Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("asosyal itiraf") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 16
    +17
    -1

    en peşininden not: aklıma birkaç bıçak sapladım, ne çıktıysa topluca buraya aktı. okuyup da vaktinizi buraya harcamayın bana kalırsa.

    * sessizlik ve sonuç

    bir dosta sahiptim. şimdilerde herhalde anca arkadaşımdır. lise sonda tanışmış, bir sene boyunca kader birliği yapmıştık. hayatın sillesini yememesi gereken kadar yemiş birinden bahsediyorum. insanlar ona baktığında; küçük yaşta öksüz kaldığını, hayırsız amcaları tarafından varlıklarının talan edildiğini, çocukluğundan beri -hala etkisinde ve krizlerinde olduğu- bazı psikolojik travmalar geçirdiğini anlayamazdı. ben de anlamadım. ama bu çocukta anlayamadığım bir şey olduğunu anladım.

    akıllı ama zaman zaman saçma, karamsar ama yerli yersiz eğlenceli biriydi. farkında değildi kendini dünyadan soyutladığının. ilgilendiği konularda üstüne yoktu. hitler'in hangi savaşta, hangi stratejiyi nasıl kullandığını bile bilirdi. anlattıklarına katıldığı ve katılmadığı noktaları da konuşmasına muhakkak eklerdi.

    vakti zamanında ekşi'de yazdığını öğrendiğimde harlandı sohbetimiz. ne aynı yaştaydık, ne de aynı yaşanmışlıkta. ne aynı tanrı görüşüne sahiptik, ne de aynı şartlarda büyümüştük. ama kaderin cilvesi işte, yol aldık bir süre aynı yolda.

    sonra ne mi oldu?

    bu çocuğu hayata bağlayan şeylerin sadece önem verdiği şeyler olduğunu fark ettim. çoğu insan için de böyledir. ama emin olun bizimkinin dozu diğerleriyle mukayese edilemeyecek kadar fazlaydı. 2-3 dostu, ailesi, bir de belki ona sürekli acı veren sevdiği kız.. bu kadardı hayatı.

    diğer insanların odaklandığı şeylere odaklanmaya tenezzül bile etmiyordu. benim gibi.. sanırım birbirimizde dostluk namına yakaladığımız en kapsamlı ortak tavırdı bu.

    çevremizdeki insanların saçma sapan şeyleri hayatlarının merkezine koymalarını, kendileri gibi yapmayanları da ötekileştirmeye çalışmalarını seyrederdik beraber. bıktığım insan profillerinden birlikte bıkardık anlayacağınız. o zamana kadar da pek çok insan profilinden bıkmıştım;

    + sigara içer misin? (bir dal uzatarak..)
    - teşekkür ederim ama kullanmıyorum.
    + sen ciddi misin?
    - :d (kaç sigara içen böyle şaka yapar amk?)

    .

    + sevgilin var mı?
    - hayır.
    + ohaa.. neden peki?
    - ... (burada hep sessiz kalırdım. "çünkü henüz 'doğru kişi - doğru yer - doğru zaman' üçgenine sahip olamadım. bu olmadan da kimseye meyil etmem. gerçekten seveceğim insana sadık olmam için, ille de onun benim hayatımda olmasına gerek yok. ileride onun güzel yüzüne 'bir tek seni hep bekledim.' demek için bile gerekirse bir ömür beklerim." demezdim. desem de kaç kişi gerçekten anlardı?)

    .

    + instagram adresin ne?
    - instagram kullanmıyorum.
    + louis şaka mısın sen? "onu yapmıyorum, o yok, bu yok.." şu an orta çağa ışınlansan orada fazla sırıtmazsın farkında mısın?
    - günümüzün ortalama bir lise öğrencisindeki müfredat birikiminin, o öğrenciyi orta çağda gayet aydın bir insan olarak var edeceğini biliyor muydun?
    - ...

    gibi gibi..

    daha sonra yollarımız ayrıldı. ben üniversiteye başladım, o mezuna kalmayı seçti. ara ara irtibat kurduk birbirimizle. ama her arasına sonradan mesafe giren ilişki gibi, iletişimimiz günden güne zayıfladı. gel zaman git zaman telefon numaralarımız değişti, sonrası sessizlik..

    aylar önce lise sondan başka bir arkadaşımla konuştum. bana bu arkadaşımdan haber alamadığını söyledi. ben de aynı durumda olduğumu söyledim. ama onun durumu benden farklıydı. o, arkadaşıma konum olarak daha yakındı ve ara ara denk gelip sohbet etme imkanları vardı. demesine göre haber alamadığımız bu çocuk, son zamanlarda intihar temalı şeylerden konuşurmuş.

    aldı bizi bir endişe. söz konusu başkası olsa başka tavır alırdım muhtemelen. ama bu çocuğu biliyorum, ciddi konuşuyorsa o konuya çok fazla odaklanmış demektir. ve korktuğum şekilde odaklanırsa, eyleme geçmesini engelleyecek hiçbir şey yok.

    (odaklanma olayına başlı başına canımı sıkıyor. bir şeye odağın kayınca, diğer bütün şeyler kaçıyor kayıt menzilinden. birden fazla şeye aynı anda/derecede odaklanmayı çok isterdim..)

    gel zaman git zaman elimizdeki her fırsatı değerlendirdik bu arkadaştan haber almak için. ulaşamadık. epey bir süre sürdü bu işlem. her geçen gün umudum zayıfladı. bir yerden sonra yerli yersiz vicdan yapmaya başladım. odaklandığım tek şey oydu. ve bu derece bir odaklanmada ben, yanımdaki insana bile 5 dakikadan fazla odaklanamaz oldum. oda/okul arkadaşlarım durup durup "louis!" diye beni dürterek reset attı kaç zamandır. kafama dağıtmak için yapmadığım çok az şey kaldı ama hiçbiri fayda etmedi.

    derken..

    taze bir hayırlı haber geldi. arkadaşıma sonunda ulaştım :d konuşup aksayan zamanı telafi ettik. çok şükür ki şu an için iyiymiş. üzerimden koca bir yük kalktı ki, iddia ediyorum; naim süleymanoğlu bile bu yükü kaldıramazdı.

    * joel barish'le sohbet etmek isterdim.

    hissediyorum, onunla farkındaşız; sürekli konuşmak iletişim kurmak demek değildir.

    buluşsak sessiz kalma hakkımızı ilelebet kullanmazdık ama çoğu insan gibi -bilhassa da amerika'lılar- aslında bir şey anlatmayan kelimeleri yok yere ağzımızda gevelemezdik. hatta yanımızda rina'daki şarapçı memo ve bizim ismail abi de olsa mesela..

    "ruh, şarabı gördü üzümden önce.." bu dost meclisi de o hesap olurdu bana kalırsa. önceden görürdük birbirimizin bir sonraki halini.

    * lev'i görürsem ona insanın bence de sevgi ile yaşadığını söylemeliyim.

    akşamüstü telefonda babamla konuştum. son derbide kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden koray şener'i öğrenmiş. bana futbolla fazla ilgilenmemem gerektiğini, ilgilenenlerin ne yazık ki böyle şeyler yaşabileceğini söyledi..

    (hayatını kaybetmek.. ne etkili hüsn-i tabir ama... bazı gerçeklerle direkt yüzleşmek bence daha samimi. çünkü direkt yüzleşme olayı hiçbir otorite tarafından suistimal edilemez. garavel usta bağırıyordu ya "öldü lan işte öldü!" diye, dediğinin nesi eksik "vefat etti." demekten? bence samimiyet, hissiyat ve var olan gerçeğin şiddetini yansıtma konusunda fazlası var. hem hayatı kim bulmuş, kim elde etmiş, kim kazanmış ki sonradan kaybetsin?)

    "merhamet ve önlem" babamın olmazsa olmazları olmuştur her zaman için. kandil akşamları yatsı namazı çıkışında dağıtılan lokumlardan bir avuç alıp cebindeki mendile saran, sonra onu evine getirip ailesiyle eşit olarak paylaşan bir babadan bahsediyorum. varlığına şükür ediyorum.

    resulullah'ı tanımayı birçok sebepten ötürü çok isterdim. bunlardan biri de, "en iyi nasıl şükredilir?" sorusunun cevabını öğrenmek..

    bazı zamanlar kendimi boynuzu koparılmış bir gergadan gibi hissediyorum, elimde değil. çok sevdiği mahallesinden taşınmakta olan bir kız çocuğunun, arabalarının arka camından belki de son kez mahallesine sulu gözlerle baktığı gibi gördüğüm de çok oluyor hayatı. bakarken özlemek, susarken anlaşmak, yaşarken ölmek..

    tanrı alemleri kimin için yarattı? adem'i kimin için affetti? ve neden?

    her şey sevgiyle var oldu, onunla yaşıyor, onunla son bulacak..

    nefret etmeyi sevginin zıttı olarak görmüyorum. o hal sadece sevgiye ait en alçak mertebe.. doğa ana, ilkbaharı sevdiği yeşerir. dünya, güneşi sevdiği için onun etrafında döner. insan -ilk başta bahsettiğim arkadaşım gibi- sevdiği şeyler var diye yaşar.

    ama hiçbiri fazla sevginin ölümü getirdiğinin farkında değildir. fazla sevgi -"zamanla" çürüyerek- ölümdür..

    hayatımda en zorlandığım şey; bir şeylerin ayarını ideal olarak tutturmak. sevmenin, uyumanın, susmanın ve dahasının.. yapamıyorum. her seferinde elime yüzüme bulaşıyor bu orantısızlık. yine de şahit olduğum insanlara bakınca iyi durumda olduğumu sanıyorum.

    kendinin farkında olmak lazım sürekli "ben.." demeden. kendine ait olmayan şeyleri taşımaya çalışanlar en çok "ben.." der. "ben şöyle zenginim, vay efendim şu kadar param var." diye ortalıkta dolanan birisi aslında paraya sahip değildir, para ona sahiptir.

    mütevazı olacaksın. insanların -sen söylemeden- senin farkına varması çok daha değerlidir. ama bokunu da çıkarmayacaksın mütevazılığın. çünkü her insan aynı naif dilden anlamaz. kimisine "cahil" bile demeyeceksin, direkt cehaletini söküp yüzüne çalacaksın ki 1000 söz etsen de anlamayacağı şeyi 1 hamlede anlamasını sağlayacaksın.

    "canlı mıydım?
    o uğursuz kıyıda
    öldüğüm gün de bilemedim.

    hep o sallantı, o devinim, o avcıl
    bayrak, bir aş tenceresi, biraz küfür,
    karı kız öyküleri, sonra
    dipteki ölülerin fısıl fısıl
    konuşmalarını dinledim."

    (bkz: the end)

    1 boyle tanıdık gelen, bu karışıklıkta, bu birikmişlikte bir zihin görmeyeli çok olmuştu. güç içinde desem de içinde olsa keşke. - geceucanpirasa 05 Kasım 2018 21:50
  • 5
    +5
    -0

    erasmustan dönüldükten sonra girilen sendrom abartma filan değil doğruymuş içine düştüğüm kocaman boşlukta dibine kadar yaşıyorum bu durumu

  • 5
    +5
    -0

    16 aylık bir diyetin sonunda 46 bedenden 38 bedene düşmenin deliler gibi çılgınlığını yaşıyorum. 36 bedene düşünce karabiber klibini kendi kendime bir daha çekeceğim.

    nası düştün bana da öğretsene - kıpçak bey 05 Kasım 2018 11:06
    1 bir avuç dert djfnfkkf şaka şaka, az yedim her şeyden yedim (dışarıda künefe yemektense evde yapıyordum/şerbetini ve azlık-çokluğunu kendime göre ayarlıyordum, abur cuburu kestim) ve günde bir saat yürüdüm. - avkat 05 Kasım 2018 11:26
    1 gözün aydın. gerçi bende hiçbir şey işe yaramıyor niye sorduysam artık... - kıpçak bey 05 Kasım 2018 11:43
  • 10
    +10
    -0

    ne kadar da mutfakta boş boş oturup aspiratörün loş ışığında anlamsızca yer fayanslarına bakmalık bir gece.

    birazdan da yatağa yatar tavanın harika manzarasını karanlıkta seyre dalarız artık.

    gülelim bakalım, ağlanacak halimize...

  • 4
    +4
    -0

    hiç bu kadar yoğun bir şekilde devam etmek için nedenim yokmuş gibi hissetmemiştim. bu kadar çabuk yorulmuş olmak gerçekten üzücü. insan bu kadar aciz olmamalı.

  • 2
    +2
    -0

    psikiyatri servisindeki hastaları düşündükçe onlara üzülmekten ben hasta olacağım

  • 4
    +5
    -1

    ölene kadar ağlayarak içmek istiyorum. bu acı ancak böyle geçer, hele bir de sonunda ölüm varsa aha derim gül bahçesi.

  • 1
    +1
    -0

    hasta halimle sahilde sanırım sünger gibi içtim.
    çünkü yaşasın manyaklık.
    alın size itiraf, içtiğim insanlar neden içtiğimi bilseler bana içirtmezlerdi

  • 0
    +1
    -1

    annem sevdiceğimi hiç sevmiyor barıştığımızı öğrense arar ayırır keşke anneme ayrıyken çok üzüldüğümü falan belli etmeseydim:((

  • 1 itiraf içinde itiraf olmuş resmen. - montunu kaybeden cocuk 08 Kasım 2018 21:21
  • 0
    +1
    -1

    bugün de otobüste camdan dışarıyı izlerken öylesine o gün durakta görüp beğendiğim biri hakkında kafamda aşk hikayesi kurguladım, ne biliyim böylesi yol daha güvenilir, temiz. kalbin de kırılmıyor.

    durakta beğendiğim o birisinden de özür dilerim, seni pis hayallerime alet ettim.

  • 2
    +2
    -0

    4.22 allah allah bi şeyler bar bu sözlükte neyse eski sevgilimden nefret etmeme ve dünyada yardım etmeyeceğim tek insanın o olduğunu söylememe rağmen okulda geçen sene verdiği ve hocaların artık saklanamayan karar verdiği maketlerini kurulmaktan kurtardım ve erasmusta oluğu için alamayacağını bildiğinden maketlerin bende olduğunu söyledim bunu yaparken gün boyu kendime küfrettim çünkü en son iyilik yaptıpımda benden ayrılışının normal bir ayrılık değil aldatma ile başlayan bir ayrılık olduğunu ve iyiliğimi yüzüme çarparak tepki vermişti

  • 2
    +2
    -0

    lif yırtılması yüzüne spor hayatım bitmek üzere ve vasfımın olduğu tek şey elimden kayıyor içimi kaplayan koskocaman bir hiç hissi her şeyi daha da bok ediyor

  • 0
    +0
    -0

    uzun zamandır ilk defa birinin son görülmesini kovalıyorum aşırı sinir bozucu bi his olduğunu hatırladım allahım mesaj atsın artık yani atmıştı da bi daha atsın

  • o zaman en çok sen kendini seveceksin :) - poncik_panda 11 Kasım 2018 20:37
  • 4
    +4
    -0

    biliyorum ki, içimdeki boşluğu bir tek allah sevgisi doldurur.
    rabbim, sana yakınlaştıracak her işte var olmamı nasip et.

    1 amin. - yarimadam 11 Kasım 2018 19:57
  • 12
    +12
    -0

    bir şarkıda "yalnız kalacaksın, yapayalnız" derken hep o bölümün ya sesini kısardım ya da geçirirdim. kabullenmek istemezdim o durumu "o" varken. şimdi böyle abana abana dinliyorum, bazen şarkılar çok haklı olabiliyor.

    1 erkin koray - tek başına - kıpçak bey 12 Kasım 2018 00:33
  • 8
    +8
    -0

    kelimeleri anlamlı birer cümle olacak şekilde dizebilecek mıyım emin değilim. ama zaten dert ettiğim de bu değil. benim derdim içimdeki korkunç hislerimi yazarak biraz olsun rahatlatabilmek.

    kendimi nasıl avutacağımı bilmiyorum. derdimin artık onun ölümü veya özlemi olmadığını anladıktan sonra kendimi avutabileceğim tek bir cümle bile kuramıyorum. kimim ben, bu boşluk kim, hangi zamandayım, ruhum ve bedenim neden sürekli mücadele ediyor, neden ruhum başka yere bedenim başka yere sürüklüyor beni, neden bir tarafım öbür tarafıma uymuyor, ben neden artık duygularım ve mantığım arasında denge kuramıyorum, neden canımı yakan şeyleri elimin tersiyle ittiğim gibi içimdeki yabancıyı hayatımdan atamıyorum, neden sürekli ama sürekli beynimde bitmek tükenmek bilmez bir ses var, neden bu lanet olası ses beni bir an bile rahat bırakmıyor, neden insanlarla iletişim kurmama engel oluyor, ben neden birilerine sürekli öyle olmadığımı kanıtlamak zorundayım, neden bu içine düştüğüm anlamsızlık kuyusundan tek çıkış yolum bir psikolog, neden ben kendi düşüncelerimi bile kontrol altına alamıyorum da bir psikolog benim düşüncelerimi kontrol altına alabilir, neden kendi yarama merhem olamıyorum, neden ruhumu bu kadar derinden acıtan şu his bir türlü bitmiyor, neden ben yaşıtlarım gibi sınavları dert edinemiyorum, neden insanlar benim rahatlığıma özenip inceden laf dokundururlarken gülümsemek yerine "gördüğünüz bu tablo tıpkı raydan çıkmış bir treni durdurmak için yapılacak hiçbir şeyin olmamasından doğan çaresizlik ve kabulleniş gibi" diyemiyorum ya da neden "sizene ulaşan!" diye haykıramıyorum suratlarına, neden insanlara karşı temkinli davranmak zorundayım, neden kimse kendi hayatına bakmıyor, neden beni rahat bırakmıyorlar, neden?

    kendi kendime yokuş oluşum yetmiyor mu ki bir de insanların bitmek tükenmek bilmez eleştirileri ve ihanetleri yükleniyor omuzlarıma? yo yo, yanlış anlaşılmasın; umrumda olduğundan kurmuyorum bu cümleyi. kendimi bildim bileli becerebildiğim tek şey sanırım insanların ne düşündüklerini önemsememem. ama işte temkinli olmak bile sıkıyor canımı.

    canım yanınca "canım yanıyor ulan benim!" bile diyememek yarama tuz oluyor daha da yakıyor. hayır, hiç mi mutlu olamayacağım diye sormuyorum hiç. benim derdim bu değil ben biraz olsun sakinlik istiyorum. birazcık lan, ufacık. hani istiyorum ki bu ses bir sussun, bu his birkaç dakikalığına da olsa kemirmesin ruhumu, bir kere olsun uykuya daldığımda gevşemiş olayım, bir sabah sadece tek bir sabah uyandığımda çenem dişlerimi sıkmaktan ağrımamış olsa, artık kalktığımda "bugün de uyandık ha" demek yerine "şükür, bugün de uyandık hamdolsun!" diyebileyim. ölüm fikriyle et ve tırnak gibi olmak beni ne kadar üzüyor tahmin bile edemezsiniz ama kime sorsam ben ölümü kaçış olarak görüp kabullenmiş bencilin tekiyim. benim her seferinde ölüme gülümsedikten sonra nasıl utanıp kendimden nefret ettiğimi bilemezsiniz. bilmeyen de zaten. çünkü siz yok musunuz siz, insanın zaafı neresiyse oraya doğrultup silahınızı tam on ikiden vurursunuz. bam! tebrikler. kırgın ve kızgınım. beni anlamadığınız için değil, beni rahat bırakmadığınız için. acımı bile alay konusu yaptığınız, gösteriş için acı çektiğimi düşünüp bu iğrenç düşüncelerinizi yüzüme vurduğunuz için.

    i̇tiraf ediyorum, ölün istedim. teker teker astım kafamda sizi, teker teker kestim. aldım birinizin kafasını rendeledim diğerinin kolunu kopardım. çünkü siz uyuyan kediyi aslana dönüştürürsünüz. i̇nsan olmadığınıza o kadar eminim ki, o kadar emin. nefretimi gizleme gereği duymadım sizin gibi varlıklardan ama siz o kadar korkunçsunuz ki bu bile benden uzak durmanızı sağlamadı. kalbimin tam orta yerinden akan oluk oluk kan yetmedi sizi beslemeye. gözlerimdeki kini kendinize mal etmediniz hiçbir zaman, acaba bana mı diye bile düşünmediniz. tek bir insan görmek istemiyorum, suratınıza kusmamak için gözlerimi kaçırmak zorunda kalıyorum. ne acıdır ki bunun için bile kendimi suçluyorum. günah keçisi bellemişim kendimi ruhumu rahat bırakmıyorum. ulan ne acınası haldesin sevdigimezaralti görüyor musun, herkes huzurlu uykusundayken sen kendinden kurtulamıyorsun. i̇şte sen bu yüzden kaybediyorsun. i̇şte sırf bu yüzden.

  • 2
    +2
    -0

    her şeyin bittiği o yerde asılı duruyorum. boynumda umutlarım ve hayallerim, sırtımda yasladığım kişilerin bıçakları var.

    bir kişiyi en iç sınırlarınıza alınca hayatınız tepetaklak oluyor işte. hep bendeydi sorun, yine bende. herkes gibi olabilirim sandım. yok, olmuyor. ilk defa birinin beni en savunmasız halimle görmesine izin verdim, o da zaman kaybetmeden kaçtı zaten. sorun değil, hiçbir insanın benim hayatımda kalıcı yeri olmadığını biliyorum zaten. beni üzen şey onu kaybetmiş olmak değil, onun bendeki yerinin dolmayacağını bilmek. tam şimdi ayak ucuma baksam bu kırık kanepenin ucunda oturup evde sigara içirmediğim için tırnaklarını kemirdiğini görebilirim mesela, bu üzüyor. ya da beni yedi seneyi geçkindir tanıyor olmasına rağmen hiç tanımıyormuş gibi tepki vermesi üzüyor. biraz da ben onun yerini doldurmaya korkarken onun şimdiden yerimi birkaç kişiyle doldurduğunu görmek üzüyor. ben onun için hayatındaki bir tozdan fazlası değildim çünkü. ben kimsenin hayatında bir tozdan farkı olamam ki.

    güvendiğim yerden kırıldım, en büyük korkularımdan birinin beni bu şekilde bırakması olduğunu biliyordu çünkü.

    en büyük korkularımı biliyordu. bilmesine rağmen beni en büyük korkumla bir odaya kilitleyip kapıyı mühürleyecek kadar değer vermiş bana sadece.

    giden zamanıma yanıyorum. ilk birama, ilk defa birinin omzunda hıçkırarak ağlayışıma, ilk defa birini evime getirişime, ilk defa bir arkadaşımı babam kişisiyle tanıştırışıma ve ilk defa birine kendimi bu kadar açışıma yanıyorum.

    ironik olarak, kriz geçirmemek için eşyalarına tutunduğum kişi şimdi kriz geçirmeme sebep olan kişi.

    hayatım boyunca babam kişisinin kızı olma şansımı, annemin ve kardeşimin sevgisini, birkaç sevgilimin güvenini kaybettim ama bu kadar yakın olduğum bir ‘arkadaşımın’ ellerimden kayıp gidişi beni her şeyden çok etkiledi. hayatımdan onlarca erkek geçti, hiçbirinde ‘arkadaşım’ dediğim kişiyi kaybettiğimde olduğum kadar çökmedim. hayatımda ilk kez bir arkadaşım öldüğünde böyle hissetmiştim. o kadar acıtıyor. o kadar korkutuyor.

    şimdi her zamanki gibi elinde sevdiğim dondurmayla gelse, sakızla gelse ya da sadece gelse yine affederim. onsuz geçen zamanlarımda gerçekten dibi gördüm, dayım öldü mesela ama gıkım çıkmadı. gıkım çıkamadı çünkü çıksaydı sallanmaz görüntüm titreyecekti, sonrası tuzla buz bir lilithimsi. toplayacak kimse de yok zaten, toprağa karışır giderdim.

    sadece yolda karşılaşsak bile afferim çünkü onu affetmek için bir sebebe ihtiyacım var. bu sebep havanın yağmurlu olması bile olabilir.

    bir daha birilerine güvenir miyim? muhtemelen evet çünkü akıllanmıyorum. bir daha bu hataya düşer miyim? evet çünkü akıllanmaz bir salağım ben. şimdi buraya yazayım da zamanı gelince tekrar okurum.

  • -3
    +0
    -3

    çok mutsuzum sayın sözlük ahalisi çok.
    yalnızlıktan ishal olabilirim o kadar vahim durumum..

  • 9
    +9
    -0

    nadir yazıştığım insanlara, iyi geceler deyince muhabbetimizin ertesi gün devam etmeyeceğini bildiğim için iyi geceler demeden uyku evresine geçip ertesi gün muhabbeti devam ettiriyorum.

    1 aynen ben de :d - asosyalolanyazar 14 Kasım 2018 01:22
    1 yalnız bu çok sinir bozucu bir şey. karşıdaki de mal gibi cevap bekliyor çünkü. yani sabah günaydınla muhabbeti devam ettirmek çok da zor değil bence. - abisininkamili 14 Kasım 2018 01:34
    yani ben nadir yazıştığım birinden mesaj beklemem genelde. gördüğümde cevap yazarım. - asosyalolanyazar 14 Kasım 2018 01:43
    şuan sanada hak verdim ama şöyle düşün nadir mesajlastigim kişinin tek focuslandigi şeyin ben olduğumu sanmıyorum, zorluktan çok kalıplaşmış ve kasıntı bir muhabbete dönüyor ve konu yarım kalmış gibi oluyor. en son nerde kalmıştık topuna giriyorsun ki o noktadan sonrası muhabbet bir leşleşiyor gibi. - yarimadam 14 Kasım 2018 01:43
    @yarimadam kasıntı muhabbete neden ertesi gün devam etme gereği duyuyorsun ki o zaman? @asosyal yine de çok sinir bozucu bir durum. - abisininkamili 14 Kasım 2018 01:51
    1 muhabbet kasınti değil ki aksine hoş, bunu kasıntı yapan normal muhabbetlere dönmesi benim amacım zaten bunu engellemek :) - yarimadam 14 Kasım 2018 01:53
  • 2
    +2
    -0

    canım çok şey anlatmak istiyor ama yorgunum. beynim yorgun,bedenim yorgun,bunca şeyi affeden kalbim bile yorgun artık. heveslerim yorgun,iyimserliğim yorgun,konuşarak anlaşmaya olan inancım bile yorgun. benden geriye mecalsiz bir şey kaldı sadece. çok yorgunum.

    okurken ben bile yoruldum. - asosyalolanyazar 14 Kasım 2018 01:23
    kusura bakma ama bu yazının aynısını pek çok kişi kendi yazmış gibi okudum eğer sen yazmadıysan alıntı olduğunu belirtseydin keşke. - uykucuks 14 Kasım 2018 01:37