Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("geceye bir şiir bırak") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 1
    +1
    -0

    inan bana,
    seni sevdiğim kadar,
    biri beni sevseydi eğer;
    aklımı kaybedebilirdim.
    aklımı kaybetmekle yetinir,
    onu asla kaybetmezdim.

  • 0
    +0
    -0

    bilmezdim şarkıların bu kadar güzel
    kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
    bu derde düşmeden önce

  • 3
    +3
    -0

    Lan bi gidin
    iyiyim ben, bir şeyim yok
    kimsenin anlamayacağı o yaram dışında
    öyle toplanmayın başıma, sızı bu nasılsa diner
    bi' gidin aslınız kirden görünmüyor!
    tabii ya doğru, hep beni düşünerek hareket etmişsiniz
    üzerime titremişsiniz asırlardır
    olur mu, aksine hiç incitmek istememişsiniz
    lan bi' gidin, yalanlarınız boyunuzu aşmış sizin!

    hak etmiyorsunuz kötü kelamları bile
    ananız avrat da olur size, menfaatiniz işlerse
    yeter ki cukka dolsun, neyinize alın teri
    ulan bi' gidin, siktirin gidin
    öyle çok sevmişim ki yeminlerinize aldanmayı
    ne deseniz kanıyorum!
    olduğu gibi kan, önüm ardım...
    lan.. bi gidin.

    özgür gümüşsoy

  • 2
    +2
    -0

    yenilmekten korkuyor değilim
    bu bir yarış değil diyorum sadece
    ama diyorsan ki illa galip geleceğim
    yeter ki gel diye olur olmaz sayıklıyorum
    unutuyorum kaça kadar saydığımı
    başa dönüp adınla yola çıkıyorum
    bazı günler akşam olmuyor
    ben sana kalmadım diyerek kararıyorum
    sırt üstü yatıp biraz kitaplarla laflıyorum
    söz ver aramızda kalacak hepsi diyor
    bir sorunun çengeli takılıyor sonra aklıma
    aramızda mı kalacak yani bu devasa mesafe
    ve gelmeyecek miyiz hiç bir araya
    bilmem neden, sevmem aslında hiçbir şeyi
    bu kadar sade dile getirmeyi
    oysa kıyıya vurması bir dalganın ne kadar yalın
    bense merak ediyorum onu oraya getireni.
    insanın vicdanını rahatlatmak için yaptıklarına üzülsem mi,
    yoksa en azından vicdan sahibi olmasına sevinsem mi
    bilemiyorum, bilemediğim gibi pek çok şeyi
    çok istemek ayıp mı, utanmalı mıyım kendimden
    niye geçiremiyorum iğne deliğinden bir devi
    sanılmasın mahrum ediyorum kendimi her şeyden
    evin bütün odalarını geziyorum eğer hava çok güzelse
    bir nefes çekiyorum içime şu karanlıktan
    seyretmek için şu duvarı, sırtımı yaslıyorum diğer duvara
    bir yerlerde bir deniz olmalı diyorum
    eğer burası bu kadar karaysa
    inan ki inanmam asla böyle şeylere ama
    bir gün imkanım olursa eğer gökkuşağından
    bir kapı yaptıracağım evime
    sen o kapından ister gir, ister çık
    büyük bir şeyi ifade etmek için konuşunca
    boyumdan büyük laflar etmiş sayılıyorum
    hiçbir şey sonsuza kadar sürmez diyorsun
    peki ya sonsuzluk sonsuza kadar sürer mi
    diyecek olup susuyorum karşında senin
    her gelen gidiyor demek iyi de
    nasıl eminsin bir gün gelmeyeceğinden, gelmeyenin
    şu sessizlik böyle hüküm sürmesin istiyorum
    kafam kaldırmıyor artık bu kadarını
    birkaç nota bulaşıyor ellerime
    donuk renkli, misal fani, solgun lakayt, siluet dokunaklı
    ateşe veriyorum hemen her şeyi
    yansın dünya diyorum çok mu
    yeter ki üşümesin onun ayakları
    bir denize senin rengini veriyorum
    senin kokuna buluyorum bütün ormanları
    yeşilini biraz abartıyorum gibi yaprakların
    bir bulutun boynuna ip geçirdiğim oluyor
    bu sahiplik hissinden biraz rahatsızlık duyuyorum
    gel gör ki sen daha yokken babanın aklında
    ve annen taşımıyorken seni karnında
    seni benim biliyorum.

  • 0
    +0
    -0

    terketmedi sevdan beni,
    aç kaldım, susuz kaldım,
    hayın, karanlıktı gece,
    can garip, can suskun,
    can paramparça…
    ve ellerim kelepçede,
    tütünsüz, uykusuz kaldım,
    terketmedi sevdan beni…

  • 1
    +1
    -0

    sana bu gün bir abajur aldım:
    bir şeyin ucunda durur ya yeşil chevrolet
    kapıları açık, baltimore plakalı usta işi
    teybinde elton john'dan sacrifice
    biz sahile doğru yürümüşüz
    ayak izlerimizde ölüp erimiş peri pelerinleri
    periler birbirine düşman, pelerinler birbirine küs

    sana bugün bir mektup yazdım:
    en çok
    en çok güllerden söz ettim
    saysam, renksiz, özgür güllerden
    bir gül olmak korkusundan
    nedenini hatırlamıyorum ama ağladım
    sağda solda yakılıp unutulmuş sönmüş sigaralar
    canım... diye başlanılıp
    yarım bırakılmış bir sürü kağıt parçası
    ruh parçası
    aşk parçası
    buğu parçası
    haz parçası
    paramparça içime paramparça bir kış gelmiş
    biliyor musun ben daima
    kışları saklanırım kan
    kan ödüldür açıkçası

    sana bugün bir kurban kestim
    hala ağrıyor ve kanıyor bileklerim
    gelip geçici bir seyahat
    üzerinde konuşulmamış bir sevgi
    karşılıklı hoyrat kullanılmış bendenler
    aynı dalda karşılaşan iki çocuk sincap
    dal, ağacına düşman, sincaplar birbirine küs
    dudaklarda müstehzi bir hal
    yani bir yere vurup kaybolan far ışığı gibi
    bir an aklıma vurup kaybolan o fevkalade hayal
    vurup kaybolan ruh ve aşk parçaları
    beyaz ve terli alnımda belirip dolaşan
    delikanlı tanrının eli usulca düzeltirken ıslak kakülümü
    otuz yıllık ömrümde ilk kez düşledim ölümü
    bugün sana abajur aldım, bir mektup yazdım
    sana, diyorum,bugün bir abajur ve mektup
    ben bugün sana öldüm başkasına değil

    hani o chevrolet yeşil, kapıları açık
    teybinde elton john'dan sacrifice
    avucumda pembe ziftli bir alyans
    vurup kaybolan buğu ve haz parçaları,
    biriktirdiğimiz
    zamanla biriktirenle biriktirilenin
    birbirine karıştığı
    bende bir eşya mıyım diye düşündüğü
    üzüldüğü şey
    bir tüy gibi yanınıza gelip
    bir tüy gibi dokunup ürpertip
    sonra
    sonra geri çekildiği...sacrifice...

    koskoca bir aralık ayını müzikle geçirmiştik
    sokaklarda elimizde şarap şişeleri
    adlarımızın yan yana olduğu
    kalpler kazımıştık ağaçlara
    modern çağın gereklerine inat,
    bir romantiktik biz birbirimizi seviyorduk
    biz ayrılmayacaktık biz arabesktik biz..
    bugün bir abajur aldım sana
    eve geldim
    yatağın hep sol tarafında yatardın
    sol taraftaki başucu sehpasına yerleştirdim onu
    bir ampul taktım sarı soft hep istediğin gibi
    işığında bir mektup yazdım sana
    teypte elton john'dan sacrifice
    beni terk ettiğini bildirdiğin o telefon konuşması
    gözlerinin gencecik mavisi
    birden başlayan, o telaşla bütün gece
    yağan yağmur geldi hatırıma
    nedenini hatırlamıyorum ama ağladım
    yüzüme kapanan ellerin
    yüzümü yeryüzüne karşı perdeleyen ellerin geldi hatırıma
    kaset sustu kapandı yeşil chevrolet'in kapıları
    tuvalette sarıldım jilete hasretle öptüm
    ampul patladı bir anda alev aldı abajur
    kan ödüldür
    kanımı bu gece dışarı gezmeye çıkarttım
    tenler birbirine düşman, aşıklar birbirine küs
    nedenini hatırlamıyorum ama utandım
    utandım

  • 2
    +2
    -0

    özlem

    bir gece,
    gecede bir uyku..
    uykunun içinde ben..
    uyuyorum,
    uykudayım,
    yanımda sen.

    uykumun içinde bir rüya,
    rüyamda bir gece,
    gecede ben..
    bir yere gidiyorum,
    delice..
    aklımda sen.

    -özdemir asaf

  • 3
    +3
    -0

    ‘seni çok özledim’ demek istiyorum
    cümlede en çok da çok kelimesi az kalıyor
    sen de beni çok özle istiyorum
    bu kez de çok kelimesi çok olur sanıyorum
    anlatınca çok oluyorum
    susunca da çok ölüyorum

  • 1
    +1
    -0

    ben sana mecburum
    ben sana mecburum bilemezsin
    adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    büyüdükçe büyüyor gözlerin
    ben sana mecburum bilemezsin
    i̇çimi seninle ısıtıyorum.

    ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
    bu şehir o eski i̇stanbul mudur
    karanlıkta bulutlar parçalanıyor
    sokak lambaları birden yanıyor
    kaldırımlarda yağmur kokusu
    ben sana mecburum sen yoksun.

    sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
    i̇nsan bir akşam üstü ansızın yorulur
    tutsak ustura ağzında yaşamaktan
    kimi zaman ellerini kırar tutkusu
    bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
    hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

    fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor
    eski zamanlardan bir cuma çalıyor
    durup köşe başında deliksiz dinlesem
    sana kullanılmamış bir gök getirsem
    haftalar ellerimde ufalanıyor
    ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
    ben sana mecburum sen yoksun.

    belki haziran da mavi benekli çocuksun
    ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
    bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
    belki yeşilköy’de uçağa biniyorsun
    bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
    belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
    kötü rüzgar saçlarını götürüyor

    ne vakit bir yaşamak düşünsem
    bu kurtlar sofrasında belki zor
    ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
    ne vakit bir yaşamak düşünsem
    sus deyip adınla başlıyorum
    i̇çim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
    hayır başka türlü olmayacak
    ben sana mecburum bilemezsin.
    atilla i̇lhan

  • 1
    +1
    -0

    deli kadınlar iyidir!
    çünkü
    ne kahkahaları tutsak
    ne gözyaşları sınırlı
    ne arzuları mahpus
    ne de öfkeleri prangalıdır...

  • 1
    +1
    -0

    bulutlar dizilmiş
    göğüne
    martılar senden beslenir
    görüyorum
    gündüzler biriktirmişsin yüzüne
    söylesene
    şimdi buna
    mavilikten başka ne denir?

  • 1
    +1
    -0

    newton bir bilim adamıdır

    gökyüzünde bir ada
    yer çekimi fesh oldu
    bulanık olmayan bir su
    ve bil ki dünya'da değiliz
    bana öyle bakarsan
    sesini
    duyamam
    boşluktaki tek şey ışıktır
    gökyüzünü zaten, sevmedim
    peki bir cadı kaynatırsa kazanı
    tekrar tekrar
    yakarız
    benim tüylerim diken diken
    ve bil ki orta çağda değiliz
    bu silahları zaten, sevmedim
    yüzüme bir tokat patlat
    ama kulağıma gelmesin
    sesini duysam güzel olur
    boşlukta
    ses yayılmaz
    ola ki bir gün gökyüzüne çıkarsak yüzüme bir tokat patlat
    ve bil ki nerede olduğumuzu ben de bilmiyorum
    gözünü kapat
    şimdi konuş
    şimdi duyabiliyorum

  • 4
    +4
    -0

    fotoğraf

    durakta üç kişi
    adam kadın ve çocuk

    adamın elleri ceplerinde
    kadın çocuğun elini tutmuş

    adam hüzünlü
    hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

    kadın güzel
    güzel anılar gibi güzel

    çocuk
    güzel anılar gibi güzünlü
    hüzünlü şarkılar gibi güzel..

    1 cemal süreya ❤ - heavyon 14 Mayıs 2017 01:45
  • 0
    +0
    -0

    ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
    bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
    pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
    sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

    gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
    ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
    her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
    yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

    ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
    ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
    hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
    çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
    gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
    gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
    gözler ki birer parçasıdır sende i̇lahın,
    gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
    vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
    sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

    bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
    bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
    hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
    vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
    dinmez! gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
    dinmez! ebedi özleyişin bestesidir bu!
    hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
    görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.

    dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
    tek bendeki volkanları söndürse denizler!
    hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'kaabil'
    i̇mkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
    sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
    toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

    mehtaplı yüzün tanrı'yı kıskandırıyordur.
    en hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
    yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
    kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...

    (bkz: geri gelen mektup)

  • 6
    +6
    -0

    yavaş yavaş ölürler
    seyahat etmeyenler
    yavaş yavaş ölürler
    okumayanlar,müzik dinlemeyenler

    yavaş yavaş ölürler
    alışkanlıklarına esir olanlar
    her gün aynı yolları yürüyenler
    ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler
    elbisenin rengini bile değiştirme riskine girmeyenler
    bir yabancı ile konuşmayanlar

    yavaş yavaş ölürler heyecandan kaçınanlar
    tamir edilen kırık kalpteki gözlerdeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar

    yavaş yavaş ölürler
    aşk veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler
    rüyalarının gerçekleşmesi için risk alamayanlar
    hayatta bir kez bile mantıklı tavsiyelerin dışına çıkamamış olanlar

    pablo neruda öyle bir şiir yazmış ki her kelimesi benim hayat felsefemin mihenk taşı olur.

    1 ++++++++ - kacik 14 Mayıs 2017 03:06
  • 0
    +0
    -0

    hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
    o şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır

    bugün online gönderdiğim çiçekteki şiir

  • 2
    +2
    -0

    ölü gibi hissederim sonra bir fon müziğinin yalnızlığıyla.
    kibrit çöpü gibi insanlar,
    yanarlar ve siyah olurlar bir dumanla.

    uykum geliyor ama ölmüyorum.
    ölü bir uçurtma gibi bir yere takılıp kalıyorum
    ama ne çözülüyorum ne de kopuyorum.

    yalnızım diyorum yalnız.
    hatalıyım diyorum ama bir o kadar günahsız.
    cahilliğimden biraz da saflığımdan kanıyorum.
    kanıyorum yalanla dolu karanlığa.

    göremiyorum önümü.
    dönemiyorum da ölüme.
    sadece bekliyorum ölüm beni bulsun diye.
    kağıt arıyorum kalem arıyorum yok!

    yazamıyorum atamıyorum içimdekileri.
    dağılsın istiyorum kağıdın üstüne harfler,
    ama işte sadece kendimi dağıtıyorum.
    nefret de ediyorum, öyle iğrenircesine.

    kusuyorum içimdeki pislikleri görmediğim bir yere
    sonra ağzıma bir kan tadı geliyor.
    azrail'in sırtımı sıvazladığını hissediyorum.
    azrail melodili bir ıslık çalıyor kulağıma usulca.
    i̇şte o an korkuyorum, ölü bir insandım ben zaten.
    ölmeye değil uyarmaya gelmiş azrail.

    azrail gitmeden önce bir kaç kelime daha fısıldıyor
    "ölmek için fazla ölü. yaşamak için de dirilemez halde,
    karanlıkta çürüyecek bir ruh, çürümeye değer mi bilmem."

  • 0
    +0
    -0

    baharın dallarında açan çiçekler gibi,
    denizdeki dalgalar kadar coşkulu
    ve
    şezlonga uzanıp o dalgaların sesi eşliğinde
    güneşlenmek kadar sakin,
    tabi dilersen elinde baston,
    takma dişler
    ve
    burundan düşmek üzere olan gözlük
    olabilir..
    herşey senin elinde,
    kendini kaç yaşında hissedersen,
    ne gördüğüne bağlı...

  • 3
    +3
    -0

    yaşamak güzel şey dogrusu 
    üstelik hava da güzelse 
    hele gücün kuvvetin yerindeyse 
    elin ekmek tutmuşsa bir de 
    hele tertemizse gönlün 
    hele kar gibiyse alnin 
    yani kendinden korkmuyorsan 
    kimseden korkmuyorsan dünyada 
    dostuna güveniyorsan 
    iyi günler bekliyorsan hele 
    iyi günlere inaniyorsan 
    üstelik hava da güzelse 
    yaşamak güzel şey 
    çok güzel şey dogrusu.
    melih cevdet anday