Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("geceye bir şiir bırak") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 1
    +1
    -0

    ağlayabilir miyim gönlüm müsaadenle,
    şöyle katıla katıla şimşekli bir gökyüzü gibi?
    günaha batan tüm kirliliğim ile ağlayabilir miyim?
    öylesine ama ölesiye, bu can çıkana kadar bedenden!
    nefsimin nefesi kesilesiye...
    pembe güller mor menekşelere düşesiye...
    sol yanımın ateşi yükselesiye kadar!
    kendi omzumda kimseciklere yük olmadan,
    ağlayabilir miyim?

    mevlana

  • 3
    +3
    -0

    öyle günler gördüm ki, tabanca şakağımda
    tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı
    gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
    sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı
    tabancanın namlusu ısındı yanağımda,
    parmağım istemedi tetiğini çekmeyi.
    -sabahattin ali

  • 1
    +1
    -0

    "ey sen ki, kul ettin beni onmaz yakışınla,
    ey sen ki, gönüller tutuşur her bakışınla!
    hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
    çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
    gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
    gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
    gözler ki, birer parçasıdır senden ilâh'ın,
    gözler ki, senin en katı zulmün ve silâhın,
    vur şanlı silahınla, gönül mülkü düzelsin;
    sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!"

  • 0
    +0
    -0

    bir hayli kırıldım...
    her şey kadar, herkes kadar, sen kadar...
    canıma batan her halin felç gibi indi bedenime
    gözlerimden tut da ciğerlerime kadar kırgınım...
    aslında ne sana, ne olanlara...
    kendime kırgınım!..
    maziye hiç değil, âna kırgınım
    anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına
    dinlediğim şarkılarda bana seni anımsatan şarkıcılara
    beni anladığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşuna,
    bir hayli kırgınım..
    beni ben kırdım oysa..

    çok çalıştım,
    gitmeye de kalmaya da..
    ikisi de aynı acı, ikisi de rezil.
    daha önce de gitmiştim,
    ama böyle kalarak değil...

  • 0
    +0
    -0

    son kıtasında kendimi bulduğum şiirdir.

    o sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
    bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
    demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
    gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
    seni görür görmez özgürlüğümden utandım
    söyle ne içersin, çay mı kahve mi
    çok değişmişsin birden tanıyamadım.

    saçların uzundu, omuzlarına akardı
    gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
    onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
    gülerdin, içimize aylar doğardı
    görünmez dağların arkasından
    eski gülümsemeni beyhude aradım
    o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
    çok değişmişsin birden tanıyamadım.

    bir çay içer misin, yoksa kahve mi
    kibritim yok, demek cigaraya başladın
    ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
    böyle bir kız değildin sen eskiden
    sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
    kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
    o sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
    çok değişmişsin birden tanıyamadım.
    (bkz: attila ilhan)

  • 0
    +0
    -0

    geceden karanlık bir güneş ,
    en ötesinde bir hissizlik
    çaresizliğin ötesinde bir soru
    daha farklı olabilir miydi ?

  • 0
    +0
    -0

    değmez dedi.
    yolunu beklerken içtiğim sigaralar ve dün geceden arta kalan ne varsa masada.
    erken saatte uyandım.
    yatak odamın tavanı eğilirken üzerime
    bir saat daha uyudum. belki iki.
    havada ölü bir romantizm vardı ve bir ninni örttü üzerimi.
    anlaşılmamak acıktırıyordu insanı.
    iki gün önceden kalan pizzanın son dilimini ısıtacaktım.
    mikro dalga
    değmez dedi.
    ne kızgındır arka koltuğunda bayıldığım taksici şimdi.
    acaba son bardağım nerede kırıldı.
    karşılıksız sevmek makro bir dalgadır.
    onu anladım.
    oturdum biraz kitap okudum.
    şu hayatta ne öğrendiysem telefon beklerken öğrendim.
    onu anladım.
    bir kitap bitti.
    diğerine geçtim.
    sırtım ağrıyordu nedense.
    uzanmak istedim doğruldum.
    yastık
    değmez dedi.
    küçükken dinleyip unuttuğum masalları düşündüm uzun uzun.
    aklıma hiç biri gelmedi.
    son mesajlaşmalarımıza bakayım dedim.
    telefon
    ”değmez”.
    kötü bir gün geçiriyordum.
    buna alışığım.
    kötü bir gün geçirmek beni daha sivri bir insan yapacaktı.
    ne de olsa
    bizi öldürmeyen her şey bize sihirli güçler katacaktı.
    bir sigara daha yaktım.
    içki içmek için çok erkendi.
    yeniden doğmak için çok geç.
    başka bir şehirde yaşamak için
    doktor olmak için mesela.
    her şeyi bırakıp gitmek için çok geçti.
    tekrar çocuk olmaya karar vermek için,
    yeni yeni yerler keşfetmek için,
    bir daha sevmek için..
    yarım şişe viski vardı tezgahın üzerinde.
    elim kesme bir cam bardağa yürüdü.
    bardak
    ”değmez” dedi.
    seni sevmek seni mutlu etmekti.
    seni sevmek,
    geceden kalan viskiyi gündüz gözüyle şişeden içmekti.
    teşhis edilemeyen bir hastalık gibi.
    genç yaşta başlayan bir bağımlılık.
    gösteriş olsun diye alınıp bir sayfası bile okunmayan kitaplar gibiydi sevilmek.
    seni sevmek adaletse
    tanrılar hüküm giymeliydi.
    ayakkabılarımı giyip çıktım evden.
    biz romantikler deniz kenarında yürümek insana iyi gelir zannederiz nedense.
    sahiller kandırılmışlar ve aldatılmışlarla doludur bu yüzden.
    şimdi bir denize atsam kendimi.
    boğulacağım şey önce kendi karanlığım olacaktır dedim içimden.
    bir resmini buldum
    iç cebimde.
    ve ellerim hep yara iziydi.
    bir banka oturdum.
    ölümü düşündüm.
    ölümün ilk işareti
    doğumu düşündüm.
    martıları izledim dans ederlerken.
    rüzgar
    ”değmez” dedi.
    sonra o biri geldi yanıma.
    gözleri aynı sen.
    merhaba dedi
    dudakları,
    gözleri aynı sen.
    şiirlerdeki kadar korkutucu değildi sonra hayat.
    seni son gördüğümde o bankta oturuyordum ben.
    sana en yakın olduğum şey yırtık ellerimde solgun bir resimdi.
    seni sevmek yapabilmek değil
    yapmasını sevmekti.
    seni sevmek ,
    yokuş aşağı hızla giden patlak frenli bir arabanın içindeyken
    çalan şarkıyı sevmekti.

    banktaydık, oturuyorduk.
    o vardı
    ben vardım
    o aslında en çokta sendin
    ve bunu neden sonra anladım.
    gülümsedim öylesine.
    o sen de gülümsedi.
    sahil
    yeniden aşık olmak için elverişli bir yerdi.
    tam sevecektim seni her yerinden,

    hayat
    ”girme o topa”,

    ”değmez” dedi.

    ellerine sağlık can bonomo

  • 0
    +1
    -1

    kiz cocugu

    kapilari calan benim
    kapilari birer birer.
    gozunuze gorunemem
    goze gorunmez oluler.

    hirosima'da oleli
    oluyor bir on yil kadar.
    yedi yasinda bir kizim,
    buyumez olu cocuklar.

    saclarim tutustu once,
    gozlerim yandi kavruldu.
    bir avuc kul oluverdim,
    kulum havaya savruldu.

    benim sizden kendim icin
    hicbir sey istedigim yok.
    seker bile yiyemez ki
    kagit gibi yanan cocuk.

    caliyorum kapinizi
    teyze, amca, bir imza ver.
    cocuklar oldurulmesin
    seker de yiyebilsinler.

  • 1
    +1
    -0

    ...atandan kalmış olan kılıcı iyi bile,
    onu bütün gücünle vuracaksın çağında.
    savaş... bunu tadını ey türk sen bulamazsın,
    ne sevgili yanında, ne baba ocağında...

    savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara,
    kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara...
    kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara
    “çanakkale” ufkunda, “sakarya” toprağında.

    siyasette muhabbet... hepsi yalan, palavra...
    doğru sözü “kül tegin” kitabesinde ara...
    lenin’den bahsederse karşında bir maskara,
    bir tebessüm belirsin sadece dudağında.

    yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar!
    döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar...
    sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar?
    ruhlarımız buluşur elbet “tanrıdağı”nda...

  • 1
    +1
    -0

    dışarıya yağmur,
    yüreğime hasret,
    fikrime sen..
    nasıl yağıyorsunuz üçünüz birden
    bir bilsen…

  • 1
    +1
    -0

    “kimi ya da neyi sevdiysem en az onunla vakit geçirebildim. hiçbir şeyi ya da hiç kimseyi doya doya, tadını çıkara çıkara sevemedim. elimden alınır ya da kaybederim korkusu içimden gelenlerin bir adım önündeydi hep.”

  • 4
    +4
    -0

    amatörce kendim yazdığım bir şiiri bırakmak istiyorum

    baharda şiir okumalıyım gözlerinden
    küçük bir çocuğun pamuk şekere olan aşkı gibi bir şey bende ki
    öyle masum öyle saf
    belki derinlere dalmalıyım saçlarının dalgasında
    ya da uykuya dalmalıyım sesinin pamukluğunda
    gün hiç bitmeyecekmiş gibi

    1 emeğine sağlık. - bosdusunce 15 Mart 2017 01:48
  • 1
    +1
    -0

    ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
    bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
    pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
    sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

    (bkz: geri gelen mektup)

  • 0
    +0
    -0

    sevdan beni̇

    terketmedi sevdan beni,
    aç kaldım, susuz kaldım,
    hayın, karanlıktı gece,
    can garip, can suskun,
    can paramparça...
    ve ellerim, kelepçede,
    tütünsüz uykusuz kaldım,
    terketmedi sevdan beni...
    ahmed arif

  • 4
    +4
    -0

    boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
    ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
    her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
    bütün kara parçaları için
    afrika dahil

  • 1 sonunda bi ahmet arif çi buldum bee 😂 - merabana meraba kardeş 20 Mart 2017 01:40
  • 2
    +2
    -0

    ah muhsin ünlü
    mıknatıssız pusula

    ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.
    adlı bir cengaver olarak telefon ediyorum.
    hakiki cinayetler işleniyor görüyorum.
    isa görüyor, şeyhim görüyor, ben görüyorum.
    ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.

    yüzyıl şilisinden bir jazz javulcusu inliyor tam arlarımda
    hiç durmadan kentli mağlup kıyasıya mağrur ve mor
    bir çocuğum şimdi pişman olmak için
    birbiriylebağlantılıyüzbinlerceyılım var.

    seni sevmem
    bu savaşı
    kesintiye uğratmaz
    ama ordan bakma!
    bu, werther`in
    leş kanını
    gül kılar.

    birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim
    otobüsler olacak, trenler, bütün öldürülmüş cumhuriyet şehirleri
    saçlarım uzun olacak, bıyıklar, gözlükler, gideceğim
    çığlıklarla düzülmüştür aşk şiirleri.

    gideceğim en eski öykümde devlet denen şirk yazacağım
    göz bebeklerimde kent gördükçe kırılan gıçlar,
    ve bir dizeyi haklar gibi terli ellerim
    bu çağın açısını dik tutacaklar.

    bana bir öpücük verin yoksa galip döneceğim
    ufka bir bakın ordum akıp gidecek
    elimde çözülecek makina ve cinayet
    marşlar yazıp halkımla söyleyeceğim yoksa.

    inanmışım kaybetmek esrarıdır olmanın
    çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum.
    ipimden kurtulmuşum kaybediyorum.
    birleşmiyor ellerimiz haykırıyor trapez
    tanklar tank olup geçiyor üstümüzden

    helvetius haklı, devlet şaşkın, piyanist kara
    memleket sana rağmen ket vururken yarama
    şu çıplak çocuk şu büyük türk şairi ben

    -ve emir 'kun' diyor; doğuruluyorum-

    'bu ülke'den daha bıçkın tamlama bilmiyorum.

    bana bir öpücük verin yoksa şair öleceğim
    ilk dildar tohum ekecek sözüme yoksa
    ve bir dizenin tan yerini ağartamsıysa
    ellerini tutarım ki kudurtucudur.ellerin
    bunun için gözlerinin meryem hali sevgilim
    gözlerinin meryem hali gerçek yurdumdur
    ki zuhrettiğinde ilk formuyla isa yeniden
    ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorumdur.

    ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim
    lazım gelen gülleri göğsüme gömerek
    birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim
    bunu daha çok küçükken bir film de görmüştüm!

    ah laikse aşkımız biter elbet bir kış baharyaz günü
    gözlerin uçurumlar kaydeder avuçlarıma
    bir çınar gövdesini bir hamle daha yarar
    üç içbükey komodin silah çeker vurulur
    sen gidersin, denklem düşer, ben aşk olduğumu ağlarım
    bir kelebek konduğu yerde bir mayın olduğunu anlar.
    beynime düşer infilak eder

    ben dünyaya karşı durmak ile meşhurum
    olma. yokluğun bulunmaman bedenime lacivert lavlar akıtır.
    nasıl çekip gitmiş bir şaman
    çekip gitmiş, bir şaman değilse en çok
    benim gibi sonsuz bir at
    hiç koşmuyorken de attır.

    biliyorum lir sızmıyor şakaklarımdan
    ve yüzümde şeyh çıldırtan yarıklar da yok
    annem beni hep çok sevdi, kız gördüm mü ağlıyorum
    modern bir alışkanlıktır ölmek, seni doğasıya seviyorum
    yeniden dünyaya gelsem yeniden seni severim

    ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.
    adlı bir cengaver olarak telefon ediyorum
    hakiki cinayetler işleniyor görüyorum
    isa görüyor şeyhim görüyor ben görüyorum
    ben sana düzenli olarak telefon ediyorum
    mıknatıssız bir pusula olarak

  • ceyhun yılmaz - gördüm şahidim var 20 Mart 2017 23:39
    aynen:) - onurlu bir yalnızlık 21 Mart 2017 13:47