bugüngündem
bugün
/
  1. 10
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Buraya uzun bir itiraf bırakacağım. Hiç kimseye hatta kendime dahi edemediğim itiraflar. Kim okursa okusun lütfen ön yargısız bir şekilde okusun. Kimsenin amacı kendini acındırmak değil. Buraya yazıyorum çünkü inanın söyleyecek kimsem kalmadı. Konuşacak kimsem kalmadı. Kalsaydı dahi konuşacak gücüm kalmadı. Ben artık susarken anlaşılmak istiyorum. Çok yoruldum. Huzur istiyorum. Gerçekten huzur istiyorum. İnsanın en huzurlu olması gereken yerde huzurlu olmaması ne demek çok iyi biliyorum. Kendi '' evini '' talan edip yıkmak ne demek biliyorum. Hayatımda ki tek güzel şey müzik. Müzikle uğraşıyorum, müzik dinliyorum, müzik yapıyorum. Etrafımda ki herkes birer birer azalıyor. Kalanlar da sanki halime acıdığından kalıyor bilmiyorum. Asıl mesele asıl sorun şu ki her zaman iyi olmak istedim. Gerçekten herkese karşı iyi olmak, dürüst olmak, hislerimi dürüst / doğru bir şekilde açıklamak istedim. Fakat insanlar her zaman yalan söylenilmesinden hoşlanıyor sanırım. Kime bu benim doğrum dediysem ya karşı çıktı ya saygı duymadı ya da sebepsizce geçiştirmeye kalktı. Kimsenin kimseyi dinleyecek takati kalmamış. Bir derdi oluyor insanın bir yarası. Belki anlatmak istemiyor. Belki bazen yalnızca anlatmak istiyor öyle boş dümdüz konuşayım birisi beni dinlesin istiyor ama kimse dinlemiyor. Hemen herkes kendi derdinden bahsediveriyor anında. Herkesin derdi vardır anlıyorum fakat psikolojik veya fiziksel olarak sorunum olduğunda müzikten başka sarılacak kimseyi bulamıyorum artık. Her şeyin özellikle sağlığın en önemli etkeninin moral olduğunu biliyorum. Fakat sağlıkla ilgili sorunlarımı aileme detaylı olarak anlatamıyorum. Arkadaşlarıma detaylı olarak anlatamıyorum. Çünkü kimisi dinlemiyor, kimisi acıdığı için dinliyor. Aileme geldiğim sırada da bilmiyorum bencilce mi davranıyorum. Fakat nasıl hissettiğimi söylemek doğru gelmiyor. Çünkü ben fiziksel olarak acı çekerken, salak saçma bir kaç konuyla boğuşurken onların elinden hiç bir şey gelmeyecek. 3 senedir bir savaşın içerisindeyim. Ellerinden gelenin fazlasını yapıyorlar çok minnettarım. Maddi ve manevi gereken neyse her şeyi yapmaya razılar. Fakat öyle bir çukurun içerisindeyim ki artık hiç bir şey yapılamıyor ve ben gün geçtikçe eriyorum. Psikolojik olarak zaten tutunacak bir dalım kalmadı. Kendimi sevmeye değer vermeye çalışıyorum. Madem beni mutlu edecek kimsem yok kendim edeyim diyorum fakat onca yorgunluğun içerisinde bunu tek başıma beceremiyorum. İnsanın acısını insan alır diye bir kitap var okumanızı tavsiye ederim. Gerçekten öyle. İnsan bazı zamanlar evet yalnız kalmalı fakat yalnızlık bize mahsus değil. Ve kalabalığın içinde fazlasıyla yalnız hissediyorum. Farklı olduğumdan mı ? Kötü birisi olduğumdan mı ? Diğerlerine göre fazla doğrucu ve açık sözlü olduğumdan mı ? Yoksa başka sebepler mi bilmiyorum. Hayatta herkes bir şekilde mutlu olmuştur. Ama artık ben bir şeyler ben çabalamadan olsun istiyorum. Çok mu bencilce ? İnanın bilmiyorum. Ufacık tefecik güzel bir şey olsun. Ama ne olur benim çabam olmadan olsun. Çünkü gerçekten benim çabalayacak gücüm kalmadı. Pandora'nın Kutusu hikayesinde ki umut var ya. İşte o umut sayesinde ayaktayım. Tek bir umudum kaldı. Kendimi yetenekli ve iyi bulduğum konularda geliştirmek. Müzikte çok güzel yerlere gelmek istiyorum. Şan şöhret para vs asla isteğim değil. Yalnızca ve yalnızca kendimi mutlu etmek istiyorum. Hayatımda olan insanlar veya hayatıma girmek isteyen insanlar benim mutluluğumla mutlu olsunlar istiyorum. Mutlu olmak için mutlu etmek yeter. Ben insanları mutlu ettikçe mutlu oluyordum. Fakat bu kadar iyi niyetimin suistimal edileceğini düşünmüyordum. Elbette ki bende 4/4 bir insan değilim. Herkesin ki gibi benim de hatalarım oldu. Ufak tefek büyük küçük bir sürü hata yaptım. Ama nihayetinde bu hatalarımdan ders çıkartıp bunlara bir tecrübe gözüyle bakacak kadar da olgunlaştım. Yaşım henüz genç. Bazen ister istemez içimde ki karanlık yüzüme vurduğunda insanlar neyin var diye soruyorlar. Ama ben inanmıyorum ki beni önemsedikleri için değil merak ettikleri için. Bu kadar ön yargılı olma diyeceksiniz lakin sordukları soruya cevap verdiğimde kimse umursamıyor. Sadece aldıkları cevaba bakıyorlar onları tatmin ediyor mu diye. Yıllardır kendimi yalnız hissedince bu sözlüğe gelir entrileri okurdum. Biraz olsun yalnızlığımı giderir yazarlarla birlikte hissetmeye çalışırdım ama lütfen siz benim gibi hissetmeye çalışmayın. Bir bataklıktayım ve çırpındıkça batıyorum. Çabaladıkça dibi görüyorum. Olmak istediğim kişi miyim ? Henüz değil. Olmak istediğim yerde miyim ? Asla. Olmak istediğim kişiyle birlikte miyim ? Asla olamayacağım. Lütfen ama lütfen bunda utanılacak sakınılacak bir durum yok. Diyeceğim şu ki sağlığınız yerinde ise lütfen kıymetini bilin. Güzel dostluklarınız var ise kıymetini bilin. Birlikte olduğunuz sevgiliniz, üzmeyin sizi üzmesine izin vermeyin. Lütfen ama lütfen yüzde yüz duygusal davranmayın. En ufacık şeyleri büyütmeyin. Oturun konuşun. Çünkü konuşmaktan güzeli yok. İnanın yok. Çünkü kaybettiğinizde anlıyorsunuz ki konuşacak imkanınız yok. Özgür olun, hayatınızdaki insanların özgürlüklerine asla ama asla karışmayın. Kimsenin sizinkine de karışmasına izin vermeyin. Bu en sevdiğiniz insan dahi olsa. Sevin. Çok sevin. Sevilin. Hayatınızı her zaman son gününüzmüş gibi yaşayın. Bir saniye sonrası ne olur bilinmez. Benim çok üzüldüğüm nokta şudur ki ne zaman sonlanacağını bilmediğim ama biraz da kestirdiğim ( tahmin ettiğim ) hayatımda insanlara kırgınlıklarımın olması. Düzeltmek telafi etmek için elimden geleni yapardım lakin ufacık bir kırgınlık daha eklenecek diye aklım çıkıyor. Çünkü benim gerçekten gücüm kalmadı. Güçlü olmaya, iyi olmaya, mutlu olmaya çalışmaktan, mutlu etmeye çalışmaktan. Çünkü denedim denedim ve denedim. Milyonlarca kez. Her olayda mantık çerçevesinden bakıp hata yapmamaya çalıştım. Ama insanlar hep aksine sürükledi. Lütfen siz hayatınızda böyle olmayın. Lütfen. İtirafıma gelirsek. Ben artık kaybetmek istiyorum. Çünkü ne kadar savaşsam da kazanamıyorum. Artık kaybedeyim ve bitsin. Yeter. Teşekkür ederim beni dinlediğiniz için. Dinlemeniz kafiydi. Anlatmam kafiydi.
  2. 3
    +
    -entiri.verilen_downvote
    entry ve yorumun artı sayısı aynıysa önce yorumu artılayıp kalınlaştığını görüp seviniyorum sonra da entryi artılayıp üzülüyorum. tam anlatamadım gibi ama öyle işte.
  3. 4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    büyük umutlarla ve heyecanla gittiğin yerde kendine bir yer bulamamak. çok can acıtıyor. görmezden gelmeye çalışıyorsun, olmuyor. olumlama yapıyorsun için ısınmıyor. bir gruptan yavaşça çıkartılmışsın mesela, bunu herkes toplandığında senin sesinin çıkamamasından anlıyorsun. bilmiyorsun çünkü. ne diyor bunlar, ben mi duymadım bunları? hah yok, sana teklif etmemişler. haber vermemişler. yolda bırakılıyorsun mesela, sırtını güvendiğin dağlara yaslayabilirsin, onlar var diyorsun. sen yolda emin bir şekilde ve üretmeye çalışarak yürüyorken ‘üzgünüm’ diye bir açıklama geliyor. o olmadı, şu olmadı, bu olmadı. kalbimde derin bir hüzün, gözlerim yerden kalkmıyor. düşündükçe, yerden kalkmayan gözlerim doluyor. çoğu şeyi benim yaptığımı, hak ettiğimi düşünebilirim. ama bunu düşünemiyorum. kazık yeme edebiyatlarından nefret ediyorum ama bu üç oldu. ve birazdan fazla kalbim acıyor. bunları.. hak ettim mi? ben öldükten sonra bulursanız eğer bu notları, kalbim çok kırık. canımı çok yaktınız. yarın geçecek belki ama bu anı hatırladığımda yine canım yanacak. sizi ileride güzel bir şey yaptığınızda affedeceğim. ama bu gece affetmiyorum. tekrardan soruyorum, bunları hak ettim mi?
  4. 3
    +
    -entiri.verilen_downvote
    her gece yorganın bi tarafını iyice katlayıp o diye sarılıyorum
  5. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    aptalım ya gerçekten. anlık gaza gelip yaptığım şeylerden genelde pişmanlık duymama rağmen hala aynısını yapıyorum.
  6. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    emin olduğum ya da ihtimaline sağlam güvendiğim bir çok şey vardı sözlük. kendim hakkında olsun, yapmam gerekenler hakkında olsun... fikirlerinizin doğruluğuna inanıyorken çok da adapte olmayın.
  7. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Kalabalıkların içindeki yalnız benim... Doğum günümün bitmesine yaklaşık 20 dakika kaldı ve onca insanın içerisinde sadece ailem (annem babam ve kardeşim) 1 kuzenim ve 1 arkadaşım hatırladı. Gerçi her sene böyle olur ama bu sene biraz dokundu galiba...
  8. 0
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Ne kadar zırladıysam başımın ağrısından uyuyamıyorum. Gözlerim siş ama tamamen de kapanmıyor.
  9. 6
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Annemin bana aldığı ama benim giymediğim tüm kıyafetlerimi ikinci el uygulamasında sattım. Yurtta çaldırdım diye yalan söyledim. Pişman değilim.
  10. -4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Başlıktaki entryleri okuyunca hayattan soğudum ve dert sahibi oldum. (bkz: teşekkürler arkadaşlar )
  11. 0
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Arkadaşlar bişey sorucam daha 1 yaşına yeni girmiş bir çocuğa 350 ₺ lik ayakkabı almak mantıklı mı yoksa ben mi çok fakir düşünüyorum
  12. 5
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Fuat Erginin Okyanuslar şarkısında geçen bir söz hayatımı özetliyor. “Beklemekle geçti ömrüm” Ömrümün çoğu beklemekle geçti. Ne garip bir his bu. Tek bir şeyi beklerken kurulan milyon tane hayal var ve sadece beklememin sonucunda oluşabilecek şeyler.. tek bir bekleyiş bütün ömrün planını içeriyor. Sabırsız biriyim derken farkettim ki sabrım hiç bitmiyormuş. Kriz gibi geçen üç dönem ve sonrasındaki bekleyişi düşününce sabırlı bir insan olduğumu anlıyorum.
  13. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    birazdan mezdeke açıp aynanın karşısına geçerek göbek atacağım. çünkü evde yalnızken beni eğlendirecek daha iyi bir aktivite yok.
  14. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Ufak hatalar büyük hatalardan daha çok canımı yakıyor sanırım.
  15. 4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    bugün neredeyse yarım saat aralıksız ağladım. aylardır içime attıklarımı göz yaşlarımla çıkardım. gözlerim hala şiş, az da kızarıklık kalmış. ama baya rahatladım.
  16. 6
    +
    -entiri.verilen_downvote
    insanları doğru düzgün iyi bir şekilde anlamak isterdim, buna da kendimden başlamak isterdim.
  17. 10
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Kendimce çok radikal bir karar aldım. Yaşadığım şehri bırakıp bambaşka bir yere gideceğim. Kendimi, ailemi, arkadaş görünümlü hayatımdaki herkesi ardımda bırakıp gitmek istiyorum. Annem su an için kesinlikle hayır diyor ama kendim için bunu yapmak zorundayım. Herkesten ve her şeyden o kadar yoruldum ki burda kaldıkça dibe batıyorum. Güvendiğim dağlara kar yağdı. Neden diye çığlık atsam altında kalırım öyle bir kar yağdı. Artık nefes almak, huzur bulmak istiyorum.
  18. 4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Bazı kişilerin bazı hareketlerine sinirlenmeme,üzülmeme,kırılmama rağmen inatla o insanlara bunu belli edemiyorum.Çünkü bu bana karşı kullanılacak biliyorum.Güçlü olmak zorundayım.Dik durmak zorundayım.Ağlamamak zorundayım...
  19. 9
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Ailem için 'elalem' algısının benim mutluluğumdan/fikirlerimden daha önemli oluşuna bir hayli kırgınım.
  20. 4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Bunu yazarken çok utanıyorum. Hayatımda ilk defa yaşadığım bir şey sonuçta. Alışamadım hala. Üzülüyorum. İçim kıyır kıyır oluyor. Diyete başladım. Öğünlerimi 8'den 3'e düşürdüm. Ve normal insan porsiyonları tüketiyorum. Geçtiğimiz bir haftada kilo verdim. Bir tane. Hedefim 90'a düşmek. Kaldı 5.
  21. 9
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Kardeşimi kıskandığımdan değil hatta en güzellerionun olsun da benim olmasının hayaliyle yaşadığım şeylerin içine doğması, benim alamadığım şeyleri hiç düşünmeden alması, benim korktuğum şeyleri hiç düşünmeden yapması falan kendi adıma çok üzülüyorum. Daha ortaokulda kendş kendine spotify almış ben o yaşta facebook açıcam heyecanıyla iki gün düşünmüştüm.
  22. 4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Selam sözlük ben geldim. Eski ama pek tanınmayan bi yazardım. Burdan ayrılırken çok güzel bi dostluk edindim sayende. Gözüm pıt pıt bakıyorum sayfaya :,) Şöyle bi bakmaya gelmiştim oysa. Konu nerelere geldi
  23. 3
    +
    -entiri.verilen_downvote
    2 yıldır buralarda yokum. O sürede o kadar çok şey oldu ki Hayallerimi gerçekleştirdim ama yine de mutlu olamadım. Zamanla başınızı ağrıtacağım burda
  24. 5
    +
    -entiri.verilen_downvote
    Çok üzerime geliyorlar. Bu teker bir gün patlayacak. Kimse farkında değil ama herkes ve her şey çok fazla üzerime geliyor. Lütfen kendinize gelin, ne yaptığınızın zerre farkında değilsiniz diye otobüs uyarısı gibi ses çıkartmak istiyorum bazen. Hayır sadece insanlar bile değil, bazen tesadüfi olaylar bile dönüp dolaşıp benim üzerime geliyor. İnanılır gibi değil. Zaman içerisinde hem fiziksel, hem mental olarak kendimi o kadar köşeye sıkıştırmışım ki hareket eden her şey benim lehime işliyor. Lütfen şu kendi etrafında dönen arz bir süre durabilir mi acaba? Nefes almakta güçlük çekiyorum. İnandırıcılığımı kaybettim bu arada. Dışarıda kocaman bir geri zekalı ordusu var. Onlar beni anlamıyor demiyorum, onlar beni bile isteye anlamak istemiyor. Size yemin ederim ki durum tam olarak bu. Sanıyorlar ki şımarıklık ediyorum. Sanıyorlar ki biraz ilgi bekliyorum. Sanılıyor ki ben bazı şeyleri fazla abartıyorum. Dışarıdaki insanların neredeyse tamamı utanma duygusunu yitirdiği için ahlaksızlıklarını da yüzlerine vurmak istemiyorum artık. Madem buradayız açıkça söyleyeceğim; ben mütemadiyen üzülüyorum arkadaşlar. Neye üzüldüğümün şimdilik bir önemi yok ama ben mütemadiyen üzülüyorum. Bu oluşu bir şekilde kıvıramamış olmak, başkaları gibi hani şu dışarıdaki rahat ve gevşemiş kalabalık gibi yaşamın kolay bir yolunu bulamamış olmaktan usandım. Bir de bana bencil derler. Halt etmişler. Bana bencil diyebilecek cürete sahip insanlara içimden ağız dolusu küfürler savuruyorum. Sizler, dışarıdaki diğer insanlar dünyayı sırf kendi etrafınızda döndürdüğünüz için matemlerinizi festivale çevirdiğiniz için yaşamlarınızdaki en ufak sektede dünyayı ayağa kaldırdığınız için benim durumumu anlayamazsınız. Boş vakitlerinde üzülen bir insanın neyden hesap soracağını anlamayacaksınız. Canınız da sağ olmasın. Benim olmadığım bir dünya tahayyül edemiyorum. Çünkü dahil olduğum dünya arsız. Truman Show enfes bir film. Truman'ın herhangi bir sabah uyanmak istemediği gün, Truman'a bu tezgahı kuran diğer herkes hiç utanıp sıkılmadan Truman'dan hesap soracaktır. Bu dünya böyle bir dünya. Kafka'nın Dönüşüm romanı enfes bir roman. Bir sabah dev bir böceğe dönüşme talihsizliğiyle karşılaştığınız gün neden dev bir böceğe dönüştün diye dünyanın geri kalanı yakanıza yapışacaktır. Bu dünya öyle namussuz bir dünya. Sizin ne hissettiğiniz kimsenin umurunda değil. Herkesin bir görevi, herkesin herkesten bir beklentisi var. Ödevini yapmayanı tek ayağı üzerinde kıvrandırırlar. Toplum dediğimiz şey tam da bu işe yarar. Bireylerin dört duvar arasında, yalnızken, sıçarken, uyurken ne düşündüğü ne yaşadığı kimsenin umurunda değildir. Ama çizginizi bir aşarsanız bütün dünya üzerinize çökecektir. Toplumun bu ahlakçı yapısını fark ettiğimde ben 12 yaşımdaydım. Sizle kaçak dövüştüm. Sizle savaşmaktan korktuğum için değil sizin o namusluluk hazzıyla ortaya çıkartacağınız namussuzluklarınıza fırsat vermeyi gururuma yediremediğim için kaçak oynadım. Yoksa sizin elinize aldığınız sopalara ilk defa karşılaşmıyorum, yenilerinden de korkum yoktur. Sizle savaşacak gücüm olmadığı için değil sizi hayat boyu aradığınız ahlaksız arzularınıza kavuşturmamak için kaçak dövüştüm. Çok üzerime geliniyor, gelinsin bakalım. Bu kutuplar günün birinde illaki kafaya kafaya gelecek. Derim incedir ama ellerim hala çevik. Toplumu sikeyim bu arada. Dünyanın geri kalanını tezatlıkları, bencillikleri, edepsizlikleri, despotlukları, inşa ettiği tüm kolektif yapıları... Hiçbiri zerre sikimde değil. Binlerce yıllık birikmiş geleneğin açtığı çukura, telef olmuş onca cana en son ben üzüleceğim. Benim üzüntülerim bana yetiyor. Yalnız kalışlarım, üzülmek için yana yakıla fırsat kollayışlarım bana yetiyor. Ben sizinle mi oyun oynuyorum, sizler mi benimle oynuyorsunuz bilmiyorum ama dünyayı döndürebildiğim kadar döndürdükten sonra bütün işlerim bittiğinde ben akşam evimde kahrolası yazgıma küfürler savurup çıkış kapıları arıyorum. Bu da benim yaşam biçimim. Dışarıda süper kahramanlık yapıp mesai bitince kendi ruhumu hapsettiğim zindandan çıkartıp sabaha kadar onunla meşgul oluyorum. Sizlere söylenecek o kadar çok şey var ki. Aşağılamaktan bile utanıyorum bazen. Büyük bir tiksinti duyuyorum sadece. Ben çelişkili bir adamım. Ama en azından bunun farkındayım. Yanlış bir yola saptıysam eğer bunu kabul edip çelişkiyle yola devam ettiğimi kabul edebiliyorum. Ben kötü bir insan olduğumu asla gizlemedim mesela. Ya da yeterince iyi olamadığımı da biliyorum. Ne dışarıdaki dünyanın, ne kendi içimdeki dünyanın beklentilerini karşılayamıyorum mesela. Ne onlardan olabiliyorum ne kendi krallığımı ilan edebiliyorum. Ben arafta kalmış, korkak, kötü, trajik insanların hikayelerinden kopup geldiğimi biliyorum. Mutlu değilim, mütemadiyen huzursuzum ama günün sonunda ödenecek hesabı biliyorum. Ama siz, o dışarıdaki iyilik timsali ahlaksızlar ordusu. Sizlerin iki yüzlülüğü, kendisine karşı yüksek mertebeden gelen iyimserliği, tanrısının koşulsuz şartsız cennetine alacağını düşünen, doğuştan iyi olduğuna ikna olmuş, kazanılmış hiçbir şeyi olmayan ama her şeyi baştan elde etmiş sefil yaratıklar sizlerin beni her şeyden alabildiğine tiksindiren bir tarafı var. Ben o tarafla meşgulüm. Furkan Celep diye bir çocuk intihar etti geçenlerde herkesin haberi oldu onun intihar etmesi. 18 yaşında birisi için okuduğum en çarpıcı intihar mektuplarında bir tanesine sahip o çocuk. Matemlerinizin alayı sahte zaten burada bir haber değeri yok. Ama 18 yaşında bir çocuğun intiharı rasyonelize edebilmiş olması bile kimsenin kulaklarındaki ağırlıkları yok etmedi. Sizler hala sağır, hala dilsiz, hala körsünüz. Furkan ölmemeyi başarsaydı eğer hayatı boyunca sizin gibi iblislerle mücadele etmek durumunda kalacaktı. Ben onun yaşındayken intihar edebilirdim. Farklı yolların yolcusuyduk, farklı problemlerden muzdariptik ama yine de şartlar belki de buna müsait olabilirdi. Ben tam da o yaşımda seçimimi farklı şekilde yaptım. En azından Furkan'ı okuduğumda aklıma ilk bu savunma geldi. Keşke benim gittiğim yolu seçseydi dedim istemeden ve arsızca. Furkan'ın cesedini hiçbirimiz rahat bırakamadık. Kimsenin yüzü de kızarmadı bu arada. O günlerde internet ortamında yazılan çizilen hemen her cümleden tek başıma tiksindim. İğrenç bir iki gündü. Furkan adına sırf bu yüzden intiharından daha çok üzüldüm. Emil Michel Cioran okudunuz mu hiç? Kendisini çok severim ama zaman zaman katlanamam. Çünkü ben ne zaman Cioran okusam bana ait, ama karanlıkta kalmış benden çıkabilecek seslerin yansımasını okumuş gibi olurum. Bir filozofla bu kadar sık yan yana geliyor olmak zaman zaman beni deli ediyor. O yüzden iştahla değil, tahammül ederek okurum ben kendisini. Az önce, bu entryi yazmaya başlamadan önce kendisinin bir kitabına başladım. İsme bak: "Yeni Tanrılar" Beni yeterince tanıyabilmiş birisi olsaydı eğer bir yerlerde, Cioran'ın metinlerini okurken en az benim kadar şaşırabilirdi. Hayatım boyunca mücadele ettiğim, zaman zaman bastırmaya çalıştığım, zaman zaman ifşa ettiğim fikirlerin vücut bulmuş hali adeta benim dünyamda var olmuş bir pandora'nın kutusu. Karanlığımla yüzleşmek isteyen Cioran okusun. Yeni Tanrılar ilk sayfası şöyle başladı: "İstisnai birkaç durum hariç, insan iyiye eğilimli değildir. Hangi tanrı onu iyiliğe sevk ederdi ki? Kötülükle lekelenmemiş en küçük bir eylemde bulunabilmesi için kendini tutması, kendine gem vurması gerekir. Bunu her başardığında da yaratıcısını kışkırtır, küçük düşürür. Hani olur da artık çabayla ya da hesap kitapla değil, doğası gereği iyi olmayı becerirse bunu, yukarının dalgınlığına borçludur: Evrensel düzenin dışına yerleşir, hiçbir ilahi planda öngörülmemiştir. İyi insanın varlıklar arasında hangi yeri kapladığı pek anlaşılmaz, böyle biriyse bile. Acaba hayalet midir? İyi, olmuş ya da olacak olandır -asla olmayandır." Dediğim gibi ben Cioran'ı iştahla okumam. Pandora'nın kutusunu tetiklemekten pek hoşlanmam. İlk paragrafla beraber başladık yine, bildiğimiz gibi aynı hisler, aynı hayret, aynı telaş devam ediyorum. Neredeyse her 8-10 sayfada bir buz gibi balkon zemininde oturup sigara içiyorum. Cioran sıra dışı bir yazar. Fena da gitmiyor okuma. Zaman zaman ilgimi çekmeyen konulardan bahsediyor böylesi daha çok hoşuma gidiyor. Ben de okumaya devam ediyorum. Bu gece biter bu kitap sonra da cehennemin dibine kadar yolu var diyorum. Sonra bir şey oluyor. Tatsız bir şey. Beni durdurup, beni kollarımdan yere bağlayıp suratıma kusan şeylere karşı bir öfke doğuyor içimde. Burada yazdığım her şey ve hıncımın ve yetilerimin izin vermediği ölçüde geride kalan daha birçok şey geliyor aklıma. Kitabınızın da amına koyayım deyip buraya bir şeyler yazmaya itiyor. Safya 57: --- spoiler --- İnsan kendini ancak, bazı bakımlardan, hep her şeyin dışında olmuşsa öldürür. Farkına varamayacağı kökensel bir mülksüzleştirme söz konusudur. Kendini öldürmeye çağrılan kişi bu dünyaya sadece kazara aittir. Aslında hiçbir dünyaya bağlı değildir. İntihara yatkın, intihara yazgılı değildir, her hayal kırıklığından, her tecrübeden önce ona adanmıştır: Mutluluk da mutsuzluk kadar intihara iter, hatta belki daha da fazla, zira şekilsiz, belkisiz olduğundan, tüketici bir intibak çabası ister, halbuki mutsuzluk bir ayinin güvencesini ve kesinliğini sunar. Geceler vardır, gelecek hükmünü yitirir, tüm bu anlardan yalnızca artık olmasın diye seçeceğimiz sürdürür varlığını. "Ben olmaktan bıktım," diye tekrarlar durur, kaçmaya özlem duyduğunda ve geri dönülmez biçimde kaçtığındaysa ironiye bak ki yeniden kendine kavuştuğu ve birden tamamen kendisi haline geldiği bir eylemde bulunur. Kendini öldürdüğü an, kaçmak istediği kaderin kucağına düşer tekrar, çünkü intihar bu kaderin zaferinden, bayramından başka bir şey değildir. --- spoiler ---
  25. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    bu başlığa bayılıyorum ya. her gün minimum 7-8 entiri giriliyor, yani entirin asla en başa düşmüyor. kulisten sahneye sesleniyormuş gibi bi' hava yakalıyor. en çok okunan başlıklardan birisi olduğu için sesinin seyirciye ulaştığından da eminsin. sahne ışıklarından uzakta tüm dünyaya sesleniyoruz sanki ahahaha, tamam bu abartı kaçtı. neyse madem geldim itirafımı salayım. odamın duvarları pembe renkte, gizli prenses ruhumu hala yaşatıyorum.
/