bugüngündem
bugün ()
/
  1. 8
    +
    -entiri.verilen_downvote
    büyüdükçe kendi benliğimin git gide kaybolduğunu hissediyorum.önceden güzel anlamlı gelen şeyler şuan saçma geliyor önceden yapmak için can attığım zevk aldığım şeyler şuan hiçbir şekilde bağlamıyor.hayat sıkıcı insanlar mide bulandırıcı nedir peki bunun sebebi insanın büyüdükçe sorumluluk sahibi olması gerekmesimi ? insanın yaşıyla birlikte egosunundamı büyümesi ? insanın kendini başkalarına beğendirmek için kendi gibi olmaktan vazgeçmesimi ? nedir hayatı banelleştiren neden hayatımız bu hali aldı doyumsuz, isteksiz, bıkkın ne vardı büyümesek.ne güzeldi o günler hatırladınız mı koşmaktan bile zevk alırdık herşey eğlenceli gelirdi yediğimiz dayağın bile ardından gülebilirdik tek derdimiz kırılan oyuncaklar ya da yaralanan vücudumuzdu şimdi öyle mi peki ? bir aile kuracakmıyım, bir işim olacak mı,böyle yapsam insanlar ne düşünür, iyi bir üniversiteye gidecekmiyim ve bunun gibi binlerce beynimizi kurcalayan soru işte bu doyumsuzluğu,zevksizligi yaşamamıza sebep olan bence bunlar özgürlüğümüzün elimizden alınisini,gittikçe çevremizdeki kuralların, sorumlulukların artması iste bizi biz olmaktan çıkaran bunlar uzun lafın kısası kimse için yaşamayın kendiniz için yaşayın o ne söyler bu ne söyler diye hayallerinizden, zevklerinizden vazgeçmeyin sizi siz yapan içinizdeki unutulmuş özgür çocuğu açığa çıkarın ve kendiniz olmaktan korkmayın.
  2. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    şu an otobüste ağladığım belli olmasın diye güneş gözlüğü takıyorum.
  3. 4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    her zaman umursamaz olmaya çabalayıp her zaman daha çok umursadım galiba kaybedişimin asıl sebebide buydu.
  4. 5
    +
    -entiri.verilen_downvote
    iyi değilim uzun süredir iyi olmadım uzun bir süre daha iyi olamayacağım
  5. 0
    +
    -entiri.verilen_downvote
    telefonunun başında çaresiz biz size döneceğiz diyenleri bekliyorum.:(
  6. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    *bugün aşkın, arkadaşlık hislerine dönüşümüne bizzat tanık oldum.
  7. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    güven problemim var. eskiden çok çabuk güvenen biriydim herkese her şeye karşı. şimdi asla güvenemiyorum tam aştım dediğim an daha büyük sarsıldım her şeye şüpheyle yaklaşmaktan çok yoruldum birine güvenmek çok zor ama güveninin kırılması saniyeler alıyor bu durumu aşamıyorum üzülüyorum allahim
  8. -10
    +
    -entiri.verilen_downvote
    pişmanım söslük, serseri olmaya çalışcam diyodum, yapmaya da başladım ama ben yapamam ya. vicdanım kurudu, ortaya çıkacak diye aklım çıkıyo. uzun zamandır flörtleştiğim bir kız var inanılmaz iyi biri, masum ponçik, böyle çok arayamaz müsaitsen konuşalım hihi tadında, hatta buraya da yazmıştım. neyse bi de ortamlardan tanıştığım okulumdan bir kız var biraz kaşar takılmayı seven bir hatun. lak arar naber tatlım şurdayım gelir misin. okuldaysan göreyim seni, bana mavi tik atma vs. geçenlerde ailem evde yokken 2. kızımızı eve aldım. (ki kendisinin de hevesi varmış) aramızda bir şey olmadı ama beraber uyuduk. sabahında diğer kızın günaaydın ☺️ mesajını falan cevapladım. aşırı gerginim sözlük. of.
  9. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    insanlar uzulmesin diye yalan söylüyorum şöyle ki biri gelip saçım güzel olmuş mu bu yakışmis mi tarzi sorular sorduğunda hoşuma gitmese bile kalbini kırmamak için yakışmış diyorum umarim bu yüzden günaha girmiyorumdur.
  10. 0
    +
    -entiri.verilen_downvote
    her gece, on dakikada bir odamın içini aydınlatan devriye gezen polis araçlarının mavi-kırmızı ışıkları olmasaydı muhtemelen sensizliğe daha çabuk alışırdım.
  11. 0
    +
    -entiri.verilen_downvote
    sevdiğim insanlara verdiğim değerin çeyreğini görememekten yıldım artık..
  12. 0
    +
    -entiri.verilen_downvote
    özlemek midir zor olan yoksa özleyecek birinin olmaması mı?
  13. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    i̇ki dakika sahile ineyim dedim maşallah herkes sevgili olmuş...
  14. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    özlemek tahmin ettiğimden çok daha ağırmış. bu kadar özleyeceğimi bilsem gözlerimi gözlerinden hiç çekmezdim.
  15. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    bazen bi durgunluk çöküp kendini o kadar vasıfsız hiçbir şeyi beceremeyen boş hisseden bir tek ben miyim ?
  16. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    dünyanın en saçma şeyini yapıyorum sonunda çok fazlaa çoook fazla hayal kırıklığına da uğrayabilirim ama devam ediyorum ben eğitilmez bir insanım
  17. 5
    +
    -entiri.verilen_downvote
    konuşmak istediklerim mi çok zor yoksa anlatmak istediklerimi ifade edebilecek kabiliyet mi yok bilmiyorum ancak tek bildiğim ne zaman bir sorun olsa güvenli liman olarak buraya gelip iki karalayıp ardından siliyor olduğum. sahiden canlı olsaydın bana çok kızardın eminim. lazım olan şey telekinezi olsa gerek. hepsi bu.
  18. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    şu sıralar,bana kim nasıl davranıyorsa aynı şekilde karşılık veriyorum ve hiç olmadığım kadar huzurluyum.kendini lüzumsuz yere yormayı bırakmak aşırı iyi bir şeymiş.daha önce denemediğim için pişmanım. şiddetle tavsiye olunur.gereksizse salın gitsin.
  19. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    yakınlarda bir yerlerde varlığını yok etmem gereken şeylerin yoğun bunaltısı her gece üzerime yük oluyor. ha diyince kusamadığım gibi ha diyince yorganı üzerimden atar gibi de savuşturamadığım bir ağırlıktan bahsediyorum. vücudumda cereyan eden damarlarımdan sızan bütün akımların fişini çekip, bütün dünyayı kusmak istiyorum. hiçbir gerçeklikten tatmin olamayacak kadar küstahım. mazeretlerin askıda kaldığı bir devir yaşıyor ve yaşatıyorum. ne çok özledim oysa; devinimleri durağanlığa tercih ettiğim günleri.
  20. 16
    +
    -entiri.verilen_downvote
    en peşininden not: aklıma birkaç bıçak sapladım, ne çıktıysa topluca buraya aktı. okuyup da vaktinizi buraya harcamayın bana kalırsa. * sessizlik ve sonuç bir dosta sahiptim. şimdilerde herhalde anca arkadaşımdır. lise sonda tanışmış, bir sene boyunca kader birliği yapmıştık. hayatın sillesini yememesi gereken kadar yemiş birinden bahsediyorum. insanlar ona baktığında; küçük yaşta öksüz kaldığını, hayırsız amcaları tarafından varlıklarının talan edildiğini, çocukluğundan beri -hala etkisinde ve krizlerinde olduğu- bazı psikolojik travmalar geçirdiğini anlayamazdı. ben de anlamadım. ama bu çocukta anlayamadığım bir şey olduğunu anladım. akıllı ama zaman zaman saçma, karamsar ama yerli yersiz eğlenceli biriydi. farkında değildi kendini dünyadan soyutladığının. ilgilendiği konularda üstüne yoktu. hitler'in hangi savaşta, hangi stratejiyi nasıl kullandığını bile bilirdi. anlattıklarına katıldığı ve katılmadığı noktaları da konuşmasına muhakkak eklerdi. vakti zamanında ekşi'de yazdığını öğrendiğimde harlandı sohbetimiz. ne aynı yaştaydık, ne de aynı yaşanmışlıkta. ne aynı tanrı görüşüne sahiptik, ne de aynı şartlarda büyümüştük. ama kaderin cilvesi işte, yol aldık bir süre aynı yolda. sonra ne mi oldu? bu çocuğu hayata bağlayan şeylerin sadece önem verdiği şeyler olduğunu fark ettim. çoğu insan için de böyledir. ama emin olun bizimkinin dozu diğerleriyle mukayese edilemeyecek kadar fazlaydı. 2-3 dostu, ailesi, bir de belki ona sürekli acı veren sevdiği kız.. bu kadardı hayatı. diğer insanların odaklandığı şeylere odaklanmaya tenezzül bile etmiyordu. benim gibi.. sanırım birbirimizde dostluk namına yakaladığımız en kapsamlı ortak tavırdı bu. çevremizdeki insanların saçma sapan şeyleri hayatlarının merkezine koymalarını, kendileri gibi yapmayanları da ötekileştirmeye çalışmalarını seyrederdik beraber. bıktığım insan profillerinden birlikte bıkardık anlayacağınız. o zamana kadar da pek çok insan profilinden bıkmıştım; + sigara içer misin? (bir dal uzatarak..) - teşekkür ederim ama kullanmıyorum. + sen ciddi misin? - :d (kaç sigara içen böyle şaka yapar amk?) . + sevgilin var mı? - hayır. + ohaa.. neden peki? - ... (burada hep sessiz kalırdım. "çünkü henüz 'doğru kişi - doğru yer - doğru zaman' üçgenine sahip olamadım. bu olmadan da kimseye meyil etmem. gerçekten seveceğim insana sadık olmam için, ille de onun benim hayatımda olmasına gerek yok. ileride onun güzel yüzüne 'bir tek seni hep bekledim.' demek için bile gerekirse bir ömür beklerim." demezdim. desem de kaç kişi gerçekten anlardı?) . + instagram adresin ne? - instagram kullanmıyorum. + louis şaka mısın sen? "onu yapmıyorum, o yok, bu yok.." şu an orta çağa ışınlansan orada fazla sırıtmazsın farkında mısın? - günümüzün ortalama bir lise öğrencisindeki müfredat birikiminin, o öğrenciyi orta çağda gayet aydın bir insan olarak var edeceğini biliyor muydun? - ... gibi gibi.. daha sonra yollarımız ayrıldı. ben üniversiteye başladım, o mezuna kalmayı seçti. ara ara irtibat kurduk birbirimizle. ama her arasına sonradan mesafe giren ilişki gibi, iletişimimiz günden güne zayıfladı. gel zaman git zaman telefon numaralarımız değişti, sonrası sessizlik.. aylar önce lise sondan başka bir arkadaşımla konuştum. bana bu arkadaşımdan haber alamadığını söyledi. ben de aynı durumda olduğumu söyledim. ama onun durumu benden farklıydı. o, arkadaşıma konum olarak daha yakındı ve ara ara denk gelip sohbet etme imkanları vardı. demesine göre haber alamadığımız bu çocuk, son zamanlarda intihar temalı şeylerden konuşurmuş. aldı bizi bir endişe. söz konusu başkası olsa başka tavır alırdım muhtemelen. ama bu çocuğu biliyorum, ciddi konuşuyorsa o konuya çok fazla odaklanmış demektir. ve korktuğum şekilde odaklanırsa, eyleme geçmesini engelleyecek hiçbir şey yok. (odaklanma olayına başlı başına canımı sıkıyor. bir şeye odağın kayınca, diğer bütün şeyler kaçıyor kayıt menzilinden. birden fazla şeye aynı anda/derecede odaklanmayı çok isterdim..) gel zaman git zaman elimizdeki her fırsatı değerlendirdik bu arkadaştan haber almak için. ulaşamadık. epey bir süre sürdü bu işlem. her geçen gün umudum zayıfladı. bir yerden sonra yerli yersiz vicdan yapmaya başladım. odaklandığım tek şey oydu. ve bu derece bir odaklanmada ben, yanımdaki insana bile 5 dakikadan fazla odaklanamaz oldum. oda/okul arkadaşlarım durup durup "louis!" diye beni dürterek reset attı kaç zamandır. kafama dağıtmak için yapmadığım çok az şey kaldı ama hiçbiri fayda etmedi. derken.. taze bir hayırlı haber geldi. arkadaşıma sonunda ulaştım :d konuşup aksayan zamanı telafi ettik. çok şükür ki şu an için iyiymiş. üzerimden koca bir yük kalktı ki, iddia ediyorum; naim süleymanoğlu bile bu yükü kaldıramazdı. * joel barish'le sohbet etmek isterdim. hissediyorum, onunla farkındaşız; sürekli konuşmak iletişim kurmak demek değildir. buluşsak sessiz kalma hakkımızı ilelebet kullanmazdık ama çoğu insan gibi -bilhassa da amerika'lılar- aslında bir şey anlatmayan kelimeleri yok yere ağzımızda gevelemezdik. hatta yanımızda rina'daki şarapçı memo ve bizim ismail abi de olsa mesela.. "ruh, şarabı gördü üzümden önce.." bu dost meclisi de o hesap olurdu bana kalırsa. önceden görürdük birbirimizin bir sonraki halini. * lev'i görürsem ona insanın bence de sevgi ile yaşadığını söylemeliyim. akşamüstü telefonda babamla konuştum. son derbide kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden koray şener'i öğrenmiş. bana futbolla fazla ilgilenmemem gerektiğini, ilgilenenlerin ne yazık ki böyle şeyler yaşabileceğini söyledi.. (hayatını kaybetmek.. ne etkili hüsn-i tabir ama... bazı gerçeklerle direkt yüzleşmek bence daha samimi. çünkü direkt yüzleşme olayı hiçbir otorite tarafından suistimal edilemez. garavel usta bağırıyordu ya "öldü lan işte öldü!" diye, dediğinin nesi eksik "vefat etti." demekten? bence samimiyet, hissiyat ve var olan gerçeğin şiddetini yansıtma konusunda fazlası var. hem hayatı kim bulmuş, kim elde etmiş, kim kazanmış ki sonradan kaybetsin?) "merhamet ve önlem" babamın olmazsa olmazları olmuştur her zaman için. kandil akşamları yatsı namazı çıkışında dağıtılan lokumlardan bir avuç alıp cebindeki mendile saran, sonra onu evine getirip ailesiyle eşit olarak paylaşan bir babadan bahsediyorum. varlığına şükür ediyorum. resulullah'ı tanımayı birçok sebepten ötürü çok isterdim. bunlardan biri de, "en iyi nasıl şükredilir?" sorusunun cevabını öğrenmek.. bazı zamanlar kendimi boynuzu koparılmış bir gergadan gibi hissediyorum, elimde değil. çok sevdiği mahallesinden taşınmakta olan bir kız çocuğunun, arabalarının arka camından belki de son kez mahallesine sulu gözlerle baktığı gibi gördüğüm de çok oluyor hayatı. bakarken özlemek, susarken anlaşmak, yaşarken ölmek.. tanrı alemleri kimin için yarattı? adem'i kimin için affetti? ve neden? her şey sevgiyle var oldu, onunla yaşıyor, onunla son bulacak.. nefret etmeyi sevginin zıttı olarak görmüyorum. o hal sadece sevgiye ait en alçak mertebe.. doğa ana, ilkbaharı sevdiği yeşerir. dünya, güneşi sevdiği için onun etrafında döner. insan -ilk başta bahsettiğim arkadaşım gibi- sevdiği şeyler var diye yaşar. ama hiçbiri fazla sevginin ölümü getirdiğinin farkında değildir. fazla sevgi -"zamanla" çürüyerek- ölümdür.. hayatımda en zorlandığım şey; bir şeylerin ayarını ideal olarak tutturmak. sevmenin, uyumanın, susmanın ve dahasının.. yapamıyorum. her seferinde elime yüzüme bulaşıyor bu orantısızlık. yine de şahit olduğum insanlara bakınca iyi durumda olduğumu sanıyorum. kendinin farkında olmak lazım sürekli "ben.." demeden. kendine ait olmayan şeyleri taşımaya çalışanlar en çok "ben.." der. "ben şöyle zenginim, vay efendim şu kadar param var." diye ortalıkta dolanan birisi aslında paraya sahip değildir, para ona sahiptir. mütevazı olacaksın. insanların -sen söylemeden- senin farkına varması çok daha değerlidir. ama bokunu da çıkarmayacaksın mütevazılığın. çünkü her insan aynı naif dilden anlamaz. kimisine "cahil" bile demeyeceksin, direkt cehaletini söküp yüzüne çalacaksın ki 1000 söz etsen de anlamayacağı şeyi 1 hamlede anlamasını sağlayacaksın. "canlı mıydım? o uğursuz kıyıda öldüğüm gün de bilemedim. hep o sallantı, o devinim, o avcıl bayrak, bir aş tenceresi, biraz küfür, karı kız öyküleri, sonra dipteki ölülerin fısıl fısıl konuşmalarını dinledim." (bkz: the end)
  21. 5
    +
    -entiri.verilen_downvote
    erasmustan dönüldükten sonra girilen sendrom abartma filan değil doğruymuş içine düştüğüm kocaman boşlukta dibine kadar yaşıyorum bu durumu
  22. 5
    +
    -entiri.verilen_downvote
    16 aylık bir diyetin sonunda 46 bedenden 38 bedene düşmenin deliler gibi çılgınlığını yaşıyorum. 36 bedene düşünce karabiber klibini kendi kendime bir daha çekeceğim.
  23. 5
    +
    -entiri.verilen_downvote
    hiç bu kadar yoğun bir şekilde devam etmek için nedenim yokmuş gibi hissetmemiştim. bu kadar çabuk yorulmuş olmak gerçekten üzücü. insan bu kadar aciz olmamalı.
  24. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    psikiyatri servisindeki hastaları düşündükçe onlara üzülmekten ben hasta olacağım
  25. 4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    ölene kadar ağlayarak içmek istiyorum. bu acı ancak böyle geçer, hele bir de sonunda ölüm varsa aha derim gül bahçesi.
/