukça garip - belkismibusra 13 Haziran 2018 02:55
    mutlaka bi sebebi vardır tabii ama elmanın suçu ne ki bu durumda diye bi düşünmüyor değilim - belkismibusra 13 Haziran 2018 03:08
    öyledir tabii sadece garip geldi - belkismibusra 13 Haziran 2018 14:36
  • 6
    +6
    -0

    ona uğramayan gemiler batsın
    ondan geçmeyen trenler devrilsin
    onu sevmeyen yürek taş kesilsin
    kapansın onu görmeyen gözler
    onu övmeyen diller kurusun
    i̇ki kere iki dört elde var ayten
    bundan böyle dünyada
    aşkın adı ayten olsun

    1 ayşe'lisi vardı bunun, güzel yorumlamıştı eleman. - akopi 13 Haziran 2018 03:10
    3 ümit yaşar ayten'lisini uygun görmüş, bize de öyle sevmek düşer :) - dilosalego 13 Haziran 2018 03:18
  • 2
    +2
    -0

    abdestsiz gezmeyen hacı muharrem i̇nce'den gelsin.

    "öp beni, kocasını tanımadığım kadın
    seni görünce şaha kalkar atım
    kocan gidince, dön arkanı ses çıkarma sakın
    ver son kez nasılsa cehennem çok yakın"

  • 1
    +1
    -0

    hatırlat da haziran'ın sonlarında çocukluğumu yakalım

    sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
    şehre inerim bir sinema yağmura çalar
    otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
    dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

    -senegalliler dahil değil

    sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
    çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
    o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
    hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

    -yoksa seni rahatsız mı ettim?

    sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
    ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
    elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
    elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

    -freud diye bir şey yoktur.

    sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
    belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
    bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
    yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

    -haydi iç de çay koyayım.

  • 2
    +2
    -0

    benim yaşım
    o’ndan uzaklığımla ölçülür
    b’enim sabitim o’dur.

    ben geldim
    senden geldim
    sana geldim
    sen o’ysan eğer.

    ben geldim
    senden geldim
    sana geldim
    bir avuç karbon
    bir avuç merhamet.

    ben geldim
    geçmiş şaraptan kızıl
    ve körkütük bir şiraz’dan elbet.

  • 3
    +3
    -0

    burada yağmur yağıyor
    aralıksız yağıyor günlerdir
    ama sen yine de şemsiyeni
    almadan gel ilk otobüsle

    buğulanan camlara usulca
    yüzünü çiziyorum ki yüzün
    bir yağmur damlası olup
    düşüyor yapraklarına gülün

    güller de bozamıyor bu uzun
    karanlık sessizliğini kentin
    anılarını yitiriyor sokaklar
    bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları

    tarih de kekemeleşiyor bazan
    ki o zaman aşktır tek bilici
    aşksa yürümek gibi bir şey
    duyabilmek kuşların gelişini

    anısı bizsek eğer bu kentin
    unuttuğu türküler bizsek
    acıyı rehin bırakıp bir güle
    anımsatmalıyız bunları bir bir

    sonra yürümeliyiz seninle
    sokaklara caddelere çıkmalıyız
    belki bir aşktır bu kentin
    belleğini geri getirecek olan

    burada yağmur yağıyor ama sen
    şemsiyeni almadan gel yine de
    özletiyor bu çılgın sağanak seni
    sırılsıklam özletiyor biliyor musun

  • 1
    +1
    -0

    yaralandıkça ne çok şeyi özlüyor insan
    gerekli, gereksiz ne varsa özlüyor.
    çocukluğu değil.
    genç günleri değil.
    sadece eski evlerin arasında yokuş aşağı yürüdüğü sabahları.
    ayaklarına dur diyemediği...
    her şeye inandığı...
    her şeyin mümkün olduğu sabahları..
    bugünü dün, yarını çok önceden yıktıkları bu sabahlara ait değilim ben.
    zaman akıyor, su akıyor, annem kapıdan sokağa çıkıyor.
    ben evden çıkamıyorum..
    bu kayıp sabahlar, benim sabahlarım değil.
    büyüdüğünü, hiç yıkılmaz dediğin dağlar kendi kendini yıkınca anlıyormuş insan..
    olacak gibi olanlar son anda olmayınca.
    olmayacak olanın olmasına çoktan alıştım.
    sevmeyi çok özledim..

    kemal hamamcıoğlu

  • 0
    +0
    -0

    iki rayı gibiyiz
    bir tren yolunun
    yakın olması
    neyi değiştirir
    son istasyonun

  • 0
    +1
    -1

    ...
    senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
    tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
    bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
    sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
    seni aldım bu sunturlu yere getirdim
    sayısız penceren vardı bir bir kapattım
    ...

  • 3
    +3
    -0

    seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
    dünyanın en güzel sesinden
    en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
    fakat artık ümit yetmiyor bana,
    ben artık şarkı dinlemek değil,
    şarkı söylemek istiyorum.
    nazım hikmet ran

  • 1
    +1
    -0

    ağlamıştık
    boyalarımız aktıkça ferahlamıştık hatırla gözyaşlarımız simsiyahtı
    sanırdım
    yanağımın sıcağına göç ediyor kırlangıçlar
    beni anla.
    geçti ömrüm iklimden iklime
    yuva yaptım kaç paket cigaranın bacasına yorgunum, kahvem çamur gibi
    batmaya da razıyım, artık beni anla
    yeter ki sen beni
    hiç yazamayacağım bir romanın kollarına atma.

    (bkz: paragraf başı)

    (bkz: didem madak)

  • 2
    +2
    -0

    severim ben seni candan içeru
    yolum vardır bu erkandan içeru

    şeriat, tarikat yoldur varana
    hakikat meyvası andan içeru

    dinin terk edenin küfürdür işi
    ol ne küfürdür, imandan içeru

    beni bende demen, ben de değilim
    bir ben vardır bende, benden içeru

    beni benden alana ermez elim
    kim kadem basa sultandan içeru

    süleyman kuş dilin bilir dediler
    süleyman var, süleyman'dan içeru

    tecelliden nasip erdi kimine
    kiminin maksudu bundan içeru

    senin aşkın beni benden alıptır
    ne şirin dert bu, dermandan içeru

    miskin yunus, gözü tuş oldu sana
    kapıda bir kuldur, sultandan içeru

  • 1
    +1
    -0

    bana zamandan söz ediyorlar.
     gelip size zamandan söz ederler.
    yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
    zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
    hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
    dahası onlar da bilirler.
    ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,öyle düşünürler.
     bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
    karşılaşmak kolay değildir elbet.
     kolay değildir bunlarla baş etmek,
    uğruna içinizi öldürmek, zaman alır.
      zaman alır sizden bunların yükünü.
     o boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar dibe çöker.
     hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
    bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
    o boşluk doldu sanırsınız;
    oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.
     gün gelir bir gün ;başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide o eski ağrı ansızın geri teper.
    dilerim geri teper.
    yoksa gerçekten bitmişsinizdir.
    murathan mugan/yalnız bir opera

  • 1
    +1
    -0

    .....
    hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
    adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
    esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.
    çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

  • 5
    +5
    -0

    en güzel deniz:
    henüz gidilmemiş olandır.
    en güzel çocuk:
    henüz büyümedi.
    en güzel günlerimiz:
    henüz yaşamadıklarımız.
    ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
    henüz söylememiş olduğum sözdür..

  • 0
    +0
    -0

    üniversiteme gel sevgilim
    eylül’de çık gel
    bırak herseyi, bir bekleyenim var de gel
    gel ki bu üniversite adımlarınla anlamlansın
    gel ki bu üniversite nefretim olmaktan çıksın
    gel ki okulu bitireyim
    gel

  • 0
    +0
    -0

    “ben seni geceyle gündüzün arasında sevdim yar
    kaybolan yılların, doğanın o acımasız kanununda sevdim ben seni
    kahretsin işte öyle sevdim öyle yandım ben sana yar
    bilsen ki sana olan sevgiyi anlatacak bir başka kelime bulsam
    bıkmadan usanmadan yılmadan
    namerdimce onu söyler onu yazardım yar
    kahretsin ben seni gece ile gündüzün arasında sevdim yar
    bedenimi almaya gelen azrail’in pençesinde sevdim ben seni
    kahretsin işte öyle sevdim öyle yandım ben sana yar
    bazen prometheus oldum çarmıha gerilircesine
    bazen spartaküs oldum aslanlara yem olurcasına
    bazen cem sultan, ilmiği boynunda pir sultan oldum yar
    bazen şems’ini arayan mevlana
    bazen mevlana’yı arayan şems
    dinginlerde yunus, yokluğa kanat geren bir garip
    mutlu bir yusufçuk gibi sana özgürlüğüne koşarcasına geldim yar…”
    murat göğebakan

  • 0
    +0
    -0

    baya uzun olcak ama, mükemmel bir şiir.

    şimdi seni düşünüyorum, biliyorsun
    aklıma ellerin geliyor önce
    yağmurlu birgün hatırlıyorum
    islanmış bir serçe kuşu hatırlıyorum
    durup durup ölümü hatırlıyorum
    alnıma bir ışık vuruyor karanlıkta
    sonra alabildiğine bir sessizlik başlıyor
    alabildiğine bir deniz
    alabildiğine kum
    içim ürpertilerle dolu
    karanlık denizlerin ortasında
    seni düşünüyorum

    hani denizin insanı deli eden maviliği
    nerde o güneş parıltıları nerde
    göremiyorum ama duyuyorum
    yaklaşan fırtına sen olmalısın
    bu rüzgar senin hayallerin olmalı
    senin ümitlerin
    senin arzuların olmalı
    bütün karanlıklara razıyım
    yalnız uzaklarda, çok uzaklarda
    bir gemici feneri yanmalı

    bu korkunç ağırlıkları kim koydu başıma
    bu marşandiz trenleri nereye gidiyor
    ben bir katran deniziyim artık
    dalgalarım iri kayaları döver durur
    bütün yaratıklar derinliklerimde kapkara
    ne bir seven var beni
    ne bir anlayan bulunur

    içimde çalkalanan bir dünya
    kulaklarımda karanlığın uğultusu
    ve gözbebeklerimde korkuların en büyüğü
    bir büyük dünyada yalnız kalmak korkusu
    ölürsem korkudan öleceğim

    düşen yıldızlar gibi
    batan gemiler gibi yalnızlığım
    sisli şafaklar doğar ufkumdan
    kör bıçaklar bilenir düşlerimde her gece
    kirli bir güneş kahreder dalgalarımı
    bir çamur yığını sıvanır yüzüme
    gitgide artar yalnızlığım
    sonra duyarım iliklerimde sabahın olduğunu
    bir yosun parçası kımıldanır, gerinir
    bittiği yerde başlar yalnızlığım

    pusulalar işlemiyor artık
    yıldızlar yol göstermiyor
    rüzgar bile ihanet etti bize
    bir saçların vardı deli divane olduğumuz
    bir saçların vardı
    bir saçların vardı
    alnına düşerdi akşamları
    hiç değilse yaşadığımızı bilirdik hayal meyal
    nefes aldığımızı
    i̇nsan olduğumuzu bilirdik
    saçların bizi kurtarırdı düştüğümüz girdaplardan
    bizi bir derinlerden yeryüzüne çıkarırdı
    her telinde mevsimleri seyrettiğimiz
    varlığını en büyük mutluluk bildiğimiz
    bir saçların vardı
    bir saçların vardı deli divane olduğumuz

    şimdi bütün gün üstüme yağmur yağıyor
    bütün gece kar
    yalnızlığın tam ortasındayım artık
    yalnızlık kadar

    bilsen nasıl üşüyorum
    al şu ellerimi ısıt biraz
    ya da al götür bu soğukları
    bu yağmurları
    görmüyor musun beni öldürecekler artık
    beni öldürecekeler diyorum sana
    geçmiş gelecek bütün yıllarım
    bütün umutlarım senin olsun al
    beni bu karanlık denizlerde bırakma

  • 1
    +1
    -0

    (bkz: ayrılık sevdaya dahil )

    açılmış sarmaşık gülleri
    kokularıyla baygın
    en görkemli saatinde yıldız alacasının
    gizli bir yılan gibi yuvalanmış
    içimde keder
    uzak bir telefonda ağlayan
    yağmurlu genç kadın

    rüzgâr
    uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
    mor kıvılcımlar geçiyor
    dağınık yalnızlığımdan
    onu çok arıyorum onu çok arıyorum
    heryerinde vücudumun
    ağır yanık sızıları
    bir yerlere yıldırım düşüyorum
    ayrılığımızı hissettiğim an
    demirler eriyor hırsımdan

    ay ışığına batmış
    karabiber ağaçları
    gümüş tozu
    gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
    yaseminler unutulmuş
    tedirgin gülümser
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    çünkü ayrılık da sevdâya dahil
    çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
    hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
    her an ötekisiyle birlikte
    herşey onunla ilgili

    telâşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
    gittikçe genişleyen
    yakılmış ot kokusu
    yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
    yansımalar tutmuş bütün sâhili
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
    çünkü ayrılık da sevdâya dahil
    çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili

    yalnızlık
    hızla alçalan bulutlar
    karanlık bir ağırlık
    hava ağır toprak ağır yaprak ağır
    su tozları yağıyor üstümüze
    özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
    eflatuna çalar puslu lacivert
    bir sis kuşattı ormanı
    karanlık çöktü denize
    yalnızlık
    çakmak taşı gibi sert
    elmas gibi keskin
    ne yanına dönsen bir yerin kesilir
    fenâ kan kaybedersin
    kapını bir çalan olmadı mı hele
    elini bir tutan
    bilekleri bembeyaz kuğu boynu
    parmakları uzun ve ince
    sımsıcak bakışları suç ortağı
    kaçamak gülüşleri gizlice
    yalnızların en büyük sorunu
    tek başına özgürlük ne işe yarayacak
    bir türlü çözemedikleri bu
    ölü bir gezegenin
    soğuk tenhalığına
    benzemesin diye
    özgürlük mutlaka paylaşılacak
    suç ortağı bir sevgiliyle

    sanmıştık ki ikimiz
    yeryüzünde ancak
    birbirimiz için varız
    ikimiz sanmıştık ki
    tek kişilik bir yalnızlığa bile
    rahatça sığarız
    hiç yanılmamışız
    her an düşüp düşüp
    kristal bir bardak gibi
    tuz parça kırılsak da
    hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
    hâlâ kıpkızıl gülümseyen
    -sanki ateşten bir tebessüm-
    zehir zemberek aşkımız

    en sevdiğim siirlerinden biri atilla ilhan'ın.

  • 1
    +1
    -0

    vahşi bir bitki gibi kendi zehriyle çürümeyi
    ayrılıklar öğretti bana

    yüzümdeki buz buharlanıyor
    camların saydam kayıtsızlığında
    bakışlarım dalgın çivi, ölü pencere
    daha dündü herşey
    zamandaki inkâr mı, bendeki yarılma mı
    dünyayı bu kadar değiştiren
    herkesin gözü önünde
    şimdi var oluş kuşkulu,
    sessizlik tehlike, anılar cinnet değerinde
    yaralı bir hayvan nasıl sığamazsa dünyalara
    inanç tazeler gibi
    etimden taşıyorum parçalana parçalana

    biri öksürecek olsa apartıman aralığında
    kapılara fırlıyorum
    içimi çarpa çarpa
    sonra alt katların birinde kapanan kapı
    kopmuş bir halat öylece duruyor yokluğun ağzında

    salonun ortasında kara tabut
    sessizliğin bütün gücüyle bana bakan
    bir ölü kadar kayıtsız, zalim
    şu siyah eşya
    gün boyu
    tuzaktaki bir hayvan gibi bakıyorum
    çalsa, çalsa, bir çalsa
    bazen başkaları arıyor,
    bazen kötü bir şaka ucuzluğunda: yanlış numara
    günler, geceler, saatler, aylar
    zamanın ne olduğunu en çok ayrılıklar öğretti bana

    merdivende ayak sesleri
    içimin kapıları açılıyor her seferinde
    kimse yok, kimse yok, kimse yok ki,
    yalnızlıkta seslerin birbirine ne çok benzediğini
    ayrılıklar öğretti bana
    sesi taşan radyo, biri kızartma yapmış, erken bırakılmış çöp torbaları,
    bazen silinmiş basamaklarda ıslak bez kokusu
    yanılmaların ne demek olduğunu da ayrılıklardan öğrendim
    zaman gözlerimi değiştirdikten sonra
    bir yabancı gibi gördüm
    mutsuzluktan bir türlü büyümeyen çocukluğumu
    her yıl bütünlemeye kaldığım o uzun yazlar bile öğretemezken bana

    ancak yıllar sonra elinden tuttum kendi çocukluğumun
    sahip çıktım içimdeki parçalanmaya

    sonra ne mi oldu?
    hiç, her zamanki gibi
    her şey yerini buldu
    an etimi dağlarken
    elimden tuttu zaman
    tenimden sıyırıp aldı yılan gömleğini
    bir zamanlar beni kahreden aşkın
    en çok ayrılıklar öğretti bana
    intiharın hiç değişmeyen ihtimali olduğunu hayatımın

    gün günden seyreldi içim
    unutmaya başladım
    unutmaya başladım
    telefon da evdeki herhangi bir eşya gibi
    gelip yerleşti gündelikteki yerine
    eşyanın zamanla nasıl uysallaştığını
    en çok ayrılıklar öğretti bana
    kapılar yeniden kapı
    basamaklar yeniden merdiven oldular
    büyüsünü yitirmiş ayrıntıların ardından
    hiçliğe düşmeden anmak geçmişi
    her şeye rağmen ayrılıktan önceki kendimize benzemek
    her seferinde altın kural, öğrendim:
    aşk değil aldanmak kalbin en büyük zaferi
    bakmayın bu aşkta boyverdiğine
    içimdeki vahşi kederin
    kökü bir öncekinde
    kendimden budadığım sürgünde
    zamanla hiçbir şeyin eskisi kadar acı vermediğini
    ayrılıklar öğretti bana

    unutmadım hiçbirini, ama yaşlandım

    (bkz: murathan mungan)

  • 3
    +3
    -0

    ben eylül sen haziran

    bir eylüldü başlayan içimde
    ağaçlar dökmüştü yapraklarını
    çimenler sararmıştı
    rengi solmuştu tüm çiçeklerin
    gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
    katar gidiyordu kuşlar uzaklara
    deli deli esiyordu rüzgar
    dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
    yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar
    neydi o bir zamanlar
    sevmişliğim, sevilmişliğim
    o heyheyler, o delişmenlikler neydi
    ne bu kadere boyun eğmişliğim
    ne bu acıdan korlaşan yürek
    ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
    önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
    ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım
    beni kötü yakaladın haziran
    gamlı, yıkık eylül sonuma
    bir ilk yaz tazeliği getirdin
    masmavi göğünle
    cana can katan güneşinle
    pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
    çiçekler açtı dokunduğun
    çimler büyüdü yürüdüğün
    ve güller katmer oldu güldüğün yerde
    başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
    oldurduğun yemişlerin ağırlığından
    dallarım yere değiyor
    güneşi batmadan saçlarının
    bir dolunay doğuyor bakışlarından
    gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
    uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
    başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
    ölebilirim artık
    ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
    sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
    baksana; parmak uçlarım ateş
    lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
    hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
    benimle meydan oku her çaresizliğe
    benimle uyu, benimle uyan
    birlikte varalım on üçüncü aylara

    (bkz: ümit yaşar oğuzcan)