Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("geceye bir şiir bırak") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 0
    +0
    -0

    ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
    dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
    sevmek için güzele mi bakmalı?
    çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
    hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
    özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
    hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
    saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
    solması için gülü dalından mı koparmalı?
    pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
    öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
    saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
    -victor hugo

  • 2
    +2
    -0

    dün sabaha karşı kendimle konuştum
    ben hep kendime çıkan bir yokuştum
    yokuşun başında bir düşman vardı
    onu vurmaya gittim kendimle vuruştum

  • 2
    +2
    -0

    semtimizin bir tanesiydi müjgan.
    saçları sırtına kadar sırma sırma dökülür
    elleri ufacık, gözleri dört defa lacivertti.
    ve de her ne hikmetse o da bana gönüllüydü.
    öyle bir sevdim ki müjganı, dünyamı şaşırdım,
    haddimi bilemedim, evleniriz gibi geldi bana.
    evimiz, yuvamız olur, ışığımız yanar,
    fakir soframız kurulur gibi geldi.
    sahil bahçesinde gazoz içerekten gizli gizli mal-ü hülya kurardık.
    sonrada çarşılara giderdik.
    eşya beğenirdik elden düşme;
    aynalı konsolumuz topuzlu karyolamız bile olacaktı.
    müjganın her an her bi daim yanında olacaktım ama olmadı gitti.
    nereye mi ? paraya gitti abicim paraya

    nasılda sevmiştim yıllarca ben seni
    her akşam bekledim yollarını
    elbet bir gün biz yuva kurarız derken
    duydum evlenmişsin sen zengin bir gençle
    zengin olsaydım sensiz kalmazdım
    her an düşünüp seni hiç ağlamazdım
    param olsaydı aşkım kalırdın
    seve seve yanımda benimle yaşardın

    nikah resimlerimizi de çektirdik.
    sonra karpuzcu raşit ağabeyinin kayınbiraderine borç ederekten nişan yüzüklerimizi de yaptırmıştık.
    ama müjgan takmadı bunu takamadı uçuverdi elimden.
    meğer gizlice altın bir kafes bulmuş kendine.
    müjganın gelinliğini hususi diktirmişler,
    benim gibi kiralık tel duvak almaya kalkışmamışlar.
    öyle sevindim ki. mesut ve bahtiyar olsun diye dualar ettim.
    müjgan gibi bende birbirimize ettiğimiz sözleri ettiğimiz yeminleri unuttum.
    bir daha mahalleye gelmedi müjgan, gelemedi.
    bizim dar ve eski sokaklara otomobili sığmıyormuş dediler.
    senede birkaç ay zaten avrupa'daymış dediler.
    zaman şifalı bir ilaçtır unutursun dediler,
    unuttum bende. hiç aklıma gelmedi.
    hatırlamıyorum bile müjganı. hatırlamıyorum gözleri ne renkti

  • 1
    +1
    -0

    seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?

    elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.

    seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?

    ''seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.

    seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
    aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...

    seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?

    seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.

    seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?

    tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.

    seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?

    sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.
    seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?

    seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime

    seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
    nereden bileceksin?

    sen benimle hiç olmadın ki. olsaydın avuçlarım terlemezdi... isırmazdım dilimin ucunu... özlemezdim seni yanımdayken.kıskanmazdım
    korkmazdım yollarda yürümekten. ıslanmazdım yağmurlarda... yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda sarhoş olmazdım
    korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... ve her kulaçta haykırırdım seni..
    ama sen hiç benimle olmadın ki...
    ya aklın başka yerlerdeydi ya yüreğin...

  • 0
    +0
    -0

    sözde, senden kaçıyorum dolu dizgin atlarla..
    bazen sessiz sedasız ipekten kanatlarla..

    ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla..
    karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla..

    adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla..
    yüreğimin başına noktalarla.. hatlarla..

    başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla..
    sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla.

    ne olur bir gün beni kapında olsun dinle..
    öldür bendeki beni..
    ..sonra dirilt kendinle!

    çarpsan karasevdayı en azından yüzbinle..
    nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle..
    kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle..
    ama her defasında geri döndüm seninle..

    hangi düğüm çözülür.. nazla.. sitemle.. kinle..
    ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle..

    şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n'emsin..?
    bazen kızkardeşimsin.. bazen öpöz annemsin..
    sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin..
    eksilmeyen çilemsin..
    orada ufuk çizgim, burda yanım yöremsin..
    beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin..

    çâresizim.. çâremsin..

    şaşırdım kaldım işte bilmem ki neyimsin...

    yavuz bülent bakiler

  • 0
    +0
    -0

    bir yer var biliyorum
    her şeyi söylemek mümkün
    epeyce yaklaşmışım,duyuyorum
    anlatamıyorum

  • 0
    +0
    -0

    halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
    her şey naylondandı o kadar
    ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
    ama geyikli geceyi bulmadan önce
    hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk

    geyikli geceyi hep bilmelisiniz
    yeşil ve yabani uzak ormanlarda
    güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
    hepimizi vakitten kurtaracak

    bir yandan toprağı sürdük
    bir yandan kaybolduk
    gladyatörlerden ve dişlilerden
    ve büyük şehirlerden
    gizleyerek yahut döğüşerek
    geyikli geceyi kurtardık

    evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
    üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
    üç güvercin görsek meksika geliyordu aklımıza
    caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
    kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
    sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
    bilir bilmez geyikli gece yüzünden

    "geyikli gecenin arkası ağaç
    ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
    çatal boynuzlarında soğuk ayışığı"
    ister istemez aşkları hatırlatır
    eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
    şimdi de var biliyorum
    bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
    dağlarda geyikli gecelerin en güzeli

    hiçbir şey umurumda değil diyorum
    aşktan ve umuttan başka
    bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
    belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor

    biliyorum gemiler götüremez
    neonlar ve teoriler ısıtamaz yanını yöresini
    örneğin manastır'da oturur içerdik iki kişi
    ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
    öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
    koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
    geyikli gecenin karanlığında

    aldatıldığımız önemli değildi yoksa
    herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
    gümüş semaverleri ve eski şeyleri
    salt yadsımak için sevmiyorduk
    kötüydük de ondan mi diyeceksiniz
    ne iyiydik ne kötüydük
    durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
    başta ve sonda ayrı ayrı olduğumuzdandı

    ama ne varsa geyikli gecede idi
    bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
    bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
    kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
    büyük otellerin önünde garipsiyorduk
    çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
    hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
    örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
    yahut bir adam bıçaklasak
    yahut sokaklara tükürsek
    ama en iyisi çeker giderdik
    gider geyikli gecede uyurduk

    "geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
    imdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
    sultan hançerleri gibi ayışığında
    bir yanında üstüste üstüste kayalar
    öbür yanında ben"
    ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
    eskimiş şeylerle avunamıyoruz
    domino taşları ve soğuk ikindiler
    çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
    gölgemiz tortop ayakucumuzda
    sevinsek de sonunu biliyoruz
    borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
    ikramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
    daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
    oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
    iyice kurulamıyorum saçlarını
    bir bardak şarabı kendim için içiyorum
    "halbuki geyikli gece ormanda
    keskin mavi ve hışırtılı
    geyikli geceye geçiyorum"

    uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.

    turgut uyar

  • 0
    +0
    -0

    gül sen hep, olur mu?
    sen gülünce başka oluyor çiçeklerin kokusu,
    deniz daha bir mavi, doğa daha bir renkli,
    şarkılar daha bir anlamlı, hayat daha bir heyecanlı oluyor.

    gül sen hep, olur mu?
    sen gülünce içime anlatılmaz bir huzur doluyor.
    dışarıdaki yağmura rağmen içimde bahar havası,
    şehrin sessizliğine inat yüreğim kıpır kıpır oluyor.

    gül sen hep, olur mu?
    sen gülünce unutuyorum korkularımı,
    bir güven kaplıyor ruhumu.
    ellerimin soğukluğunu hissetmiyorum o an,
    ya da içimdeki derdimin varlığını unutuyorum.
    çıkmaz sokaklarda kaybolmuşluk çokta korkutmuyor beni o an.

    gül sen hep, olur mu?
    sen gülünce kar soğuğuna aldırmayan karçiçeği misali güçlü oluyorum
    şehrin karanlığı aydınlanıyor gözlerindeki ışıkla
    kısaca, senin bir gülüşünle hayat buluyorum...

    gülmeni istiyorum sevgili, gülmeni istiyorum.
    hissetmeni ve anlamanı istiyorum gülüşündeki değeri
    ve sonra senin gülüşündeki benim hayatımın,
    benim gülüşümle sana geçmesini istiyorum...

    gül sevgili,
    nefessiz kalmak istemiyorum...

  • 1
    +1
    -0

    uludağda karı düşünüyorum karı
    donları çözülmüş karı
    masamda buz gibi biram
    hani ya rakım
    herkesin elinde ski kayıyor
    benimki kırık
    benim adım orhan veli kanık
    yüreği yanık...
    (bkz: orhan veli kanık )

  • 2
    +2
    -0

    yâ râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
    mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
    nûr istiyoruz... sen bize yangın veriyorsun!
    yandık diyoruz... boğmaya kan gönderiyorsun!

    m.akif

  • 7
    +8
    -1

    eller görür halimi, ben kendimi fenasi kerim,
    aşk acısı çekerken , yaklaşanı fenasi kerim,
    derdim büyüktür benim, ilişeni fenasi kerim,
    seversen aşktan öte, sevmeyeni fenasi kerim.
    (16' lık hece ölçüsü ile yazıp redif kullandım)

  • 4
    +4
    -0

    ne hasta bekler sabahı,
    ne taze ölüyü mezar.
    ne de şeytan, bir günahı,
    seni beklediğim kadar.

    geçti istemem gelmeni,
    yokluğunda buldum seni;
    bırak vehmimde gölgeni
    gelme, artık neye yarar?

    necip fazıl kısakürek

  • 2
    +2
    -0

    şair olsam tüm kelimelerimi sana harcardım;
    tek bir şiirde,
    dize olsam sana kafiye olurdum;
    son nefeste,
    açılıpta konamıyorum ki yanına;
    kanatlarım hapiste,
    ne zaman sana adım atacak olsam;
    cesaretim kafeste..

    ah benim güneş doğmasada açan güne bakanım..
    mala vuruyorum duvara;
    kendimi içeri sıvıyorum,
    belki sen bir adım atıp da gelirsen ekime kadar,
    gelmezsen de ...

  • 1
    +1
    -0

    o gece ne kadar güzeldi mehtap
    gönülden fışkıran nağmeler gibi.
    ruhumu yıkayan bir seldi mehtap
    en tatlı ilk ve son buseler gibi.

    o gece o müthiş deniz durgundu,
    ömründe susmayan rüzgar yorgundu,
    en kara gönüller aya vurgundu
    leyla’yı içinde bulan er gibi.

    o gece zevkini duydum hayatın,
    sırrını anladım mükevvenatın.
    gönlümde yıkılan bir kainatın
    sesini işittim giryeler gibi.

    o gece hayatım sanki masaldı,
    şuurum o anın içinde kaldı,
    kalbime ışıktan bir füsun doldu
    insanı çıldırtan handeler gibi.

    o gece felekten bir gece çaldım,
    ömrümde son defa bahtiyar oldum;
    ölürken yaşadım, yaşarken öldüm
    ve, sustum, sükutu besteler gibi.

    o gece ne kadar güzeldi mehtap,
    sandım ki ruhumda yükseldi mehtap,
    gönlümü yıkayan bir seldi mehtap,
    rüyada çalınmış buseler gibi.

    o gece gönlüm de aya vuruldu;
    içimde küllenen ateş dirildi.
    dünyada ne varsa yere serildi,
    “o” kaldı... kalbimi seyreder gibi.

    o gece sevgim coşkun ırmaktı,
    kalbimden taşarak o kalbe aktı;
    ...................

    gözlerime en keskin bakışla baktı:
    ”ben de seni atsız, ben de ....” der gibi...

  • 1
    +1
    -0

    şu boğaz harbi nedir? var mı ki dünyâda eşi?
    en kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
    -tepeden yol bularak geçmek için marmaraya-
    kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    nerde -gösterdiği vahşetle- bu: bir avrupalı!
    dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

    eski dünyâ, yeni dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
    kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
    yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,
    ostralyayla berâber bakıyorsun: kanada!
    çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
    sâde bir hâdise var ortada: vahşetler denk.
    kimi hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    hani, tâûna da züldür bu rezîl istîlâ!
    ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
    ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,
    kustu mehmedciğin aylarca durup karşısına;
    döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    sonra melundaki tahrîbe müvekkel esbâb,
    öyle müdhiş ki: eder her biri bir mülkü harâb.

    öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    beriden zelzeleler kaldırıyor amâkı;
    bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    atılan her lağamın yaktığı: yüzlerce adam.
    ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
    o ne müdhiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer...
    kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
    saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
    sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
    top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
    kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
    ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    alınır kalâ mı göğsündeki kat kat îman?
    hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    çünkü tesis-i ilâhî o metîn istihkâm.

    sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
    beşerin azmini tevkîf edemez sun-i beşer;
    bu göğüslerse hudânın ebedî serhaddi;
    o benim sun-i bedîim, onu çiğnetme dedi.
    âsımın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
    işte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

    şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    o, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
    yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    bir hilâl uğruna, yâ rab, ne güneşler batıyor!

    ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
    gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhîdi...
    bedrin arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    gömelim gel seni târîhe desem, sığmazsın.
    herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
    bu, taşındır diyerek kâbeyi diksem başına;
    rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
    kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    yedi kandilli süreyyâyı uzatsam oradan;
    sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
    uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;
    tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

    sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
    şarkın en sevgili sultânı salâhaddîni,
    kılıç arslan gibi iclâline ettin hayran...
    sen ki, islâmı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    o demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    sen ki, asâra gömülsen taşacaksın...heyhât,
    sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

    ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
    sana âgûşunu açmış duruyor peygamber.

    (bkz: çanakkale şehitlerine) (bkz: mehmet akif ersoy)

  • 3
    +3
    -0

    yerin seni çektiği kadar ağırsın
    kanatların çırpındığı kadar hafif..
    kalbinin attığı kadar canlısın
    gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
    sevdiklerin kadar iyisin
    nefret ettiklerin kadar kötü..
    ne renk olursa olsun kaşın gözün
    karşındakinin gördüğüdür rengin..
    yaşadıklarını kar sayma:
    yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

  • 1
    +1
    -0

    bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
    “o olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
    demeyeceksin işte.
    yaşarsın çünkü.
    öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
    çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
    ve zaten genellikle o daha az sever seni,
    senin onu sevdiğinden…
    çok sevmezsen, çok acımazsın.
    çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
    hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
    senin değillermiş gibi davranacaksın.
    hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
    onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
    çok eşyan olmayacak mesela evinde.
    paldır küldür yürüyebileceksin.
    ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
    çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
    gökyüzünü sahipleneceksin,
    güneşi, ayı, yıldızları…
    mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
    “o benim.” diyeceksin.
    mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
    mesela gökkuşağı senin olacak.
    ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
    mesela turuncuya, ya da pembeye.
    ya da cennete ait olacaksın.
    çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
    hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
    hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
    ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak..

  • 1
    +1
    -0

    ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:
    garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.
    anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:
    içinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
    görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı:
    ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum.

    sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,
    aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.
    - sabahattin ali

  • 0
    +0
    -0

    "bir gün baksam ki gelmişsin.
    bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar.
    gözlerinde bir bitmez, bir tükenmez güzellik
    saçlarında ilkbahar.

    bir gün baksam ki gelmişsin.
    gülüşünde taze serin bir rüzgar
    ellerin yine eskisi kadar güzel
    çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar.

    bir gün baksam ki gelmişsin.
    hasretin içimde sonsuzluk kadar.
    şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz.
    dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar.

    bir gün baksam ki gelmişsin.
    ne yüzünde bir gölge,ne dilinde sitem var.
    tozlu pabuçlarını gözlerime sürmüşüm
    benim olmuş dünyalar."
    -yavuz bülent bakiler

  • 2
    +2
    -0

    özdemir asaf - onarmak zordur

    şarkılar değil de
    hep kulaklar bitiyor,
    onarmak zordur.

    bir yürek üşümüş
    kapamış kapılarını,
    onarmak zordur.

    bir şey yitirilmiş
    hiç eskimeyecektir,
    onarmak zordur.

    insanin içine düşen korku
    özgürlüğünden olmuştur,
    onarmak zordur.

    ölümü düşünmek yenilmek,
    sevmek ölümü yenmektir,
    onarmak zordur.

  • 1
    +1
    -0

    merhaba
    başladığı yere giden bir trenin
    penceresinden selamlıyorum saçlarını
    koca dağlar hayret etmiş şaşırmış
    kendini yere asmış
    direkler dağlara
    teller direklere asmış kendini
    ve umutlar asılmış tellere.
    treni selamlayan çocuklar
    asılmış tepelere
    doğrular sokaklara asılmış,
    hırsız cami tavanına asmış kendini
    ve gözyaşları asılmış umutlara
    sevmek buymuş asıl
    dolayıp saçlarını boynuna
    asmakmış kendini yalnızlığa
    sonsuza doğru giden bir trenin
    penceresinden selamlıyorum saçlarını
    elveda.

    geceye kendi yazdığım bir şiirimi bırakmasam bir şeyler eksik kalırdı.

  • 2
    +2
    -0

    "bulutlar." dedi sessizce
    "tıpkı yaşamımıza benzemiyor mu?"
    düşündüm, istemsizce.
    kimi zaman ağlar bulutlar, haykırır.
    kimi zaman içindeki güzel beyaz hisleri,
    bırakıverir, paylaşır herkesle.
    bazen hırçın, sitemkar,kızgın...
    fakat birbirine bağlı sevgi yumağı çoğu zaman
    tıpkı insan gibi bir koyu, bir açık,
    bir gri, bir beyaz...

  • 2
    +2
    -0

    ne hasta bekler sabahı
    ne taze ölüyü mezar
    ne de şeytan bir günahı
    seni beklediğim kadar

    geçti istemem artık gelmeni
    yokluğunda buldum seni
    arama artık vehmimde gölgeni
    gelme artık neye yarar?