Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("geceye bir şiir bırak") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 0
    +0
    -0

    ruhumun dalgaları, koşup kabarmayınız
    her damlanız tutuşan göğsüme birer bıçak.
    kalbim bir kayadır ki, neredeyse yıkılacak,
    hayalden köpüklerle kalbimi sarmayınız.

    dümdüz olsam diyorum, ve kumlu bir sahili
    yalayan sular gibi siz de yavaşlasanız.
    bilmediğim yeni bir masala başlasanız,
    çekilse kulağımdan hatıraların dili.

    ey eski gunler artık bana yaklaşmayınız,
    ey hayaller, vurmayın kalbimin sert taşina.
    bütün bir hayat bile değmez bir göz yaşına,
    ruhumun dalgaları, köpürüp taşmayınız.

  • 1
    +1
    -0

    aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma,
    yatakta yatmayı bildiğin kadar.
    sayın tanrıya kalsa seninle yatmak günah, daha neler.
    boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının,
    ben böyle canlı saç görmedim ömrümde,
    her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor.
    bütün kara parçaları için,
    afrika dahil.

    senin bir havan var beni asıl saran o
    onunla daha bir değere biniyor soluk almak
    sabahları acıktığı için haklı
    gününü kazanıp kurtardı diye güzel
    bir çok çiçek adları gibi güzel
    en tanınmış kırmızılarla açan
    bütün kara parçalarında
    afrika dahil

    birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
    boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
    bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
    iki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
    böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
    zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
    bütün kara parçalarında
    afrika dahil
    (bkz: cemal süreya) (bkz: üvercinka)

  • 18
    +18
    -0

    'kirpi gibisin çocuk
    her tarafın diken
    kim elini uzatsa
    delik deşik

    üstelik sen de kan içindesin'

  • 5
    +5
    -0

    ağlasam sesimi duyar mısınız,
    mısralarımda;
    dokunabilir misiniz,
    gözyaşlarıma, ellerinizle?
    bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
    kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
    bu derde düşmeden önce.
    bir yer var, biliyorum;
    her şeyi söylemek mümkün;
    epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
    anlatamıyorum.
    (bkz: orhan veli)

  • 3
    +3
    -0

    bedava yaşıyoruz, bedava;
    hava bedava, bulut bedava;
    dere tepe bedava
    yağmur çamur bedava
    otomobillerin dışı
    sinemaların kapısı
    camekanlar bedava
    peynir ekmek değil ama
    acı su bedava
    kelle fiyatına hürriyet
    esirlik bedava
    bedava yaşıyoruz, bedava.
    -orhan veli

  • 3
    +3
    -0

    arkadaşlar, haydi artık saflar dizilsin!
    uzak, yakın ufuklardan koşup gelerek
    belde çelik kılıç, içte çelikten yürek
    taşıyanlar saflardaki yerini bilsin!

    bir çığ gibi yürüyelim gözler ilerde;
    keder, elem her ne varsa geride kalsın!
    tehlikeler duman gibi tüterken yerde
    arkadaki her düşünce sönüp ufalsın.

    kahramanlar yürük gider ölüme karşı,
    bir sevgili gibi onu basar bağrına!
    bak, uzaktan çalınıyor bir zafer marşı,
    yürüyelim şu doğmakta olan yarına…

    sen ne kadar güzel şeysin, ey şanlı ölüm!
    bizim bütün talihimiz sende saklıdır.
    ey dünyada her yiğite nişanlı ölüm,
    zevki sende arayanlar elbet haklıdır.

    köprüköy’den, pilevne’den gelen ses nedir?
    çanakkale şehitleri dirildiler mi?
    çocuklarda yeni doğan bu heves nedir?
    kocamışlar bir sır için gençlik diler mi?

    saflarımız seyrelse de yine ileri!..
    düşenlerin kanlarından doğar bir şafak!
    haydi sarssın yeri, göğü cenk türküleri;
    kanımızla burda yarın güller açacak.

    (bkz: hüseyin nihal atsız - yarının türküsü)

  • 2
    +2
    -0

    umursamıyorum yılğınlığımı filan
    çünkü sessizce yaşanmalı her şey
    bir devrim sessizce olmalı mesela
    ve her söylediğine inanmalı bir palyaçonun
    bir palyaço neden yalan söylesin ki
    ben palyaço olsaydım söylemezdim
    marangoz olsaydım da söylemezdim
    ben insan olsaydım yalan söylemezdim !

  • 3
    +3
    -0

    nasılsın diye sorma bana.
    çünkü eskisi kadar iyi değ.ilim
    özlüyorum deme bana.
    çünkü eskisi kadar iyi değilim.
    merakımdan sordum nasılsın diye, deme.
    cidden eskisi kadar iyi değilim.
    -mike

  • 5
    +5
    -0

    oydu bir bakışta tanıdım onu
    kuşlar bakımından uçarı
    çocuk tutumuyla beklenmedik
    uzatmış ay aydınlık karanlığıma
    nerden uzatmışsa tenha boynunu

    dünyanın en güzel kadını oydu
    saçlarını tarasa baştan başa rumeli
    otursa ama hiç oturmaz ki
    kan kadını rüzgardı atların
    hep andım ne yaşanır olduğunu

    en çok neresi mi ağzıydı elbet
    bütün duyarlıklara ayarlı
    öpüşlerin türlüsünden elhamra
    sınırsız denizinde çarşafların
    bir gider bir gelirdi işlek ağzı

    ah şimdi benim gözlerim
    bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor
    bir kadın gömleği üstümde
    günün maviliği ondan
    gecenin horozu ondan

    tavsiye için teşekkür ederim :) - akopi 13 Ocak 2017 21:43
    hemen bakıyorum ve tekrar'dan teşekkür ettim :) - akopi 13 Ocak 2017 22:02
    not aldım, müsait olduğumda bakacam inşallah :) - akopi 13 Ocak 2017 22:07
  • 2
    +2
    -0

    her şehidin ardından
    bir türkü söylenirmiş annem
    sen de benim ardımdan
    bir türkü söyle ağlama anne gidiyorum ben...

  • 1
    +1
    -0

    varilacak yere
    kan icinde varilacaktir
    ve zafer
    artik hicbir seyi affetmeyecek kadar
    tirnakla sokulup
    koparilacaktir

  • 0
    +0
    -0

    ve sen daha demincek
    yıllar geçse de demincek
    bıçaklanmış bir dal gibi ayrı düştüğüm
    ömrümün sebebi, ustam, sevgilim.
    yaran derine inmiş
    fitil tutmaz, bilirim
    ama hesap dağlarladır
    umut, dağlarla ..

    #ahmedarif

  • 2
    +2
    -0

    'gel dedi bana,
    kal dedi bana,
    sev dedi bana,
    öl dedi bana,
    geldim...
    kaldım...
    sevdim...
    öldüm.'

  • 0
    +0
    -0

    sana büyük bir sır söyleyeceğim. zaman sensin
    zaman kadındır. ister ki
    hep okşansın diz çökülsün hep
    dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
    bir taranmış
    bir upuzun saç gibi zaman
    soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
    zaman sensin, uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
    sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
    ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
    bu durdurulmuş zamanın işkencesi mavi çanaklarda kan gibi
    bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
    bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
    daha beter seni kaçak
    seni yabancı bilmekten
    aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
    tanrım ne ağırdır sözcükler. asıl demek istediğim bu
    hazzın ötesinde sevgim
    hiç bir zararın erişemeyeceği yerde bugün sevgim
    sen ki benim saat-şakağımda vurursun
    boğulurum soluk alıp vermesen
    tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın
    sana büyük bir sır söyleyeceğim. her söz
    dudağımda bir dilenen zavallı
    acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında
    işte bu yüzdendir sık sık seni seviyorum deyişim
    boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristali
    kaba konuşmamdan gücenme benim. bu konuşma
    ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar
    sana büyük bir sır söyleyeceğim. bilmem ben
    sana benzeyen zamandan söz açmayı
    bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
    tıpkı uzun bir süre garda
    el sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
    bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının
    sana büyük bir sır söyleyeceğim. korkuyorum senden
    korkuyorum yanın sıra gidenden. pencerelere doğru akşam üzeri
    el kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
    korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan
    korkuyorum senden.
    sana büyük bir sır söyleyeceğim. kapat kapıları
    ölmek daha kolaydır sevmekten
    bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
    sevgilim.
    gerçekten zamanı bile bize unuttruracak kadar güçlü mü bu aşk denen şey?

  • 1
    +1
    -0

    kaldirimlar
    sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
    yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.

    kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
    evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    ın cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
    biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

    ıçimde damla damla bir korku birikiyor;
    sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
    üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
    gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
    -necip fazıl kısakürek

  • 1
    +1
    -0

    "ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda yorgun,
    kirli ve umutsuz geçmişim oysa
    bilmediğin birşey vardı sevgilim
    ben sende bütün aşklarımı temize çektim
    imrendiğin, öfkelendiğin
    kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
    yani yaşamışlık sandığın
    geçmişim
    dile dökülmeyenin tenhalığında
    kaçırılan bakışlarda
    gündeliğin başıboş ayrıntılarında
    zaman zaman geri tepip duruyordu.
    ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    sense kendini hâlâ hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
    biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
    başlangıçta doğruydu belki.
    sıradan bir serüven, rastgele bir iliski gibi başlayıp,
    gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan,
    benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin:
    ve hâlâ bilmiyordun sevgilim
    ben sende bütün aşklarımı temize çektim
    anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
    bütün kazananlar gibi
    terk ettin"

    "gittin.
    şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
    biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana."

    "şimdi biz neyiz biliyor musun?
    akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
    birbirine uzanamayan
    boşlukta iki yalnız yıldız gibi
    acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
    bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan
    iki enkaz olacağız yalnızca
    kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
    ne kalacak bizden?
    bir mektup, bir kart, birkaç satır
    ve benim şu kırık dökük şiirim
    sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
    ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
    bizden diyorum, ikimizden
    ne kalacak?"

    "kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
    yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
    camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...
    böyle zamanlarda herşey birbirinin yerini alır
    çünkü herşey bir o kadar anlamsızdır
    içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun..
    para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar.
    bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz...
    çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar,
    eşyalar gözünüzün önünde durur,
    birlikte yarattığınız alışkanlıklar,
    korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de;
    bakamazsınız aynalara, çağrışımlarla ödeşemezsiniz..
    dışarıda hayat düşmandır size . .
    içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
    bir ayrılığın ilk günleridir daha
    herşey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
    gün boyu hiçbirşey yapmadan oturup
    kulak verdiğiniz saat tiktakları
    kaplar tekin olmayan göğünüzü
    geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
    suyu boşalmış bir havuz,
    fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
    bakınıp dururken duvarlara
    boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi,
    plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak,
    eski bir çerçeve gibi,
    hani, unutsam eşyanın gürültüsünü,
    nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam,
    dediğimiz zamanlar gibi
    kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya
    zorlandığımız anlar gibi
    yeni bir iklime, yeni bir kente,
    bir tutukluluk haline, bir trafik kazasına,
    başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye,
    ameliyata alınmaya kendimizi hazırlar gibi
    yani dayanmak ve katlanmak için
    silkelerken bütün benliğimizi
    ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
    ve kazanmış görünürken derinliğimizi
    ne zaman ki,
    yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde bir ânın,
    yalnızca bir ânın bütün bir hayatı kapladığı anlar
    o tiktaklar kadar önemsiz kalır
    şimdi hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
    denemeseniz de, bilirsiniz
    hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar"

    "zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamlan, önemi kavranır. bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır. yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır. oysa yapacak hiçbir sey kalmamıştır artık. mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan. herşeye iyi gelen zaman sizi kanatır"

    "ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
    günlerin dökümünü yap
    benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
    kim bilebilir ikimizden başka?
    sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
    bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
    kendiliğindenliği
    yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız herşeyi
    bir düşün
    emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
    şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
    ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
    bunlar da bir ise yaramadıysa
    demek yangında kurtarılacak hiçbirşey kalmamış aramızda"
    (bkz: murathan mugan-yalnız bir opera)

  • 0
    +0
    -0

    "halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
    her şey naylondandı o kadar
    ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
    ama geyikli geceyi bulmadan önce
    hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk

    geyikli geceyi hep bilmelisiniz
    yeşil ve yabani uzak ormanlarda
    güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
    hepimizi vakitten kurtaracak

    bir yandan toprağı sürdük
    bir yandan kaybolduk
    gladyatörlerden ve dişlilerden
    ve büyük şehirlerden
    gizleyerek yahut döğüşerek
    geyikli geceyi kurtardık

    evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
    üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
    üç güvercin görsek meksika geliyordu aklımıza
    caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
    kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
    sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
    bilir bilmez geyikli gece yüzünden

    "geyikli gecenin arkası ağaç
    ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
    çatal boynuzlarında soğuk ayışığı"
    ister istemez aşkları hatırlatır
    eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
    şimdi de var biliyorum
    bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
    dağlarda geyikli gecelerin en güzeli

    hiçbir şey umurumda değil diyorum
    aşktan ve umuttan başka
    bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
    belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor

    biliyorum gemiler götüremez
    neonlar ve teoriler ısıtamaz yanını yöresini
    örneğin manastır'da oturur içerdik iki kişi
    ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
    öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
    koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
    geyikli gecenin karanlığında

    aldatıldığımız önemli değildi yoksa
    herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
    gümüş semaverleri ve eski şeyleri
    salt yadsımak için sevmiyorduk
    kötüydük de ondan mi diyeceksiniz
    ne iyiydik ne kötüydük
    durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
    başta ve sonda ayrı ayrı olduğumuzdandı

    ama ne varsa geyikli gecede idi
    bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
    bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
    kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
    büyük otellerin önünde garipsiyorduk
    çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
    hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
    örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
    yahut bir adam bıçaklasak
    yahut sokaklara tükürsek
    ama en iyisi çeker giderdik
    gider geyikli gecede uyurduk

    "geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
    imdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
    sultan hançerleri gibi ayışığında
    bir yanında üstüste üstüste kayalar
    öbür yanında ben"
    ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
    eskimiş şeylerle avunamıyoruz
    domino taşları ve soğuk ikindiler
    çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
    gölgemiz tortop ayakucumuzda
    sevinsek de sonunu biliyoruz
    borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
    ikramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
    daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
    oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
    iyice kurulamıyorum saçlarını
    bir bardak şarabı kendim için içiyorum
    "halbuki geyikli gece ormanda
    keskin mavi ve hışırtılı
    geyikli geceye geçiyorum"

    uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum."
    turgut uyar - geyikli gece

  • 0
    +0
    -0

    sen
    seni,
    vereme yakalansan,
    kötü huylu bir kansere tutulsan
    kör kalsan
    yatalak olsan
    sevebilecek birini kaybettin

    sen
    tanrı'nın
    sana
    o muhteşem elleriyle verdiği armağanı,
    tuttun
    duvara vurdun,
    sen
    tanrı'ya ayıp ettin

  • 0
    +0
    -0

    bu akşam vakti deniz,
    o bütün hasretimiz,
    sanki gelmiş de dile,
    nedametin sesiyle,
    çarparak kafalara,
    yetmez mi, diyor deniz,
    karada çektiğiniz?