Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("geceye bir şiir bırak") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 1
    +1
    -0

    hayata meydan okuduğum
    bi yer vardı baş tarafını unuttum
    ortalarında bi yerde bi kadını öptüm
    o kadar büyülüydü ki
    iki şahit rüya dese,gerçek olmadığına inanırım.
    kırılıp yeniden başlıyoruz hep
    kırılıp kırılıp yeniden...
    hayat,sıkıntılı anlatamamalar tarihi
    özet;büyük yenilgiler atlası!

    (bkz: ali lidar)

  • 0
    +0
    -0

    şimdiden bir hatırasın
    bulutsa, tozsa, uçarsa
    bütün (aşklar) paranteze alınsın
    rüzgar çanısın, rüzgarın diline dolanırsın
    ne bir şarkısın,
    ne de dillerde nağme adın
    artık bazı şarkılar kadar yaralısın

    günler izmarit diplerinde biriksin
    o zaman mutlaka bir trenle gelirsin
    köpüklerdensin, mavisin, sakinsin
    istesen suyun tenine bitişirsin
    ellerimi bıraktım, artık bunu sana yazsın
    içimde iki yaşlı balık varsa,
    içimde biri pulsuz, iki balık varsa
    biri sensen, gelirsen ve yok edersen
    bunu yazmak istiyorum sana
    sonra postalamak istiyorum
    pulsuz bir zarfla
    hiçbir mektup artık ikna etmiyor beni hayata

    bu kırmızı oyalarla saçlarımda
    beyaz bir tülbent gibi kalırsam
    tenimde, süzemediğim tortularla
    gün olur sararırsa sayfalarda
    bıraktım ellerimi, sana bunu yazsın
    şimdiden bir hatırasın

    kırık kalplerle süslü bir sayfaysan
    camsan, saydamsam, beni kırarsan
    simlerimle sevişirim seninle
    o süslü sayfaların üzerinde
    içimde iki mutlu yıl varsa,
    içimde biri simli iki kadın varsa
    sen, gelirsen ve yok edersen
    bunu yazmak istiyorum sana
    sonra postalamak istiyorum
    simli bir yılbaşı kartıyla
    hiçbir mektup artık beni, ikna etmiyor hayata

    şimdiden bir hatırasın
    açmışsa bir sardunya saksıda
    bütün (aşklar) paranteze alınsın
    bıraktım ellerimi, artık sana bunu yazsın
    mektuplar postaya takılırsa...
    ey aşk sen
    artık bazı şarkılar kadar yaralısın.

  • 3
    +3
    -0

    dinlemek isterseniz..

    Bağlanmayacaksın

    Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
    “O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
    Demeyeceksin işte.
    Yaşarsın çünkü.
    Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
    Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
    Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
    Senin onu sevdiğinden…
    Çok sevmezsen, çok acımazsın.
    Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
    Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
    Senin değillermiş gibi davranacaksın.
    Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
    Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
    Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
    Paldır küldür yürüyebileceksin.
    İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
    Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
    Gökyüzünü sahipleneceksin,
    Güneşi, ayı, yıldızları…
    Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
    “O benim.” diyeceksin.
    Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin…
    Mesela gökkuşağı senin olacak.
    İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
    Mesela turuncuya, ya da pembeye.
    Ya da cennete ait olacaksın.
    Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
    Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
    Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
    İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…
    can yücel

  • 0
    +0
    -0

    erdem bayazıt'ın aşk risalesinden bir bölüm

    usul usul inen
    yağmur tıpırtılarını
    dinler gibi
    dalıp gitmiştik
    sen konuşuyordun
    ipil ipil yağan bir yağmur gibi konuşuyordun
    onlar ki konuklarımızdı
    adları keremdi yusuftu kaystı
    hepsi de ezelden tanıdıktı dosttu

  • 0
    +0
    -0

    bu yol nereye gider

    bir kuğunun boynuna dokunurken…
    yol bir yere gitmez
    içeride
    düz saçlara uğrar
    ayak üstü bir akşamüstü
    her plansız ürperişin sonu
    hüsran
    ve hüsran
    çok sanat müziği bir kelimedir

    yol bir yere gitmez
    o bir durma biçimidir
    yol yoluyla gidebilir yare
    yoldan çıkabilir apansız
    ve ömür bitebilir yoldan önce
    ama yol bir yere gitmez
    o bir durma biçimidir
    yaşamak
    hızlı bir ölme biçimidir

    düşünce ışıktan yavaşsa
    erken gidilmelidir

    gerdan sözcüğüne
    bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
    bir kasapta da

    kalbin sızlamaz
    bir kuzu yüreğini vitrinde görünce
    o bir beslenme biçimidir
    ama korkarsın
    kurdun sevdiği havadan
    ayakkabı yaparsın yılandan

    yol bir yere gitmez
    o bir durma biçimidir
    her garantiyi istersin hayattan
    oysa ölümle yaşam arası
    uzun malum ince bir yol
    bir yere gitmez
    o bir ölme biçimidir

    iyi yolculuklar denmez bir gidene
    yapılamaz çünkü
    çok yolculuk bir seferde
    yolcu denmez her gidene
    herkes o yolun taraftarı olmayabilir
    hiç bir sürgün
    gittiği yolu sevmez mesela

    yol bir yere gitmez
    o bir susma biçimidir
    soğuk bir taşıtın uğultusunda.

    yılmaz erdoğan

  • 0
    +0
    -0

    galata kantosu

    benim hiç çin'de bir ablam olmadı

    hiç çiçekçi dükkânım ivan milinski

    üç galata gecesi ceneviz kerhânesinde

    boyalı kunduralarıma büyük erkekliğime baktı kaldı

    dişleri kâmilen altın dövülmüş bir kadının yüzü
    .
    .
    .
    geceleri galata'da gülerken bacaklarımız uzamış alıştık artık ölüme

    diyeceğim şu ivan milinski: ölüm için ayırdık geceleri gülerken

    galata'da

    ece ayhan

  • 0
    +0
    -0

    ayışığında oturduk
    bileğinden öptüm seni

    sonra ayakta öptüm
    dudağından öptüm seni

    kapı aralığında öptüm
    soluğundan öptüm seni

    bahçede çocuklar vardı
    çocuğundan öptüm seni

    evime götürdüm yatağımda
    kasığından öptüm seni

    başka evlerde karşılaştık
    iliğinden öptüm seni

    en sonunda caddelere çıkardım
    kaynağından öptüm seni

    cemal süreya

  • 1
    +1
    -0

    --- spoiler ---
    kaybolmak istemiştim bir zamanlar
    kapının arkasında yokum demiştim
    ve divanın altında da.
    bulamazsınız ki artık beni,
    hayatın ortasında.
    kaybolmak istemiştim bir zamanlar
    beni kimse bulamazdı
    tanrı’nın arkasına saklansam.
    o kocamandı, en kocamandı o.
    bir kız çocuğunun hayalleri kadar.

    bir zamanlar kendimi
    bulunmaz hint kumaşı sanmıştım.
    kaç metredir benim yokluğum?
    benden daha çok var sanmıştım.
    benim yokluğumdan dünyaya
    bir elbise çıkar sanmıştım.
    dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
    sonunda ben de alıştım.
    ah...dedim sonra,
    ah!
    --- spoiler ---
    didem madak

  • 2
    +2
    -0

    "bir kadını ortadan ikiye böl…
    yarısı annedir,
    yarısı çocuk,
    yarısı sevgili
    yarısı aşk…

    duyanlar bunu bilmez,
    görenler anlamaz bunu!
    yarısı rivayettir,
    yarısı gece."
    cemal süreya

  • 0
    +0
    -0

    milyon kere milena


    ben bir milena'dır tutturmuşum
    oh ne iyi!
    milena'lı içkiler içip,
    sarhoş oluyorum ne güzel.
    hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin,
    biraz milena sürüyorum, güzelleşiyor.
    şarkılar söylüyorum, şiirler yazıyorum
    milena üstüne.
    saatim her zaman milena'ya beş var
    ya da milena'yı beş geçiyor.
    ne yana baksam gördüğüm o,
    gözümü yumsam aklımdan milena geçiyor,
    bana sorarsanız mevsimlerden milenadayız,
    günlerden milenaertesidir.
    odur gün gün beni yaşatan,
    onun kokusu sarmıştır sokakları,
    onun gözleridir şafakta gördüğüm,
    akşam kızıllığında onun dudakları.
    başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
    milena'yı övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz.
    bir kadehte sizinle içeriz milena'lı iki laf ederiz.
    onu siz de seversiniz benim gibi..
    ama yağma yok,
    milena'yı size bırakmam.
    alın tek kat elbisemi size vereyim,
    cebimde bir on liram var
    onu da alın gerekirse.
    ben milena'yı düşünürüm, üşümem.
    üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar.
    parasızlık da bir şey mi?
    ölüm bile kötü değil,
    milenasızlık kadar.
    ona uğramayan gemiler batsın!
    ondan geçmeyen trenler devrilsin!
    onu sevmeyen yürek taş kesilsin!
    kapansın onu görmeyen gözler!
    onu övmeyen diller kurusun!

    iki kere iki dört; elde var milena.
    bundan böyle dünyada
    aşkın adı,

    milena olsun.

  • 0
    +0
    -0

    delirmeyi bir kez denesem,
    bırakamam diye korkuyorum
    durup kuyu taklidi yapmayı öğretiyorum kalbime
    atıldığından beri düşmeyi sürdüren bir taş var içinde
    bir ara kendime çekidüzen vermiştim,
    şaşıyordum hâlime
    sonumuz hayra alamet değil,
    bunu başından beri söylüyor
    duymazlıktan geliyorum ben de.
    sinem sal-merkezkaç kuvvetinden medet uman bahtımıza

  • 6
    +6
    -0

    yaralandıkça ne çok şeyi özlüyor insan…

    gerekli, gereksiz ne varsa özlüyor.

    çocukluğu değil.
    genç günleri değil.
    sadece eski evlerin arasında yokuş aşağı yürüdüğü sabahları.

    ayaklarına dur diyemediği…
    her şeye inandığı…
    her şeyin mümkün olduğu sabahları..

    bugünü dün, yarını çok önceden yıktıkları bu sabahlara ait değilim ben.
    zaman akıyor, su akıyor, annem kapıdan sokağa çıkıyor.

    ben evden çıkamıyorum..

    bu kayıp sabahlar, benim sabahlarım değil.

    büyüdüğünü, hiç yıkılmaz dediğin dağlar kendi kendini yıkınca anlıyormuş insan..

    olacak gibi olanlar son anda olmayınca..

    olmayacak olanın olmasına çoktan alıştım..

    sevmeyi çok özledim..

  • 3
    +3
    -0

    dalından kopan yaprakların
    sararan yanlarına yazdım adını
    sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
    ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
    eylül’dü.
    di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
    adımlarımızın kısalığı bundandı
    bundandı gözlerimin durgunluğu.
    sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
    ellerin kadar ıssız,
    sen kadar zamansız molalar veriyordum
    ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
    eylül’dü.
    izlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
    şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun.
    çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
    sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
    en çok sesini aradım.
    gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
    gözlerini sildi zaman..
    dedim ya... eylül’dü.
    savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.
    -cemal süreya

  • 2
    +2
    -0

    aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
    üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
    ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
    hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.

    iyi nişan alırdı kendini asan zenci,
    bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
    sizden iyi olmasın, boşanmada birinci...
    çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.

    -ülkü tamer

  • 2
    +2
    -0

    soğuk bir rüya gibi geziyorum.

    tamamlanmamış hikayelerin arasında uyanmak için bir nedene ihtiyacım var.

    kaybolmayı unuttuğum için yeniden kaybolmaya.

    pimapenle kapanmış yaz balkonlarına döndü kalbim. düşme olasılığı hiç yok.

    demir korkulukların arasına sıkışan çocuk bacaklarımı şimdi anneannem bile kurtaramaz.

    merdiven çıkamayan ayaklar yerçekimine yenildi.

    sevdiklerimin yenildiğini kabullenince; hayata, zamana, en çok da kendime kızıyorum.

    bulduğum ilk ağacın altında son ses sevişiyorum.

    köpekten korkanlarlaysa en karanlıkta…

    gözlerine aralıksız, arsız, efsunlu bakıyorum.

    toprağı süpürüyorum…

    baktıkça güzelleşen ruhlar azaldı.

    sadece hayvanlar ve azı bakmasını biliyor.

    bakmayanların parçaları yerinde ama yalnız numarası yaparken kaybolduklarını sanıyorlar.

    sevmek dedikleri, sevmek değil. hep ortadalar. her boku seviyorlar.

    çamur gibi seven, dalgalı deniz gibi sevmekten ne anlasın.

    boynumdan kopsam…

    boynumdan kopup, çocuk bacaklarının dolandığı balkonlara asılsam…

    ama yer soğukken uykuyu bölecek an sıfır. yara çok.

    uyuyunca geçmeyen yaralar var.

    kesik kesik ağlayanlar bunu anlar.

    karanlıktan korkan köpekleri çok sevenler.

    tamamlanmayanlar. tamamlanmayacaklar.
    soğuk rüya gibi gezenler.

    bakmasını… ne aradığını. ne aramadığını bilenler…

    duasız kalanlar.

    duasız kaldım anne anne…

    balkona as, bırak beni..

  • 2
    +2
    -0

    bulanık çıkmış fotoğraflar gibiydim,
    görünümsüz..
    yalnızdım, karışıktım
    beni tanıyan kimseler yoktu
    hiç yoktu
    içime kapanıktım
    büyük ağaçların altında
    havuzun kırık taşları arasında
    bilmezdim mutluluk nedir
    bilemezdim
    alıp başımı gitmek isterdim
    isterdim ama, kalırdım

    sanki kar yağışlarının ardından
    uzun süren kar yağışlarının ardından
    sevimsiz bir lunaparkta
    kimsesiz bir atlıkarıncaydım.

  • 1
    +1
    -0

    resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim.
    resulullah yolda ebu bekir'i görse "es selamu aleyküm ya sıddık"; derdi,
    ben yolda ebu bekir';i görsem tanımam.
    resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
    ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem
    gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.

    resulullah azrail'i yolda görse tanırdı;
    ben azrail'i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
    derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.

    resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
    o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey allah'ın resulü;
    fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?

    resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki "kızım ha gayret!";
    ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki "anneciğim ölmesen..."

    ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki "anneciğim seni ben..."
    annem döndü bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz.

    resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
    ben o bakışı gördüm haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.

    ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının

    anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf!

    resulullah çok şanslı bir insan
    annesi öldüğünde o küçücüktü;
    benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
    zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.

    annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!

    olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
    verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
    resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
    nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü...

  • 0
    +0
    -0

    sana uzanamadığım gün
    ellerim yok sanıyorum
    senin bakışlarını yakalayamadığım gün
    gözlerim yok..
    o zaman bir yumruk
    bütün gücüyle vuruyor
    eski bir piyanonun tuşlarına
    binlerce martı
    kayalıklara çarparak ölüyor
    ayışığı tutkal gibi
    yapışıyor pencereme
    açamıyorum perdeleri
    şiir yok artık
    türkü dindi..

  • 1
    +1
    -0

    bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden
    belki bir kişi bile gelmeyecektir bize
    bir kemiğin ardından saatlerce yol giden
    itler bile gülecek kimsesizliğimize

    gidiyorum gönlümde acısı yanıkların
    ordularla yenilmez bir gayız var kanımda
    dün benimle birlikte gülen tanıdıkların
    yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda

    yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz
    çünkü bu yol gider tanrı dağına
    halbuki yoldaşını bırakıp gidenlerin
    değişilir topu da bir sokak kaltağına

    ister düşün kendini ister hayale kaptır
    uzar uzar çünkü sonu yoktur yolların
    bakarsın aldanmışsın gördüğün bir seraptır
    sevimli bir hayale açılırken kolların

    ey doğunun alnını serinleten rüzgar
    ey karanlıkta bana arkadaşlık eden ay
    arzuların bir oktur aşar ulu dağları
    düştüğü yer uzakta dilek adlı bir saray

    o sarayda bulunca tanrılaşan erleri
    artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek
    hepsi sussa da kürşad uzatarak elini
    hoş geldin oğlum atsiz kutlu olsun diyecek

    (bkz: atsız yolların sonu )

  • 1
    +1
    -0

    köye cemre düştü mü
    taşın başına güneş vurdu mu
    sarı kız öldü mü
    kurban pazarı yalnızlığındayım
    davarların sessizliği

  • 0
    +0
    -0

    yollarımız burada ayrılıyor
    artık birbirimize iki yabancıyız
    her ne kadar acı olsa, ne kadar güç olsa
    her şeyi evet her şeyi unutmalıyız

    her kederin tesellisi bulunur, üzülme
    insan ne kadar sevse unutabilir
    mevsimler, gelir geçer, yıllar geçer
    sen de unutursun bir gün gelir

    hiç yaşamamışçasına, hiç sevmemişçesine
    unutursun o günlerimizi, gecelerimizi
    o günlerce gecelerce sevişmelerimizi

    her şeyi evet her şeyi unutabilirsin
    hatta bütün yazdıklarımı satır satır
    kalırsa, içinde bir derin sızı kalır

    (bkz: ümit yaşar oğuzcan)