Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("geceye bir şiir bırak") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 1
    +1
    -0

    "kan kokuyor ellerim kan
    kırılmış kalemler içimde
    adım adım darağacına ilerlemekte
    yıllardır önce paslanmış ruhum
    çocuk şarkıları çalıyor meydanlarda
    zafere yürüyor kırmızı burnum
    gülmeyi unutmuş yüzde bir tebessüm
    i̇plerleri çözülüyor kalbimin
    sonsuzluk bu kadar güzel miydi ? "

    p.

    aldım helal et :) :) - çılgın att 08 Haziran 2017 01:13
    p. der ki helaal olsun sana gencom ;) - poturcuk 08 Haziran 2017 01:16
  • 0
    +0
    -0

    büyük sözlerin sağdık kuytuları
    bir büyücünün yangın ormanlarıyla
    özetleniyor sevdalı katillerin
    biriktirdikleri eski nesnelerde.
    oysa şimdi nerede gizli dudakları
    ıslatan topraklarda yetişen
    mühürlü kelimeler. sahi,
    neredeler

    teklifsiz önermeler
    le sefilleşen
    fütursuz özneler.

    küçük i̇skender.

  • 3
    +3
    -0

    sevgilim, işte eylül
    ve işte senin usul usul seğiren yüzün.

    zaman ki sonsuzdur
    bitmemiş şiirler gibidir.

    bazı hüzünleri
    bazı nehirleri tutup anlatmak gibidir.

    biz ki zamanı tırnak içine alıp yaşadık
    (i̇steğin bulanık kıyısında).

    bundan değil midir bizim aşkımızda
    sürekli bir akşam hüznü vardır.

    i̇lhan berk

  • 0
    +0
    -0

    benim sana verebileceğim çok bir şey yok aslında,
    çay var içersen,
    ben var seversen,
    yol var gidersen..

  • 2
    +2
    -0

    bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
    sevilen gözlerin erişilmezliğini.
    o hiç beklenmeyen saat geldi mi?
    düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
    uzanır, gökyüzüne ellerin.
    ama çaresiz,
    ama yorgun,
    ama bitkin.
    bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
    sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
    sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

    ümit yaşar oğuzcan

  • 2
    +2
    -0

    "darmadağın gövdemi
    çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
    karanlıkta oturuyorum.
    işıkları yakmıyorum.
    çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
    acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
    bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
    yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
    bir yağsam pahalıya malolacağım."

    didem madak

  • 0
    +0
    -0

    "benim kalbim bir ıslah evidir doktor
    yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
    benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir
    kuştur
    uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
    kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
    tıkanır, ölür metropollerde
    ardından ağıtlar okunur "

  • 2
    +2
    -0

    cevabını bildiğim sorularla yoruyorum aklımı
    kabul edemiyorum bazısı için her şey nasıl bu kadar açık
    nasıl bu kadar keskin dönüşleri
    hiç mi vazgeçmezler vazgeçmekten demiyorum
    ama ağırdan alamazlar mı bazı çekip gitmeleri.

  • 0
    +0
    -0

    ''bilir misin vera
    bu öldürülen kaçıncı çocuk?
    bu kaçıncı kertik yüreğe atılan?
    eskisi gibi değil
    artık daha da sancılı yaşamak! ''

  • 1
    +1
    -0

    genco erkal'dan
    yaşamak şakaya gelmez,
    büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
    bir sincap gibi mesela,
    yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
    yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
    yaşamayı ciddiye alacaksın,
    yani o derecede, öylesine ki,
    mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
    yahut kocaman gözlüklerin,
    beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
    insanlar için ölebileceksin,
    hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
    hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
    hem de en güzel en gerçek şeyin
    yaşamak olduğunu bildiğin halde.
    yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
    yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
    hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
    yaşamak yanı ağır bastığından.

    diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
    yani, beyaz masadan,
    bir daha kalkmamak ihtimali de var.
    duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
    biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
    hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
    yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
    en son ajans haberlerini.
    diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
    diyelim ki, cephedeyiz.
    daha orda ilk hücumda, daha o gün
    yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
    tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
    fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
    belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
    diyelim ki hapisteyiz,
    yaşımız da elliye yakın,
    daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
    yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
    insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
    yani, nasıl ve nerede olursak olalım
    hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

    bu dünya soğuyacak,
    yıldızların arasında bir yıldız,
    hem de en ufacıklarından,
    mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
    yani bu koskocaman dünyamız.
    bu dünya soğuyacak günün birinde,
    hatta bir buz yığını
    yahut ölü bir bulut gibi de değil,
    boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
    zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
    şimdiden çekilecek acısı bunun,
    duyulacak mahzunluğu şimdiden.
    böylesine sevilecek bu dünya
    "yaşadım" diyebilmen için...

    nazım hi̇kmet

  • 2
    +2
    -0

    yağmurdan sonra büyürmüş başak,
    meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
    bir gün gözlerimin ta içine bak
    anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
    yağmurdan sonra büyürmüş başak.

  • 6
    +7
    -1

    -ipler sende-
    çünkü sen değerlisin.
    seni bilmem ama ben değerliyim.
    senin değerini de bir sen bilirsin zaten.
    aynalarla kaldığın kadar güzelsin, kendi sorularına yanıt bulabildiğin kadar dahi,
    kendini bildiğin kadar özelsin.
    bir sen varsın.
    ne ötende ne berinde var bir şeyler.
    kendini hissettiğin kadarsın.

    birilerinin sana değer vermesini bekledikçe tükenirsin.
    bizim gezegende kimsenin başını kaldırıp da sana baktığı filan yok.
    herkes kendi gezegenini kurmuş zihninin, bedeninin bir köşesinde.
    heveslenme hemen.
    o gezegende sana yer yok, bana da.
    üzülme hemen.
    büyüyebilen türden içimizdeki gezegenler.
    inanmak sana kalmış ama kocamanını görüm ben, devasa olanını.
    bir tane de değil üstelik birkaç tanesine rastladım.
    gerisi de gelir diyorum elbet.
    elbet....

    sırrını da bulmuşlar son zamanlarda.
    değerle büyürmüş bizim gezegenler.
    kendine verdiğin değerle.
    çünkü bilirlermiş ki ne kendini sevmeyenin sevgisi ne kendini bilmeyenin bilgisi ne de kendini değersiz bulanın değeri kıymet görürmüş.
    sahtesindenmiş söylenen sözler, duyulan hisler.
    bundan olacak ki kendini sevdikçe büyürmüş gezegenler.
    sen seni sevdikçe yer açılırmış diğerine.
    ancak o zaman anlama binermiş sevmelerin. anlamı da buymuş değer bilmenin.

    sen seni keşfettiğin kadar görürmüşsün diğerlerinin farklılığını, güzelliğini.
    sen seni keşfettiğin kadar zenginmişsin meğer.
    diyeceğim odur ki kendi gezegenini kuramamış aciz insanların senin de yakandan paçandan tutup kendi kara deliklerine çekmesine izin verme.
    söyleyecek çok şeyleri var onların.
    ama artık unutma büyümeyi bekleyen bir gezegen var içimizde.
    senin de
    benim de.

  • 1
    +1
    -0

    âtiyi karanlik görerek azmi birakmak...
    alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
    dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
    imâni olan kimse gebermez bu ölümle:
    ey dipdiri meyyit,
    davransana... eller de senin, bas da senindir!
    his yok, hareket yok, aci yok... les mi kesildin?
    hayret veriyorsun bana... sen böyle degildin.
    kurtulmaya azmin neye bilmemki süreksiz?
    kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
    âtiyi karanlik görüvermekle apistin?
    esbâbi elinden atarak ye'se yapistin!
    karsinda ziyâ yoksa, sagindan, ya solundan
    tek bir isik olsun buluver... kalma yolundan.
    âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
    ey elleri bögründe yatan, saskin adam, kalk!
    herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtin
    varken, hani herkes gibi azminde sebâtin?
    ye's öyle bataktir ki; düsersen bogulursun.
    ümmîde saril simsiki, seyret ne olursun!
    azmiyle, ümidiyle yasar hep yasayanlar;
    me'yûs olanin rûhunu, vicdânini baglar
    lânetleme bir ukde-i hâtir ki: çözülmez...
    en korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!
    mâdâm ki alçakligi bir, ye's ile sirkin;
    mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin
    bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
    nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u hudâ'dan,
    hüsrâna riza verme... çalis... azmi birakma;
    kendin yanacaksan bile, evlâdini yakma!

    evler tünek olmus, ötüyor bir sürü baykus...
    sesler de:
    lâkin, hani, milyonlari örten su yigindan,
    tek kol da demiyor bir tarafindan!
    sâhipsiz olan memleketin batmasi haktir;
    sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktir.
    feryâdi birak, kendine gel, çünkü zaman dar...
    ugras ki: telâfi edecek bunca zarar var.
    feryâd ile kurtulmasi me'mûl ise haykir!
    yok, yok! hele azmindeki zincirleri bir kir!
    'is bitti... sebâtin sonu yoktur!' deme, yilma.
    ey millet-i merhûme, sakin ye'se kapilma.
    mehmet akif ersoy

  • 0
    +0
    -0

    yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
    sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
    sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

    i̇nsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
    denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
    yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
    kopmaz kökler salmaktır oraya

    kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
    kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
    ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
    bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

    i̇nsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
    hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

    i̇nsan balıklama dalmalı içine hayatın
    bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

    uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
    bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
    değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
    fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

    ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
    çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
    kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
    dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

    yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
    çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
    ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

  • 4
    +4
    -0

    galata kulesi

    6 haziran 1973
    pırıl pırıl bir yaz günüydü
    aydınlıktı, güzeldi dünya
    bir adam düştü o gün galata kulesinden
    kendini bir anda bıraktı boşluğa
    ömrünün baharında
    bütün umutlarıyla birlikte
    paramparça oldu
    bir adam düştü galata kulesinden
    bu adam benim oğlumdu

    gencecikti vedat
    işıl ışıldı gözleri
    i̇çi
    bütün insanlar için sevgiyle doluydu
    çıktı apansız o dönülmez yolculuğa
    kendini bir anda bıraktı boşluğa
    söndü güneş, karardı yeryüzü bütün
    zaman durdu
    bir adam düştü galata kulesinden
    bu adam benim oğlumdu

    "açarken ufkunda güller alevden"
    çıktı, her günkü gibi gülerek evden
    kimseye belli etmedi içindeki yangını
    yürüdü, kendinden emin
    sonsuzluğa doğru
    galata kulesinde bekliyordu ecel
    bir fincan kahve, bir kadeh konyak
    ölüm yolcusunun son arzusuydu bu
    bir adam düştü galata kulesinden
    bu adam benim oğlumdu

    küçücüktü bir zaman
    kucağıma alır ninniler söylerdim ona
    uyu oğlum, uyu oğlum, ninni
    bir daha uyanmamak üzere uyudu vedat
    6 haziran 1973
    galata kulesinden bir adam attı kendini
    bu nankör insanlara
    bu kalleş dünyaya inat
    şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
    uyan oğlum, uyan oğlum, uyan vedat.

    ümit yaşar oğuzcan

    1 kendinin defalarca deneyip başaramanası ve oğlunun ilk seferde ölmesi melonkolinin katlanması sıkıntı - çılgın att 14 Haziran 2017 02:27
  • 1
    +1
    -0

    o sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
    bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
    demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
    gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
    seni görür görmez özgürlüğümden utandım
    söyle ne içersin, çay mı kahve mi
    çok değişmişsin birden tanıyamadım.
    saçların uzundu, omuzlarına akardı
    gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
    onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
    gülerdin, içimize aylar doğardı
    görünmez dağların arkasından
    eski gülümsemeni beyhude aradım
    o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
    çok değişmişsin birden tanıyamadım.
    bir çay içer misin, yoksa kahve mi
    kibritim yok, demek cigaraya başladın
    ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
    böyle bir kız değildin sen eskiden
    sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
    kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
    o sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
    çok değişmişsin birden tanıyamadım.

  • 0
    +0
    -0

    yüzün gözün söz içinde sevgilim hangi imla kitabına baksam benden ayrı yazılıyorsun

  • 0
    +0
    -0

    umulmadık bir gün
    olabilir bugün
    bir çay söyle
    yağmurların kokusunda

    cemal süreya

  • 6
    +6
    -0

    bir gün çok bunalırsan
    denizin dibinde
    yosunlara takılmış gibi
    soluksuz,
    sakın unutma gökyüzüne bakmayı
    gökyüzü senindir
    gökyüzü herkesindir.

    nazım hikmet