Başlığı Düzenleyin:


* Eger varolan bir baslik girerseniz, bu basligi ("asosyal itiraf") ve tum entirilerini oraya tasimis olursunuz.

Başlık Tipini Değiştirin:


* Bir basligi sabitlemeden once o basliga bugun entiri girildigine emin olun. Girilmemisse de siz girin. Sabit basliklar; sol kanatda her zaman ilk sayfada ve yukarlarda, koyu renkli olarak gozukecektir.

Başlığı Silmek İçin Tıklayın:

Başlığı kilitlemek için tıklayın:

Secilen Entirilerle bir sey yap

0 adet entiri secili.

  • 14
    +14
    -0

    şu aralar her şeyde ama her şeyde aşırı başarısızım. hayatımda bu kadar üst üste başarısızlıklar yaşadığımı hatırlamıyorum.

    vizelerde en çok çabaladığım derslerde başarısız oldum, 3-4 yıl sonra ilk defa birisiyle ciddi manada sevgili olmayı düşündüm ama bugun reddedildim. ailemle şu aralar kötüyüz, sevmediğim ne kadar şey varsa yapıyorlar bense onları sürekli alttan almaktan çok yoruldum ya.

    ardından beni yıkan olay ise okuduğum bölümü dokuz eylül veya anadolu üniversitesinde tuttururuken sırf yeni sistemde siralamam düşük diye o istediğim üniversiteleri feda ettim ve pamukkale üniversitesi yazdım. bunu öğrenince sudan çıkmış balığa döndüm.

    harbiden çok zor bir süreç geçiriyorum. hayatimda en ihtiyacim olan seylerde tam bir loserım. umarım akıl sağlığımı kaybetmeden atlatırım şu iğrenç süreci.

    3 kulübe hoş geldin - partimegod 20 Kasım 2018 01:28
  • 5
    +5
    -0

    galiba yine birazcık kendimi dolu ve kötü hissediyorum, bir şeyler yazıp karalamam lazım ama lanet olası vizeler izin vermiyor umarım şu 2 gün içinde dışa vurmak istediğim duygularım içime gömülmez yoksa kendimi bir müddet daha iyi hissedemeyeceğim ...

  • 0
    +0
    -0

    ayrılmış 4 ay sürdü ilişkileri benimle 9 au sürmüş olası grurumu okşuyor asıl merak ettiğim kim ayrıldı gerçekten pişman olduğunu duymayı isterdim normalde kindar değişimdir ama istiyor insan alttan alttan beni terk ettiğin herifi beğenmedin mi diyesi geliyor :/ neyse

  • 1 ağla gardaş - asosyalolanyazar 21 Kasım 2018 23:08
    :))) - melodigibi 23 Kasım 2018 00:08
  • 1
    +1
    -0

    uzun zamandır kırılmıyorum, eskiden olsa üzüntüden öleceğim şeylere şimdi geçiyorum. sinirlendim diyorum ama o an aslında o kadar da sinirli değilim. gülüyorum ama içten değil. hislerimin hiçbiri içten değil. duygusuzlaştım. yine. i̇çlerde bir yerde vicdanımın olduğunu biliyorum bu kadar.

  • 2
    +2
    -0

    yalnız olmayı sevmem genelde. ama bazen tadını çıkarmak gerek sessizliğin ve böyle anların. çünkü an gelir elden gider. karanlıklar aydınlanır. maskeler takılır. kendim olabildiğim ve kendimle baş başa olmaktan mutlu olduğum anları seviyorum. yalnızlığın bir adı var, bir de kendisi. kendisini gerçekten bulduğumda aldığım keyif çok güzel. düşünmekten yorulmuş kafamı dinlendirmek. hiçbir şey düşünmediğim, sadece yaşamaktan zevk aldığım anlar bunlar. huzurla doluyum, uzun zamandır ilk defa.

  • 7
    +7
    -0

    yemin ederim ben bunu hak etmedim ben bu yaşadığımı hiçbir şekilde hak etmedim

    2 nen var kuzum? - kıpçak bey 24 Kasım 2018 01:03
    1 yine depresife bağladım ama cidden çok büyük haksızlığa uğradım - baloncuuk 24 Kasım 2018 01:27
    noldu ki? - kıpçak bey 24 Kasım 2018 01:35
    boşver:d - baloncuuk 24 Kasım 2018 02:10
  • 2
    +2
    -0

    hayatım boyunca çok ama çok pişman olduğum bir anım vardı 2-3 yıldır asla aynı hataya düşmem diyordum ve gerçekten de bunun olmaması için gereken her türlü özeni gösterdim şimdi o pişman olduğum şeylerden birini yine yaşıyorum hayat nasıl bir mahlukatsın? uzun zamandır huzurluydum kalbimin bu kadar kırılması eski kötü anılarımı depreştirdi

  • 1
    +1
    -0

    6 aydır asla ve asla gece uyurken başıma ağrı girmemişti teşekkürler hayat bu arada bu duyguyu hiç özlememişim

  • 1
    +1
    -0

    annem eski erkek arkadaşımdan nefret ediyordu barıştık öğrendi sigara içtiğimi öğrendi babam da öğrendi gizlediğim bişi kalmadı houf çok ekşınsız bi hayat

  • 2
    +2
    -0

    yine o kadar iyilik yaptığım, yardım ettiğim insan beni bi köşeye atıverdi.. artık iyi biri olasım gelmiyo.. bu kaçıncı.. vallahi bunaldım

  • 2
    +4
    -2

    param bitti. dahası çevremde kime sorsam onların da parası bitmiş. yani kimseden borç da alamıyorum. babama mesaj atmaya da utanıyorum erken göndermesi için, biliyorum mesaj atsam anında fişekler ama adam zaten her ay başında paramı gönderiyor ve ben biriktirdiğimde mutlu oluyor. param yetmedi diyerek bir de onu üzmek istemiyorum.
    bundan sonra kemer sıkma politikası izleyeceğim. başıma ilk defa gelmiyor, ay sonuna doğru sıkışmak hiç hoş bir şey değil.

    param bittiği için bölümdeki en sevdiğim hocama çiçek yollayamadım öğretmenler gününe denk gelen doğum gününde, sadece mesaj atmakla yetinebildim. geçen sene çiçek yollamıştım çok sevinmişti. bundan sonra ufak ufak biriktirip denkleştireceğim.

    param bittiği için beşiktaş maçını izlemeye gidemedim. pazar öğleden sonra da akatlar'da basketbol maçımız var ona da gidemeyeceğim.

    param bittiği için istanbul kartıma 15 tl yükleyebildim son olarak. umarım ay başına kadar beni çıkartır.

    çalınan powerbank'imin yerine powerbank alacaktım. hazır şu an indirim de var fakat param bittiği için alamıyorum. umarım babam paramı gönderene kadar indirim bitmez.

    neden böyle oldu?

    allah yardımcın olsun ayın on beşine kadar. - bulldogreyiz 25 Kasım 2018 00:44
    burs almıyorum ya, 1 hafta falan bi sıkıntı var eyvallah idare edecez artık :) - kıpçak bey 25 Kasım 2018 01:59
    hani on beşinde maaşlar yatıyor ya, genelde maaşlar yattıktan sonra direkt veriyordur diye düşünmüştüm - bulldogreyiz 25 Kasım 2018 12:13
    yok, babam serbest meslek sahibi :) - kıpçak bey 25 Kasım 2018 13:52
    1 anladım, o zaman allah yardımcın olsun dediğim gibi :) - bulldogreyiz 25 Kasım 2018 13:56
  • -4
    +0
    -4

    sıkıntıdan tiktok batağına düştüm, izlemeden duramıyorum. utanıyorum:(

    1 kısa sürede kurtuldum bu bataktan - x kişisi 25 Kasım 2018 22:50
    yazık olmuş - delidoktor 25 Kasım 2018 23:46
    tamam daha çok utanıyorum - x kişisi 25 Kasım 2018 23:53
  • 8
    +9
    -1

    buraya normal hayatımda insanlara kendim hakkımda söylerken endişe duyduğum şeyleri yazıyorum. gerçekten okunması gerekmiyor bunların. salak salak bakma öyle.
    aslında günlüğüme yazıyorum ama direkt oraya yazınca kendi kendime konuşuyormuş hissi korkutuyor beni. hala sağlıklı bir insan olduğuma inanmam için birilerine yazma ihtiyacı duyuyorum sadece. aslında unutulacak şeyler yazıyorum. konu bütünlüğü yok gibi gelir ama bir bütünlük sağlamaya çaba gösterdiğim.
    bazı şeyleri gerçek sosyal hayatımda temas kurduğum insanlara anlattığım zaman insanlar bazen yanlış anlayabiliyor. bu yanlış anlamalar da ikili ilişkilerde bana hem olumlu hem de olumsuz bir dönüt olarak geri gelebiliyor.

    insanlar çoğu zaman yanlış anlarlar zaten. hayatın doğal akışı bu. birileri birilerine kendini anlatmak için uğraşır, birileri birilerini gerçekten anlamak için çaba gösterir ama çoğu zaman bu iletişim "yanlış" bir iletişimdir. yanlış anlaşılırız. çünkü yanlış anlatırız. "konuşma dili" dediğimiz şey son derece basit bir iletişimi sağlamak adına işlevselleşmiştir. ama yazının icadıyla birlikte insanlar aklından geçirdiği şeyleri çok daha sofistike hale getirmenin bir yolunu buldular. tehlike çanları bizim için o zaman çalmaya başladı.
    bilinç okyanusunun derinlerinden bir şeyleri bir define avcısı gibi özenle çekip çıkardıktan sonra sonsuzluğa nakşedebildiğimizi fark ettiğimizde başladı her şey.
    nihayetinde insan karmaşık bir bilinç/zihin durumuna evrilmiş ama konuşma dili binlerce yıl önceki yavanlığında kalakalmış ya da insan zihninin hızına yetişememiştir.

    neyse bu sebepten geldim buraya. durduk yere başım dönmeye başladı. salak salak aynaya kitlenir oldum ve kendi kendime "sanırım pek iyi durumda değilim gibi. bir şeyler yapmalıyım" diyerek oturdum klavyenin başına.
    neyse terapiye geldim yani. sen uzan biraz şöyle. takıl, gelirim birazdan ben.

    ergenlik enteresan bir süreç. insanın birden kendisini tanımaya çalışma telaşıyla aptallaşmaya başladığı garip bir süreç. hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan sallantıları içinde barındıran bir dönem. sık sık söylüyorum bunu, ben ergenliğin psikolojik sarsıntılarını fizyolojik belirtilerinden çok önce hissetmeye başlamıştım. bu pek yararlı bir şey mi hiç bilemedim hiçbir zaman ama daha çocuk denilecek yaşlarımda bile kafamda apır sapır kurgular ve fanteziler barındırıyordum. bu fantezi sözcüğüne erotik anlamlar yüklemeye gerek yok. bunlar tamamen duygu içerikli psikolojik fantezilerdi.
    insanın kişiliğinin oluşumunda çocukluğun ne kadar önemli olduğunu, çok eski bir zamana dair küçük bir anımı hatırladığımda fark etmiştim. psikanalitik yaklaşımcılar haklı olabilirdi belki de.
    o 8-9 yaşlarında yaptığım bir şeyin temel mantalitesinin bugün neredeyse hayatımın merkezini oluşturuyor olmasına şimdilerde hiç akıl sır erdiremiyorum. kehanet gibi geliyor bana. neyse o konuyu pek açmak istemiyorum şimdi.

    yunanistan'da kehanet tapınağı olarak da bilinen bir tapınak var. delphi tapınağı. girişinde latince "nosce te ipsum" yazıyor(muş).
    "kendini bil!" demek.
    antik yunan felsefesinden tutun da doğu mistisizmine kadar epey yaygın bir öğretidir bu: "kendini bil!" 20. yüzyılda da epey çok tutmuştur bu öğreti. spiritüal mistiklerden, hümanist felsefecilere kadar kendini bil öğretisi birey olmanın erdemiyle ilişkilendirilip çok pazarlanmıştır. esasen mistisizmle de hümanizmle de hiç işim olmaz. yer yer nefret de ederim ama yine de bu "kendini bil" öğretisini önemsemişimdir her zaman. ergenlik dediğimiz şeyin en temel özelliği de "kendini bilmeye çalışmanın" başlamasıdır.
    ergen zihni denilince aklıma bu çaba gelir sadece. kendini bilme/tanıma uğraşı.

    şimdilerde sosyal medyada da sık sık dile getirilen bir durum ya da goygoy var. türk erkeklerinin ergenlikten çıkma süresi 30 yaşına dayandı diye.
    heh işte. bu konunun uzmanları da bu tespitte böyle mi düşünüyor, doğru bir tespit mi bilemem ama doğruysa bile benim ergenlik tanımıma çok yakışıyor kendileri. ergenlik dediğimiz şey eğer kendini keşfetme/tanıma uğraşıysa eğer evet yaşanılan bu lanet çağda o şeyin süresi uzuyordur muhtemelen. bu çok normal.
    çünkü yaşadığımız çağ eskisi kadar, hatta çok çok eskisi kadar statik değil. çok hızlı değişiyor.

    zamanı 50 yıl öncesine geri sarın bakalım. ya da isterseniz 50 bin yıl öncesine sarın. inanın pek önemli değil ne kadar geriye saracağınız. 50 yıl önce yaygın ortalamadaki bir erkekten beklenilen şey çok basitti. temel bir kavram olarak dikkat çekmek gerekirse askerliğini bitirmek mesela. kız istememe merasimlerinde öncelikli sorulardan bir tanesinin gelenekselleşmiş bir şekilde askerlik durumu olması bu durumu onaylıyor. yani 20 yaş, erkeğin kendini tamamlama yaşıydı. askere gitmek de bunun nişanıydı.
    benzer durumlar tabii ki kadınlar için de geçerli dallandırmaya gerek yok. anlaşılmıştır. (umarım yani)
    20 yaşına kadar insanın kendini tanıma çabaları tamamlanıyor ya da en azından insana yetiyordu. 20 yaşından sonra "ben" dediği şey ile geri kalan hayatını idame ettirmek hem fiziksel hem ruhsal açıdan yeterli oluyordu. kurcalamak, orasıyla burasıyla oynamak aktüel hayatta pek akıl karı bir iş değildi.
    çünkü önündeki zaman aralığı için elde ettiği "benliği" ona yetiyor da artıyordu bile. çağ statik sayılabilirdi muhtemelen.

    şimdi öyle değil işte. 15 yıl önce msn'e de fantezi-arabesk müzikler dinleyerek erotik sohbetler yapmaya kendini adayan bir genç şimdilerde instagram ikonu olmak için sanal bir profil "inşa" etmeye çalışarak geçiriyordu zamanını en basitinden.
    örnekler çoğaltılabilir 5-10 yıl önce keşfettiği kendisi, bugün kendisine elbette yetmiyordu.
    çağ sürekli revize etme çağıydı. benim aktüel çağa yönelik en büyük şaşkınlıklarımdan bir tanesi insanların bu kendini revize etme temposuna ayak uydurmaya çalışırken ruhsal anlamda nasıl bu kadar sağlıklı kalabildikleridir doğrusu.
    çürüme ya da olgunlaşma... fark etmiyor. nihayet bir sürekli ilerleme söz konusuydu ve insanlar bu duruma şaşıramayacak kadar yoğun bir tempoda ayak uyduruyorlardı. en açık görüşlü insanlardan en bağnazına kadar çok geniş bir insan popülasyonu dansa ayak uydurmayı bir şekilde kıvırıyordu gerçekten.

    böyle bir ortamda kendini bilme arayışı hiçbir zaman bitmez tabii ki.
    o yüzden ergenlikten çıkma, yani kendini tamamlama yaşı da sürekli ileriye taşınacaktır. zamanın ruhu bunu istiyor çünkü.
    insanın kendi benliğinden yeni şeyler çıkartması, parçalanıp parçalanıp tekrar inşa olunmasının sonu yoktur.
    sonu getiren şey kendinin çevreye yetebiliyor olmasıdır.
    bu yetebilme hissi gerçekleşmeden tamamlanmış olma hissi de bitmeyecektir. çağ, bu denli hızlı -insan ömrünü içerecek zaman aralığında bile çok değişken- olduğu sürece de kimse tamamlanmış gibi hissetmeyecek ve bu kendini tanıma uğraşı kısır bir döngüde ölene kadar devam edecektir.
    kimi insanlar bu devinimi heyecanlı ve hatta eğlenceli bulabilir. böyle tanıdığım insanlar var ve gıpta ile bakıyorum kendilerine.
    40 yaşını çoktan devirmiş, entelektüel anlamda zihni açık ve hala koşmaktan, aramaktan keyif alan insanlar tanıyorum ve hepsinin bu keyifli temposuna selametler diliyorum!

    ergenlerde kendini bulmaya çalışırken birden çevresine karşı yabancılaşma ve farklılaşma dürtüsü baş gösterir. havalı gözükmek uğruna saçma sapan uğraşlara da girilebilir. bütün amaç "farklı" olduğunu hissetmeye çalışmaktır. herkes gibi olmak kimlik arayışında rahatsızlık uyandırır. bunlar gerçekten çok ama çok normal dürtülerdir. zaten bu memlekette ergen aşağılama diye bir şey var ki hiç anlamamışımdır. sanki kendisi o süreçlerden geçmemiş gibi kibirli yetişkinler.
    neyse bu farklılaşma dürtüsü ergenlik süreci uzadığı için toplumun geneline yayılıyor haliyle. toplum histerik bir çılgınlık içerisine sürükleniyor. herkes gibi olmak aşağılanıyor aşağılanmasına ki bu duygudan çok rahatsız olduğumu söyleyemem ama farklı olma kaygısının salt bir şekilde yüzeysel olarak ele alınıyor olması canımı sıkıyor.

    lise yıllarımda çoğunlukla yaşımdan küçük gösterirdim. o zamanlar hoşlanmasam da şimdilerde bu durumumla için için övünüyordum ben. geçenlerde beni tanıyan 2 arkadaşımın olduğumdan daha büyük gözüktüğümü son derece kendilerinden emin bir şekilde söylemesi kafama takıldı. bu nasıl olabilirdi? ben yaşımdan küçük göstermemle bilirdim kendimi.
    o kadar kafama taktım ki bunu yeni tanıştığım birkaç insana ilk olarak "kaç yaşımdan gösteriyorum" gibi komik bir soruyu sordum ısrarla. sonuçlar daha da kafa karıştırıcıydı. ilk defa karşılaştığım insanlar beni olduğumdan daha genç niteliyordu. :)
    bu yazıyı yazan etkilerden bir tanesi de bu oldu açıkçası.

    soru çok basitti; kaç gösteriyorum?
    yeterince olgunlaştım mı ben?
    yoksa hala toy muyum?
    çürüme ne zaman başlayacak?
    olgunlaşmadan çürüyecek olma ihtimalim hala var mı?

    psikoloğa gitmek hiç aklıma getirmediğim bir tüketim türüdür. inanmadığım için değil. yanlış belki ama bunu onur kırıcı bulduğum için reddettim bunu. hala ihtiyacım olduğunu düşünmem. ama bildiğim bir iki psikolojik tanı var.
    insan çelişkileri uzlaştırmasıyla ya da aynı bünyede eritebilmesiyle meşhur olmuş bir canlı türüdür. ben de tıpkı o 15 yaşında kendisiyle savaş halinde olan ergenler gibi bir takım psikolojik rahatsızlıklardan muzdaribim galiba.
    1- narsist kişilik bozukluğu
    2- dismorfofobi (kendini beğenmeme hastalığı)

    tabii bunlar tehlikeli boyutlara ulaşmış tanılar değil elbette. olsa bilirdim herhalde. öyle hissediyorum. ama yine de aynı bünyede bulunduklarının farkında olacak kadar ayığım duruma.
    nevrotik bozukluklar ve içsel çatışmalar modern çağımızın vebası olabilir. bunlarla yaşamayı bir şekilde öğreniyoruz herhalde ne bileyim.
    ama bu içsel çelişkiler sırf çelişkinin doğası gereği ilgimi çekiyor. aynı anda hem kendimden hoşnut hem de kendime karşı tatminsiz olma duygusu her şeye rağmen ilgi çekici geliyor bana.
    bazıları kibirli buluyor beni, ya da yaygın tanımıyla egoist. kimileri de pesimist.

    bugün cumartesi. o sistemin gönüllü işçilerinin kutsal tüketim günü. eğlence sektörünün altın yumurtlayan horozu. (evet horoz!)
    genelde haftada 2 kitap okumaya çalışırım ben. bir kitabı önce 5'e böler daha yoğun olan hafta içi bitirmeye çalışırım. ikinci kitabı da 2'ye böler hafta sonu okumaya çalışırım. ama kendime dair daha tutarlı bir genelleme yapacaksam eğer genelde yaptığım planların tutmadığı olurdu.
    bugün evden hiç çıkmadım mesela. (hayır asosyal bir ergen değilim. ya da sizlerin anladığı şekilde yalnız bir insan değilim)
    bütün çabalara rağmen güneşi görmek içimden gelmedi hiç. sigaramı bile başkasına aldırdım ama bu cumartesi sokağa adım atmak istemedim. saatlerdir kitap okuyorum. bir kitap bitti diğerine başladım. bugünlerde kitap okumak da -mış gibi yapılan eylemler arasına dahil oldu. o anlattığım süresi sarkmış ergen zihniyetinin cool olma aracı haline ha geldi ha gelecek. umurumda değil. farklı görünme telaşına düşmüşüm algısına birilerinin düşeceğini bile bile yazdım bunu.

    yine de bugünlerde kafama takılan küçük bir anekdot aktarayım ben. yeni insanlar tanımaktan hala hoşlanıyorum tüm yoruculuğuna rağmen. hayatıma herkesi dahil etmesem de içinden geçip gitmelerine izin veriyorum bir çoğunun. beni tanıyan insanlardan bazıları için şöyle bir süreç tekrarı söz konusu olabiliyormuş yeni fark ettim:
    sıradan->kibirli->egoist->cana yakın/sevecen->sırdaş->danışılacak kişi-> sevilecek hem de çok sevilecek kişi-> ve nihayet uzak durulacak kişi
    her zaman olmuyor ama bu döngüye tutulan insanlar var gerçekten ve tekrar ediyor olmasının yanında aynı döngüde çelişik durumların da olması ilgimi çekiyor. bir paragraf yukarıda bahsettiğim çelişkili durumların aynı bünyede eritilmesiyle alakalı sanırım. yani tahminim bu yönde
    elbisemin hangi köşesinden yırttıklarıyla alakalı bir durum. sonunda ya sonuna kadar soyuyorlar beni ya da pes ediyorlar.

    bu yazıyı yazmadan hemen önce durduk yere başım döndü yine. okumayı bıraktım biraz. bir türlü geçmedi. kronik bir rahatsızlığımın olmadığını biliyorum. gittim biraz yüzüme su çarptım. aynaya baktım biraz.
    aynı anda hem genç hem yaşlı göründüğümü hissettim tekrardan.
    saçlarımdaki birkaç ak tel ışıktan yansıyıp gözüme çarpıyordu. kır saçlı olmanın yer yer karizmatik olabileceğini bile düşündüm.
    eski bir kıssa vardır hani hz. ömer'e atfedilir. saçlarına ilk ak düştüğü gün, kendisine her gün ölümü hatırlatması için tuttuğu adamın işine son verir, bu aklar bana ölümü hatırlatıyor diye.
    bana ağarmış saç teli kimi zaman olgunlaşmayı kimi zaman çürümeyi hatırlatır mesela.
    o an aynaya baktığımda hangi seçeneğin olası olduğu konusunda ikilemde kaldım ki bu ikilem korkuttu beni.
    aynı anda yaşlandığımı da hissettim, yaş aldığımı da.
    olgunlaşıyor muydum acaba?
    bazı kitap kapatma bölümlerini geçmedim mi hala? tamamladık mı bir şeyleri yarım mı yoksa?

    başım hızla dönmeye devam etti. sanki mayhoş bir uyuşturucunun etkisi yavaş yavaş baş gösterir gibiydi. baş dönmesi o kadar belirsizdi ki düşüp bayılma ihtimalimi bile düşünmek zorunda kaldım. aynaya uzun uzun baktım. sakallarım uzamıştı. bir dönem var, ne çok uzun ne çok kısa olduğu bir uzama dönemi. o dönemler sakallarımı beğenmiyordum. çok bakımsız gelirdi.
    aynaya daha yakından baktım. uzun uzun inceledim kendimi. saçım sakalım, hatta sık sık gülmekten oluşan göz kırışıklıklarım aynı anda milyonlarca olası anlamı içerdi birden.

    kaç gösteriyordum?
    yeterince olgunlaştım mı?
    yoksa hala toy muyum?
    çürüme ne zaman başlayacak?
    olgunlaşmadan çürüyecek olma ihtimalim hala var mı?
    gözlerime baktığımda ne okunuyor?
    nefret mi, sevgi mi, korku mu, iğrenme mi, hayranlık mı?
    tüm bu silüet sahte mi yoksa gerçek mi?
    daha ne kadar yol görünüyor?

    boş ver bunları. eğer yapabilirsen tabii.
    insan kendini bilmeden yaşayamaz,
    insan kendini bilecek kadar da yaşayamaz.
    bu yazı da son derece post modern bir deneme oldu zaten. kapatalım yavaştan.
    içimden geldi porphyre eglantine'nin "hiçliğin türküsü" adından bir şiiri ile bitireyim bu yazıyı ki bir bütünselliği ve önermesi olsun değil mi ama?

    koca bir çölde
    sonsuz bir kum denizinde,
    arıyorum
    yitik yolu arıyorum
    bulamadığım yolu.
    bir orada, bir burada
    bütün yönlerde ruhum
    bulamıyor aradığını.
    bu korkunç boşlukta
    bu sonsuz boşlukta,
    her yanım kum
    alabildiğine parlak, boğucu
    kumlar uzanıyor çevrenin sonuna değin
    sonra bir ses duyuyorum
    tatlı, gür ve kahredici
    diyor ki bana:
    "yitik bir ruh sanıyorsun kendini sen!
    bir ruh sanıyorsun kendini
    yanılıyorsun. bir ruh değilsin gerçekte
    yitmiş gitmiş de değilsin
    bir hiçsin yalnızca
    yoksun sen."

    25.11.2018

  • 4
    +4
    -0

    aklımı kuytu bucak gezip, meşgul ederek normal işleyişini bozan biri var. neden var, niye var gibi sorularının cevabını daha bulamadım. fakat aklımı işgal ediyor oluşundan oldukça şikayetçiyim, bugün aklımı işgal eden yarın kalbime nüfuz eder ya da kalbimi işgal etmiş olan mı aklıma nüfuz ediyor? ayırdına varamıyorum, varmaktan da korkuyorum. i̇stediğim sonuçları elde edemeyebilirim, üstünü kapattığım hislerin gün yüzüne çıkması gözlerimi kör, kulaklarımı sağır edebilir. böyle olduğunda kendi benliğime karşı çıkarken ve hep çatışma içerisinde buluyorum ben'i. ona daha çok gülesim ya da gözlerimi onun üstünden ayırmayışımın bir anlamı olmalı. kadrajıma gireli 2 ay olan birinin bu kadar çabuk hayatımın içinde var olması, olmadığı anlarda da varlığını arayışım beni ürkütüyor. yanyana konumlandığımız anlarda dibine kadar sokulma isteğinin gelmesinin, konuşurken eline koluna dokunma dürtüsünün hiç gitmeyeşinin bir adı olmalı.

    en azından yatakta 1 saatten fazladır dönüp durmamın nedeni uyku tutmaması olmalı. belki de öyledir, uyku tutmuyor ve düşünme ihtiyacı hissediyor ardından onu düşünüyorumdur. umarım, öyledir. çünkü uyuyamamamın sebebinin onu düşünmek olduğunu kabul edemeyeceğim. çünkü tozlarını yeni aldığım odanın camını açma riskini göze alamıyorum.

  • 3
    +3
    -0

    sen olmadan zor olur demiştim, sürdüremem demiştim. sensiz de oluyormuş hayat, seni beklemeden de geçebiliyormuş günlerim. seninle paylaşmadan da anılarım olabiliyormuş. gece boyu sana içimi dökmeden de rahat uyuyabiliyormuşum. bana teşekkür etme diyordun, asıl şimdi çok teşekkür ederim beni bu duruma getirebildiğin için. i̇çimde ne bir heyecan bıraktın ne de istek. bunu buraya yazmamın sebebi okuyor olman, iyice oku ki bir daha kazayla olsa bile çıkma karşıma. çünkü köpeğim olsan dahi bir kez daha kanmam.

  • 0
    +1
    -1

    sözlükte çok uzun yazılara eksi veriyorum seri bi şekilde entry okumama engel olduğu için.

  • 13
    +13
    -0

    3 gündür kendimi eve kapattım, telefonumu da kapattım dışarıyla hiçbir iletişimim yok. biraz yalnız kalmak istedim sadece ama anladım ki ben bunları yapmadan önce de farklı bir şey hissetmiyormuşum zaten yalnızmışım..

  • 4
    +4
    -0

    5 dk önce bir duvara yaslanmış, bir radyo açmış ve kulaklığımla dinlerken aslında dinlemediğimi fark ettim. karşı duvara kaç saattir baktığımı bilmiyorum. sonra fark ettim ki kendi kendime konuşuyorum. gözlerimden anlamadığım bir şekilde yaşlar akıyor. mutlu muyum hayatta, yaşamak istiyor muyum, ne istiyorum diye kendi kendimi sorguluyorum. kalktım elimi yüzümü yıkadım ve aynada kendime baktım. tanıyamadım kendimi. o hiçbir şeyi kafasına takmayan , hep gülen insanı göremedim. uzun zamandır açmadığım bilgisayarımı açıp yazmak istedim. belki yazarsam rahatlarım dedim.
    nereden başlayacağımı bilmiyorum. gelişine yazacağım. sadece içimden gelenleri…
    çocukluğuma iniyorum. i̇çimde kalanlara, diyemediklerime, ses çıkaramadıklarıma, yarım kalmışlıklarıma. bugün bu hale gelmeme sebep olan her şeyi düşünüyorum. hep içime atmışım onu anlıyorum. en yakınlarıma kızarken buluyorum kendimi.
    yaşamanın benim için ne anlamı var? bu soru o kadar çok kafamı kurcalıyor ki anlatamam. hep içimde bir yerlerde yaşamama isteği olduğunu fark ediyorum. büyüdükçe daha da baskın bir hal aldığını. öldüğümü düşünüyorum. gerçekten bu dünya için en çok istediğim şey olduğunu fark ettim. peki beni bu duruma getiren ne?bencilim… bunu kabul ediyorum. çok zor durumda olan insanlar var ama sen kendi içinde çözemediklerin için ölmeyi istiyorsun bu nasıl bir bencillik. allah’a önceden ara ara canımı alması için dua ettiğimi hatırlıyorum. çok çocukça değil mi? ama ben bu çocukluğu bırakmadım hala hatta şu son günlerde her gün bunun için dua ettiğimi fark ettim ama o kadar salağım ki bu dünyadaki sıkıntılarım için ölmek isterken öbür dünya için ne hazırlık yaptın be gerizekalı diyorum.
    bu sıralar çok boş bir hayat yaşıyorum. ne dersime çalışıyorum ne kitabımı okuyorum ne sorumluluklarımı yerine getiriyorum. boş bir insan oldum bomboş… kendi boşluğumda da kayboluyorum. bunu bilmek bile bile kendimi daha da boşluğa çekmek çok daha acı verici. çünkü gördüm ki yaptıklarımın, çabalarımın nedeni, kişisi ben ne yaparsam yapayım memnun olmuyor. bir kere bile arkamda olduğunu hissettirmiyor. hep başkalarının dediklerine bakarak bana hak etmediğim sözler söylüyor. oysa ben onun en büyük hatalarını bile affetmişken. benim çocukluğumu mahveden kişi olsa bile ben onu hep sevdim hep affettim hep arkasında durdum. beni çocukken olgunlaştıran insanın kendisinin yaşı ilerledikçe küçülmesi ne kadar kötü. hem yaş olarak hem benim gözümde küçülmesi…. bunları söylemek itiraf etmek benim için çok zordu.söyledim.anlattım. bütün yazı boyunca ağladım. klavyem gözyaşımla ıslandı.peki ne oldu? hiçbir şey…ben hala aynı kalp ağrımla duruyorum.çünkü ben seni çok seviyorum be baba.ne olurdu çocuklarının arkasında dursan. bize biraz çocuğun olduğumuzu hissettirsen.ben senden öğüt almak istiyorum baba sana öğüt vermek istemiyorum. ben çocuk olmak istiyorum…

  • 1
    +1
    -0

    nereye yazacağımı bilemedim.
    biriyle konuşmaya başladığını duydum. bir de o gün buluşacaklarmış. dedim 15 gün oldu daha ne çabuk. kolay mıymış bu kadar.
    sonra uyandım iyi ki.