Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("geceye bir şiir bırak") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 5
    +5
    -0

    çünkü ayrılık da sevdaya dahil
    çünkü ayrılanlar hala sevgili
    hiçbir anı tek başına yaşayamazlar
    her an ötekisiyle birlikte
    her şey onunla ilgili...

  • 4
    +4
    -0

    sevdiğim ikinci kadınsın sen,
    ilkini sevmeye mecburdum.
    çok iyiliği oldu bana,
    ve hayatımda hiçbir mecburiyeti onun kadar sevmedim,
    sevdiğim ikinci kadınsın sen!
    ilkinin yerini alman mümkün değil,
    o öğretti bana sevmeyi,
    o öğretmese sevemezdim seni bile,
    inan o tuttuğu için ellerimden,
    yürümeyi öğrendim, koşabildim sana.
    onun gözlerine benzediği için gözlerin,
    alamadım gözlerimi senden,
    sana aşığım, seni seviyorum.
    sevdiğim ikinci kadınsın sen!
    hayatım boyunca omuzumda taşıyorum onu,
    ve sen her sabahımdasın,
    kıskanma
    alfabede bile senin adının baş harfi ondan sonra gelir,
    kalbim şimdi senin,
    onun kadar sev beni kafi
    o doğurdu, sen öldürme!

  • 0
    +0
    -0

    "sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
    kocaman denizlerde ender bir balık gibisin,
    bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır,bir güldürür
    sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin."
    özdemir asaf

  • 3
    +3
    -0

    kocaman bir çocuğu öpüyorsun

    sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen
    herkesin perde perde çekildiği bir akşam
    siyah bir su gibi yollara akan yalnızlığı öpüyorsun
    ağzında eriklerin aceleci tadı
    elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası
    bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun.
    yağmur her zaman gökkuşağını getirmiyor
    aralık kapılarda bekleyişin çarpıntısı
    bir kadının eksildikçe ömrüme eklenen
    uzun gecelerini, solgun gövdesini öpüyorsun.
    uzak dağ köylerine vuran ay ışığı
    kerpiçlerden saraylar kuruyor yoksulluğa
    ne suların ibrişimi ne gökyüzü ne rüzgâr
    sen bende gittikçe kararan bir halkı öpüyorsun.

    sakarya caddesi'nde sarhoşlar
    rakıyla buğulanmış kaldırımlarına gecenin
    yüksek sesle bir şeyler çiziyorlar.
    yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum
    uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun.
    örseler acıyla düştüğü yeri
    susarak büyüyen adamların sevgisi.
    ağzında pas tadıyla bir inceliği söylemek
    bir gülünç içtenliktir, gecikmiş ve ezik
    sen bende yanlış bir ömrün tortusunu öpüyorsun.
    i̇nsanın zamana karşı biricik şansıdır aşk
    onca kapı onca duvar içinde bulur aynasını.
    sen bende neleri öpüyorsun biliyor musun
    herkesin simsiyah kesildiği bir akşam
    yıldızlarla yedirenk gökyüzünü öpüyorsun.

    sen bende, gözlerinin anne ışığıyla
    bir solgunluktan doğan kocaman bir çocuğu öpüyorsun.

    şükrü erbaş

  • 2
    +2
    -0

    gelsene dedi bana
    kalsana dedi bana
    gülsene dedi bana
    ölsene dedi bana

    geldim
    kaldım
    güldüm
    öldüm.

    nazımhikmet

  • 1
    +1
    -0

    gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
    ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
    her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
    yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

    hüseyin nihal atsız :) - yalakkeneler 04 Haziran 2017 23:38
    i̇nsanın böyle aşık şairler görünce, aşka inanası geliyor :) - yalakkeneler 05 Haziran 2017 23:21
    gerçekten öyle. yazdıklarıyla insanın ruhuna işleyebiliyor. hicbir zama sıkılmadan okuyabileceğim kitaplar arasındadır ruh adam :) - yalakkeneler 06 Haziran 2017 22:32
  • 1
    +1
    -0

    tıpkı o şarkıdaki gibi;
    biliyorum bir gün çıkıp geleceksin

    havada efsunlu bir telâş olacak
    biraz ahmed arif kokacak gözlerin
    dudakların biraz cemal süreya
    biliyorum geleceksin bir gün mutlaka
    arkasında öylece duracaksın çitlerin

    ve ben asla ölmeyeceğim
    sana hoş geldin demek için

    arzu eşbah

  • 1
    +1
    -0

    ne hoş bir güzelliği vardır;
    hafif adımlarla, dünyadan gülümseyerek geçenlerin.
    kimseye bir kötülüğü dokunmadan yaşayanların,
    onurlu bir yaşamı seçenlerin.
    virginia woolf

  • 1
    +1
    -0

    geçtim! 
    dönüp sırtımı kalabalıklara 
    kanayan yerlerime iki kat fondöten sürüp 
    (baba beni makinist yap) 
    gençtim, bilmiyordum o zamanlar 
    gitmeye yeltenmenin gitmek demek olmadığını. 
    şimdi bütün ağrırken, tırnaktan saç diplerime 
    ağaramazken şafak ve ağlarken mütemadiyen 
    (baba beni depresyona sok) 
    doğru ne yanlış ne hepsi iç içe geçmişken 
    sen varken tek güzel olan, bırakıp nasıl gideyim?

    geçtim! 
    dönüp sırtımı kalabalıklara 
    evim bildim seni, geçmişim ve geleceğim 
    oralarda bir yerdeyken sen ve en güzel ihtimalken 
    bir şey gelmiyor elimden 
    (baba benim kafama sık!) 
    n'olur bana bir şey söyle ne yaptığımı bileyim 
    ne eksikse sen tamamla, son derece yorgunum 
    çok uykum var, öp beni, öpersen ne güzel uyurum 

    (baba beni ona götür..)

  • 61
    +64
    -3

    bütün pencerelerde bekleyen benim,
    ve o çalmayan bütün telefonlarda
    aylardır konuşan da.
    kabul.
    bir kez daha yolda karşılaşalım
    onunla da avunacağım.
    adımı sesince duymaktan vazgeçtim,
    sesini duysam, susacağım.
    yel esiyor ama
    değirmen dönmüyor.
    kuraklık bu,
    adın ekmeğe dönüşmüyor...

    turgut uyar

    9 tam ağlarken denk geldi aq. tşk - evlithalit 05 Haziran 2017 05:29
    5 ağlama arkadaşım, üzülmek yalnız bizi yıpratıyor. - sunturlu 05 Haziran 2017 08:11
  • 2
    +2
    -0

    rengarenk dünyada bir adam gezer,
    ne zengin ne fakir, ne mümin ne zındık
    hiçbir gerçeğe dalkavukluk etmez.
    hiçbir yasayı tanımaz.
    cesur ve özgün...
    bu alacalı dünyada kimdir bu adam?
    (bkz: ömer hayyam)

  • 0
    +0
    -0

    bana sorsalar, yanlış tarif ederim sizin evi. prag'ta bir tren havalanır.

    i̇ncelikten yoksun bir gülüş gülüşümde, iki omuz çarpışır istanbul'da. pardon, ya da afedersiniz. üst üste gelmiş zıt yönlü iki damar, biz yani. gereğinden uzun bir kıyafet, nedeninden kısa sonuçlar. olaylar yani, eylemler. gözlerimde bir molotof kokteyli patlar. ben göğsüme bıçak sokarım, bir gemi rayında yol alır. sefer sayısı sen bir uçak kaburgamdan havalanır. ah ben, senin soysuz piçin.. dinsiz imansızın.. ayet yazdım senin için.. ilk emir.. iç...

    mekkeden bir deniz karalanır.
    yüz kızartıcı bir suç gibi atılırım üstüne. biraz londra, biraz paris, bariz bir fay kırılır. kalbimin doğu anadolusunda. mevsim normalleri üzerinde seyir hali.
    bir kargo kutusu, şüphesiz üzerinde en çok gülüşünü taşır.. benim güzel sürtüğüm, narkissos'un yansıması göl'e, ve senin derinlikler derinliği sevdan.. kendinde beni görsen, korkacaksın.. benim tatlı fahişem, zen rahibi bir ben göğüs çatalında. uzakdoğudan bir ezgi, boynumu vurur.. giyotin dudakların ve sonsuza dek fi-ri-dom.. nasılsın diye sormayalı ne kadar oldu, üzerine zaman serpiştirilmiş bir hapis halindendemir parmaklık bir masalsın? desem.. i̇yiyim, cinayetim. sürgün yeriyim, ya sen? ölüyüm tekabül edemiyorsam tarihe ve eksik sen daha da kötü ölü halinden, ki.. düzelirim, bir kez öpsem.. o lanetlenmiş dudaklarını, o çatlaklarına benzeyen yer kürenin. canım, orospum; bu gün endülüste bir ispanyol koyunlarını sattı.. ben kristalize edilmiş bir hükümle eski yıkık bir gemiye bindim. sen dermatolojik bir nefret sürdün kirpiklerine, daha keskin olsun diye, daha riha, daha korkunç.. bakışın bir yolculuğu yarıda kesti.. bu cümle sonunda fotoğraflarından bahsetmek istemiyorum bile. aynaları sevemedim hiç, insanın çirkinliğini yüzüne vururlar. i̇nsanın içinde devrimler, rönesanslar, düşen hükümetler. birazda amerikan özgürlük bildirgesi şeyler, tutuşuyor.. sevişmelerimizden bahsediyorum, az da saç için gerekli kremlerden.. ruj için gerekli ağızlardan, nefes için gerekli burun deliklerinden.. gerektiği için gerek arz eden soluklardan ve soluksuz kalmalardan sonsuz.. bir tetik bul lütfen, bir tetik bul.. bir namlu bul bir ağız ve bir bahçe.. mahsül kafatasımın içinde, mahsul kaburga arkasına saklanmış bir kalp biçiminde. bütün yıl dönümleri ile, bu nefret, bu çiçek bu sevişme senindir. biraz farid farjad? esrar, ot? en az sabaha kadar sevilinir. az önce uzay kendi içinde bir boşluk yarattı, samanyolundaki sıradışı yıldız hareketleri küçük prensi oturduğu fotoğraftan indirdi. portakal sever misin? kitap okur musun, dinlere inanır mısın? ben senin tanrın olmaya geldim, bileklerimi kesip ağzına boşaltacağım. senin için bir sureler yazacağım, senin için kemik koleksiyonları yapacağım. bütün kıtarda ibadethaneler, saçının renginde bulutlar. gözlerinin sahte renginde özlemler, gerçek renginde aşklar yaratırım. boynunda tropikal bir iklime ne dersin? macaristanla gözlerini boyamak ister misin? kanımla tırnaklarını? eurydike sen, gördüğüm bütün musevi sürtüklerden. hristiyan fahişelerden, müslüman kaltaklardan daha güzelsin, europe her ikimizi de affetsin. o hercai menekşe de , kutuda kalan.. umut da.. biraz ölüme haberine ne dersin? gözlerime bak bana ne gördüğünü söyle! gözlerime bak. ve bana.. ne gömdüğünü söyle...

  • 1
    +1
    -0

    bir gün kapına gelsem - ümit yaşar oğuzcan

    bir karanlık geliyor yokluğunun ardından
    ne zaman güneş batsa bu son gecem diyorum
    vazgeç yalan dünyanın köhne saltanatından
    yetişir bunca keder, bunca elem diyorum

    her şey sağır içimde ne şiir ne musiki
    dünyadan bezginliğim dünyalar kadar eski
    öylesine çözülmüş, öyle dağılmışım ki
    bu ne bitmez ayrılık bu ne özlem diyorum

    beni çağırdığını bir defa duyabilsem
    avuçlarımda ateş, yorgun gözlerimde nem
    aşarak denizleri bir gün kapına gelsem
    başımı duvarlara vurup ölsem diyorum

  • 1
    +1
    -0

    hastanenin saçağına kuşlar konuyor
    güvercinler, gözleri umut yeşili

    gidemem ciğerlerim yetmiyor solumaya
    bu ayaklar benim değil ne zamandır
    kolum kanadım sensin anlamıyorsun
    özgürlüğüm, aydınlığım, inancım
    hepsi senden mutluluğum gibi anlasana

    yolumuzu düşman bakışlar çevirmiş
    dişli geceler inmiş çevremize

    gözlerindeki parıltı ışıtsın yolumu
    hızımızı yitirmeden öfkemizi tüketmeden
    insanca bir şeyler katalım sevgimize
    gecelerden birlikte çıkalım ister misin
    ışığı birlikte aramamız güzel olacak

    yataklarda sıramı beklemekten usandım
    al götür bırakma beni ölümle yüz yüze
    seni görmeliyim yanımda savaşırsak
    eksiksem bir şeyler kat sevginden
    yüreğindeki sıcaklıkla bütünle beni

    yorgunsam gücünden ekle dirileyim
    bitkinsem sağlığından ver cömertçe
    aşıla yaşama tutkundan
    büyük ülküler için elimden tut
    al götür beni gerçeklerin çağrısına

    rıfat ılgaz

  • 2
    +2
    -0

    bir çiçek istiyorum, ben bakmadan solacak;
    bir kanat istiyorum, beni yerden alacak;
    bir güneş istiyorum, gece bende kalacak...

    bir mermer istiyorum, arzumca oymak için;
    bir kadın istiyorum, ruhunu soymak için;
    bir çift diz istiyorum, başımı koymak için...

    bir zincir istiyorum, hırsımı bağlayacak;
    bir yangın istiyorum, ruhumu dağlayacak;
    bir ana istiyorum, başımda ağlayacak...

    bir bilinmez kaleyi fethetmek tek başına,
    vurulup düşmek birden son burcun son taşına;
    uzanan bir çift dudak gözlerimin yaşına...

    bir ilham istiyorum, bir gün vahye erecek,
    bir çift göz istiyorum, can evimi görecek;
    bir sevgi istiyorum, ömürlerce sürecek...

    bir mihrap istiyorum, önünde diz çökmeğe;
    biraz yer istiyorum yoldan, fidan dikmeğe;
    ve tohum istiyorum, boş tarlamı ekmeğe...

    bir yapı, temeline elimle taş koyacak;
    bir sevgili, her derdin gözüne yaş koyacak;
    bir iman istiyorum uğruna baş koyacak.

    behçet kemal çağlar

  • 2
    +2
    -0

    (...)
    kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
    nasıl da almış aklımı,
    sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
    dost, düşman söz eder kendi kavlince,
    kınanmak, yiğit başına.
    bu, ne ayıp, ne de yasak,
    öylece bir gerçek, kendi halinde,
    belki, yaşamama sebep...

    evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
    hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
    anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
    ve zehir - zıkkım cıgaram.
    gene bir cehennem var yastığımda,
    gel artık...
    ahmed arif

  • 1
    +1
    -0

    şiir okuyanlara gerçekten hayranım hiç öyle sanatsal bir ruha sahip değilim kahretsin hiç hoşuma gitmiyor

  • 3
    +3
    -0

    karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
    aşklarım, inançlarım işgal altındadır
    tabutumun üstünde zar atıyorlar
    cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır
    toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar
    denize yaklaşınca kumlar ve çakıl tasları
    geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.

    karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
    ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını
    kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar
    bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden
    çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar
    denizin satırları arasında.
    gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
    küfre yaklaştıkça inancım artıyor.

    karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
    öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
    saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
    acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
    acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
    ve simdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabin
    başından başlayabilirim.
    (bkz: ismet özel)

  • 0
    +0
    -0

    yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
    yitirmiş öpücükleri,
    payı yok, apansız inen akşamdan,
    bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
    seni, anlatabilsem seni...
    yokluğun, cehennemin öbür adıdır,
    üşüyorum, kapama gözlerini...

  • 6
    +6
    -0

    düşürdüm ellerimden
    kirlendin
    kayboldu masumiyetin
    gözlerini başka gözler kirletmiş
    ve azalmış dünyamı yakan gülüşün
    bir başkasını yaktığı için...
    -silent guard-

    teşekkürler. şiirden de anlaşıldığı üzere bi vakti zamanında bir hanıma yazmıştım - silent guard 08 Haziran 2017 09:57
  • 3
    +3
    -0

    desem ki̇

    desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
    rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
    sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
    ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
    senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
    toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
    sende tattım yemişlerin cümlesini.

    desem ki sen benim için,
    hava kadar lazım,
    ekmek kadar mübarek,
    su gibi aziz bir şeysin;
    nimettensin, nimettensin!
    desem ki...
    i̇nan bana sevgilim inan,
    evimde şenliksin, bahçemde bahar;
    ve soframda en eski şarap.
    ben sende yaşıyorum,
    sen bende hüküm sürmektesin.
    bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
    rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
    günlerden sonra bir gün,
    şayet sesimi farkedemezsen,
    rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
    bil ki ölmüşüm.
    fakat yine üzülme, müsterih ol;
    kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
    ve neden sonra
    tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
    hatırla ki mahşer günüdür
    ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

    cahit sıtkı tarancı

  • 3
    +3
    -0

    ...
    bir gün girerseniz odama
    cansız uzanmış bulursanız beni
    bakın başucuma
    bakın dört duvara
    yalnızlık orda
    sizinle nefes nefese
    sizinle burun buruna
    uzanmış yanı başımda yatağa
    geçmiş masama
    saymayın güldüklerimi
    saymayın sevdiklerimi
    bilin doymadım ben
    ne aşka, ne dostluğa
    vurun yalnızlığa..

    -necati cumalı-