bugüngündem
bugün ()
/
  1. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    bazı şeyler insanı o kadar içten yaralıyor, o kadar derinden etkiliyor ki. yaşadığım bazı şeyleri atlattım sanırdım. mutluyum şu an geçti diyordum ama bazı zamanlarda aklına gelince öyle bir acıtıyormuş ki canını nefesini kesiyor insanın. i̇nsanı en çok kendinden bile çok sevdiği insanlar yaralıyormuş ve o yara kabuk bağlasa bile asla iyileşmiyor, en ufak darbede kanıyormuş. şimdiki aklım olsa belki de affetmeyeceğim çok hatayı affetmişim, bu gün bile aklıma geldiğinde canımı acıtan. i̇çim kötü anlatamıyorum.
  2. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    (#2203086) burda bahsettiğim kişiyi rüyamda abisiyle beraber görmüştüm ve bilin bakalım noldu? evet abisiyle karşılaştım. ve denk gelip konuşamadık saçma sapan bi durum oluştu of offf.
  3. 0
    +
    -entiri.verilen_downvote
    geçenlerde 22 cm yaklaşık ne kadar olur diye bir soru sormuştum buraya (22 cm kadar cevabını unutmadım). bir yazar sağolsun orta büyüklükteki bir elde bir buçuk karış olur demişti. ben de sevinmiştim büyük olur diye. sonra kargo bir geldi baktım gelen oyuncak yarım karışım. resmen hayal kırıklığına uğradım. küçük gelmesine mi üzüleyim, verdiğim paraya mı üzüleyim yoksa elimin büyük oluşuna mı? ne güzel elim orta diye mutlu oluyordum kendi kendime.
  4. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    önceden daha güzel başlıklar açılıyordu, önceden daha çok yazar vardı, önceden madridli buralarla daha çok ilgilenirdi, önceden sözlükte daha çok gülerdim. buralar önceden daha güzeldi, lütfen eskiye dönsün. (bkz: perihan teyze; zamaan geriye aksın.)
  5. 9
    +
    -entiri.verilen_downvote
    bugün mezun olduğum liseyi ziyarete gittim. giderken amacım üniversite sınavına başvurmak için bilgi almaktı. öyle pek bir şey bekleyerek gitmemiştim ama saat 11'de girdiğim okuldan dörtte çıktım. neden bilmiyorum ama okulun öğretmen kadrosu beni hala çok seviyor. yani ben bazılarının adını bile zor hatırlarken bana dair akıllarında bu kadar şey kalmış olması çok mutlu etti beni. sonuçta iki sene geçti, iki senede bir öğretmen bizim okulda en az 100 çocuk tanıyor sıfırdan. ilk önce okulun bekçisini gördüm. ooo batuhan dedi hemen beni görür görmez, sarıldık. ne yapıp ettiğimi sordu. az mı kaçmaya çalıştın buradan dedi. abi daha iki sene oldu dur ne yaptın dedim içeri geçtim. içeride okul aile birliğinin başkanını gördüm beni yanına davet etti. annemi sordu nasıl oldu iyileşti mi dedi. iyileşti ama o ruh halini de kanıksadı diyince bana hep gelebilirsin dedi. ilginç buldum sonuçta kızı beni sevmezdi. sonra tarih hocamı gördüm 11 ve 12. sınıflardaki. çok güzel muhabbetlerimiz olmuştu kendisiyle her zaman. bana güzel kitaplar okutup beni evcilleştirmeye çalışmıştı. hala aynı şeyleri yapıp yapmadığımı sordu. bıraktım hocam artık uğraşacak halim kalmadı dedim. arkadaşlarımı sordu, iletişimimiz kalmadı hocam dedim. o sırada 10 ve 11. sınıflarda dersime giren fizik hocasını gördüm. efsane adam, tüm karizmasını toplayıp bir ingiliz beyefendisi gibi karşıladı beni yine. ''bu sakallar ne? görmeyeli siyasi görüşlerin mi değişti?'' diye sorup yine espiri kalitesini koydu ortaya. yok hocam ama görüş savunacak bi halim kalmadı dedim. içerden çıkıp öğretmenler odasına gidecekken 11. sınıftaki edebiyat hocamı gördüm. genç ve güzel bir kadındı, sınıfı kontrol etmesi zor olurdu. yardım ederdim. beni hatırlaması o yüzden ilginç gelmedi. çok fazla şey sordu, üniversitemin kampüsünün yüzölçümünü falan da soracak sandım ama meltem hocayı severdim o yüzden her sorusuna verebileceğim en iyi cevapları vermeye çalıştım. derken de 9 ve 12. sınıflardaki edebiyat ve dil anlatım hocam neslihan hocayı gördüm. belki de etkilendiğim ilk kadındır kendisi bilemiyorum. hayatımda ilk kez bir ödevi isteyerek yaptığımda tahtaya çıkıp kendisine 400 sayfalık kitabı yaklaşık 10 dakika anlatmıştım. hayatımın geri kalanında bir şeye bu kadar emek harcadım mı bilmiyorum. görür görmez sarıldı bana, sarılamadığımı bildiğinden de gülümsedi. okuduğum son kitabı sordu, derslerde dersi dinlememek için öğle tatilinden sonraki derslerde kitap okuyan ben ''geçen sene sofie'nin dünyası'nı okumuştum hocam'' cevabını verdiğimde yüzündeki o hayret beni biraz üzdü. oturup yusuf atılgan kitaplarını ikişer üçer günde okuyarak kendisiyle yorumladığımız günlerden bugüne sadece iki yıl geçmişti ve benim son kitap okuyuşum geçen seneydi. belki neslihan hoca beni anlardı eğer ''sonrasında da biriyle beraber suç ve ceza'yı yeniden okumaya başlamıştık hocam. bitiremedik, ben de yeni bir şeye başlayamadım sonra'' deseydim ama diyemedim. yine içimde kaldı. sonrasında kimya hocamı gördüm 12. sınıfta dersime giren. çok rasyonalist bir kadındı ve beni derslerine bazen almasa da severdi. onunla da başkası duysa başımıza bela açılacak sohbetlerimiz olmuştu. tam onunla muhabbet koyulaşırken bu sefer de 9, 10 ve 11. sınıflarda dersime giren kimya hocamı gördüm. sanırım bir konuda fikir alışverişi yapacaklardı ama orada ben olunca bıraktılar poları apoları sohbet ettik. bu sonradan gelen hocamla bir kere çok sert bir kavga etmiştim. kadın sınıfta ağlamıştı. özürü de çok sonra dilemiştim. onun bile beni hala böyle iyi hatırlaması mutluluk vericiydi. onlar daha çok sorgulayan insanlar oldukları için okulumun ve hayatımın iyi gitmediğini yüzümden anladılar. sonradan gelenin ''noldu ya sana? 11. sınıfta bir ara hayalet gibi dolaşırdın konuşmazdın bile o haline dönmüşsün sanki tekrar yolunda mı her şey?'' sorusuna cevap verirken bir sorudan nasıl insan kendine cevap çıkarır onu anladım. ben cidden çökmüşüm. o insanlar benim her halimi gördüler ve o hoca benim annem depresyon tedavisi görüp babam kendi kafasındaki o siniri benden çıkarırken yaşadığım döneme dönmüş olduğumu söyledi. hatta daha kötüsün en azından saçını sakalını keserdin burada dedi. cevap veremedim, okulumu değiştireceğimi falan anlattım. nedenini sordular. ailem dedim. anladılar tabii durumu üstelemediler. iyi düşün, karşılayabilecekseniz git dediler. hala en büyük sorunlarımdan birisinin para olması da can sıkıcıydı. neyse o ara rehberlik servisine çıktım. belki de en çok vakit geçirdiğim hocamı yani serap hocayı aradım ama bulamadım. diğer rehberlik hocamın ertan hocayla sohbet ettik. ne yalanlar dizdim adama ben bile şaşırdım. o kadar çok şey sordu ki ve o kadar anlatmak istemedim ki 15 dakikalık sohbetin ardından bir yıllık yalan söylemişimdir. sonra serap hocayı gördüm. serap hocayla ilişkimiz 4 yıl boyunca hep abla kardeş gibi oldu. kimi zaman bana çok destek de oldu. yukarıda bahsettiğim o okulda ruh gibi gezdiğim dönemde cidden bana çok yardım etti. o beni üçe ayırıyordu varolan, ruh gibi olan ve olmaya çırpınan diye. beni öyle iyi tanımlayan birisi şu an ruh gibi olduğumu hatta ruhumun da yoka oynadığını çok rahat farketti. aslında ona da anlatma niyetim yoktu hiçbir şeyi. sadece sınav başvurusunu yapıp yanından ayrılmak için gitmiştim ama öyle inceden inceden benden laf aldı ki anlattırdı sonunda. ilk önce evdeki huzursuzluğu anlattırdı çünkü zaten biliyordu. ''sizin eviniz zaten basık ve mutsuz bir evdi, eskiden de anlaşılıyordu'' lafını duymak beni rahatlattı. cidden beni tanıyan ve durumları bilen birinin bunu demesi tek ben değilim işte dememi sağladı. neyse sonra okuldan bahsettirdi. şaşırmadı duruma, zaten tercih gecesinin son saatinde beni arayıp hiç bilmediğim bir okulu tercih etmemi tavsiye eden de kendisiydi. en azından... diyerek başladığım işte başarısız olmama şaşırmadı. okul çevremi sorunca durumu anlattım. buna şaşırdı. çünkü hep arkadaş çevrem benim ya da benim içinde olduğum bir grup etrafında çevrelenir ve bağları sağlam olurdu. neredeyse hiç arkadaşımın kalmadığını ve çok yalnızlaştığımı hatta yedi gün üst üste evden sadece yiyecek içeçek almaya çıktığımda bunu sorun etmediğimi duyduğunda dediği laf nasıl lan dedirtti. ''aşık mı oldun?'' biliyordu kızlarla aramın olmadığını. olabilecek olsa bile beceremediğimi. kendisi de şahit olmuştu çünkü. beni bu kadar başarısızlığa sürükleyecek şeyin bu olduğunu anlaması onun için zor olmadı galiba. şaka mı yapıyor dedim ama hep en uzak olduğun şey buydu başına mı geldi? dedi ciddi ciddi. ondan sonraki o bir saatten biraz fazla süren süreçteki dökülüşüm hayatta sanırım ilkti. çok kişiye sosyal medya yoluyla veya yazışarak anlatmıştım bunları ama beni çok iyi tanıyan ve benle yıllarını geçirmiş birisine yüz yüze anlatmak cidden bazı yerlerde nefes dahi alamamama sebep oldu. bazen de gözüm doldu. sürem olunca ve yüz yüze konuşunca da sanırım daha etkili anlattım bir ara hoca da kıza aşık oluyordu. hiç görmediğimi söylediğimde beklediğim o alaycı tepki yerine bunu beklediğini gösteren o mimikleri görmek o kadar rahatlattı ki. insanların benim bir şeye bağlandığımda nasıl bağlandığımı anlayamayışlarının getirdiği o küçümser ifade yerine ''çünkü sen böyle birisin...'' lafını duymak mükemmel bir histi. anlaşılmak çok güzel. sonrasında yine başka bir kızdan da hoşlandığımı söylediğimde bu sefer de ikisi aynı anda nasıl oluyor tepkisini yine duymayı beklerken ikisini birbirinden ayırabilecek bir insan olduğumu ama içinde kalanın peşini bırakamayacak biri olduğumu bildiğini söylemesi harbiden o an bile saçma sapan gülümsetti beni. bir ara geceleri evde duramayıp otobüs durağında yattığımı söylediğimde ''asla mı bir şeylere normal tepkiler veremeyeceksin sen ya?'' diyip sazı eline alması ve beni bir olası senaryo anlatımına tutması çok etkili oldu. oradan çıktık, beraber yemeğe gittik. sonrasında da okula dönüp başvuru işimi hallettik. ardından ben tam gidecekken aklıma beden hocam geldi! esra hoca. kartaliçe esra'yı tabii ki unutamazdım. gittim yanına, yanına gider gitmez bir hastalığım vardı onun geçip geçmediğini sordu. bazen onun bende olduğunu ben bile unutuyorum ama geçmedi ve geçmediğini duyunca direkt bir hastane önerdi. benim için aklında tutmuş :d avusturya hastanesine kendim için olmazsa bile esra hoca için gideceğim. oturup onunla da çay içtik. tam sohbet bitip artık gideyim derken de 9 ve 10. sınıflarda ve sonrasında da ara ara olan ingilizce hocamı gördüm. oysa bana sarıldıktan sonra ilk ''kedilerin ne alemde?'' diye sordu. bu hoca benim okul hayatımda başkan lakabımı almamı sağlayan hocaydı aynı zamanda. o ara felsefe hocası da bize katıldı ve bundan bahsettik. güzel anıydı, hocamın da hatırlaması mutlu etti beni. 2 sene olmasına rağmen hala beni hatırlayan bazı öğrenciler de yanıma gelip sorular sordular. hatta bir ara tanımadığım bir hoca gelip ''o sınavı yarıda bırakıp yine de marmara'yı kazanan başkan mısın sen?'' diye soru sordu. yok artık amk dedim içimden ama dışarıdan evet duyuldu. sonra da yoluma gittim. bu ziyaretten anladığım şeyse hayatımdaki neredeyse hiçbir olayda başrol olamadığımdı. ilk kez bu denli konu bendim ve bu kadar iyi hissettirmesi cidden komik geldi yalnız biçimde bankaya yürürken. bu şehirden gitmemi isteyen tek insan benken gerçek hayatımda şu an en az beş kişi daha var buna destek veren. aşık olduğumda olanları cidden anlayıp beni yargılamamış ve artık ileride o konuya dair bir şey olursa rahatça gidip konuşabileceğim birisi var. bugün ben cidden çok mutlu oldum. işte hocamın tabiriyle ruh gibi olup da ruhunun varlık mücadelesine düşmüş ben bugün çırpınmaya başladım sanırım. sorunlarım hala aynı, sonuç olarak yine aynı eve geldim yine geçen sene aynı kıza aşık oldum yine bu senenin başıyla geçen senenin sonu aynı kızdan hoşlanıp olmayınca tekrar eski halimden daha kötü oldum ve yine bitiremeyeceğim hatta dersine dahi gitmek istemediğim bir okulum var. belki de bu bir saman aleviydi. ama hatırlandığını ve sevildiğini bilmek güzeldi.
  6. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    6-7 aydır kullandığım ilacımı bıraktım ama hani bir anda da bırakmadım hafta hafta dozu azaltarak. ama gel gör ki iki üç gecedir uykuya tam dalacağım birden hareket isteği geliyor sanki koşmak istiyorum bir anda. baş dönmesi de cabası günlerdir var. eğer daha önce bırakma sendromları geçiren varsa mesaj kutumu yeşillendirebilir. danışmak içimi rahatlatacaktır.
  7. 13
    +
    -entiri.verilen_downvote
    ulan ben çok yoruldum cidden çok yoruldum yeter artık
  8. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    tanışmamızın,yanımda olmayışının ve unutamayışımın yıl dönümü bu gece zaman hiçbir şeye çare olmuyor
  9. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    bugünden beri ağlayasım vardı az önce anneme iyi geceler demek için odadan çıkacaktım kapıyı açarken ayağım kapıya takıldı ve açamadım kapıya kafa attım ağlıyorum :'(
  10. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    hayattan beklentimin en düşük olduğu zamanlar. bu akşam " vakti geldiğinde kendimi öldürmek için yaşıyorum." dedim kendi kendime. çünkü hayatım hem katlanılmaz hemde anlamsız olursa yaşamanın mantığı nedir ki ? adım atmak için gücü zor bulan bir insan nasıl 50-60 yıl sonrasını düşünebilir ki ? i̇nsanları üzmemek için mi yaşamalıyım ? ya benim üzüntülerim , koca hayatım büyük bir hayal kırıklığı iken vazgeçmek , bırakmak ne kadar yanlış ? ne kadar doğru? hayır bunu yapmayacağım. sadece üreyebilmek için en ilkel dürtülerimle yaşamayacağım. sokakta yaşamanın dahi bir anlamı olmalı. anlam olmadığı an artık yaşamıyor olucam. buna karar vermek anlık gibi gözükebilir ama hayat insanı bu seviyeye bir anda getirmiyor. bin yıl yaşamakta gerekmiyor bu seviyeye gelmek için. sadece yaşamak gerekiyor. yaşamı hissederek , onu görerek , izleyerek , tanık olarak yaşamak. anlamaya çalışmak. sorgulamak gerekiyor onu. anlamını aramak. seni buraya getiren sebebi. şuan olduğun yere değil , o tamamen senin seçimlerinle oluşan bir durum. hayatın kendisine getiren şeyi aramak gerek. belki de bunu hiç yapmamalı insan. sonunda beni getirdiği duruma bak. müsait bir yerde inmek için fırsat kolluyorum sanki...
  11. 0
    +
    -entiri.verilen_downvote
    i̇tiraf edecek hiç bir şeyim yok.
  12. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    sosyal medyada çok güzel şiirler okuyorum altına etiketleyecek kadar samimi arkadaşım yok. sosyal medyada çok komik bir karikatur görüyorum altına etiketleyip gülecek kadar samimi arkadaşım yok. whatsappıma yan odadan sadece annem yazıyor, durumum yıllardır aynı,fotomda aynı. hayatımda hiç bir değişiklik olmuyor ki değiştireyim.
  13. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    asla yapmaz dediğim insanlar neler neler yapmışlar da haberimiz yokmuş, şaşkınlık içerisindeyim, çıldıracağım.
  14. 7
    +
    -entiri.verilen_downvote
    hayatımda günlük temel ihtiyaçlar dışında yaptığım düzenli hiçbir şeyim yok. i̇nsanların düzenli izledikleri dizileri filmleri ,düzenli yaptıkları sporları, düzenli ilişkileri ya da düzenli hobi, kurs vs. var. benimse tek düzenim düzensizliğim. düzen tutturamıyorum sıkılıyorum rutin olan her şeyden adeta usanıyorum. bilmiyorum belki ben de biraz düzen istiyorum
  15. 3
    +
    -entiri.verilen_downvote
    birini sevmeden önce daha mutluydum.
  16. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    burda bazılarının güzel mutlu ilişkilerini okudukça maşallah deyip seviniyorum bu beni yüzde kaç iyi insan yapar?
  17. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    sözlükte yeni nickler gördüm sonra döndüm dedim ki kim la bunlar
  18. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    buraya 15 dakika boyunca yazı yazdım sonra hepsini sildim çünkü tarif edemiyorum bu yaşanmışlıkları, hissizliği, paramparçalığı...
  19. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    yarın da büte kalırsam bırakcam okulu artık yetti be
  20. 2
    +
    -entiri.verilen_downvote
    sevildim sandım.
  21. 4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    buraya uzun şeyler yazmaya üşeniyorum
  22. 4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    arkadaşlarımın benden başka arkadaşı olunca aşırı kıskanıyorum keşke herkesin arkadaşı tek ben olsam
  23. 4
    +
    -entiri.verilen_downvote
    aslında şöyle bakınca hayatım o kadar yolunda görünüyor ki ama böyle içeride bir yerlerde geçmişin izi mi bilmem öyle acılar yaşamışım ki,öyle çok ağlamışım ki tek başıma geçmiyor. nefes alırken içim daralıyor öyle eften püften ufacık şeylere kırılabiliyorum çünkü içimdeki yaralar hala iyileşmemiş en ufak dokunuşla canımı yakıyor. bazen en sevdiklerime öyle çok kırılıyorum ki. ne söylemeye dilim varıyor kırgınlığımı ne de hiçbişey yokmuş gibi davranmaya içim dayanıyor. öyle arada öyle pis bir yerdeyim ki kendi içimde. hayata yetişemiyorum gibi geliyor bazen. ellerimden kayıp gitmeden tutmam gerekiyor hep bir telaş hep bir acele içinde kaybolup gitmiş gibiyim.
  24. 5
    +
    -entiri.verilen_downvote
    bugün beni yurduma bıraktı. bırakmak zorunda kaldı. umarım bunun zorunluluktan değil de isteğe bağlı olduğu günleri de görürüz.
  25. 1
    +
    -entiri.verilen_downvote
    yalnız kalmam bu sefer. şehir değişti, zihin değişti. hem en önemlisi onu unutmak için geldim buraya. hep yeni adımlar atarken, her defasında en başından başladığımı değil de yine en acılı noktadan devam ettiğimi ve yeni açtığımı sandığım sayfaların acılarıma katlanarak en çok onların ek yük yapmasını yediremedim. i̇nsan kendiyle başbaşa kaldığında düşünürmüş en çok da bilmezdim. benim sanki bu zamana kadar hiç derdim tasam yokmuş ya da ana kuzusu olduğumdan gurbet ellerdeyim diye bi düşünce salmış gibi. daha çok insanla tanışınca daha çok hayat bilgim olur sanmışım yanılmışım. aslında bi bakıma da haklıymışım ama şu an en çok hissedemediğim şey güven. hiç tanımadığım bir adamın kollarında sabahlamak bana her zaman en huzur veren istekken şimdilerde buna bile bi uzağım nedensiz. sahi nedensiz midir bazı şeyler? yoksa içimizde uzattığımız, kendimizi mahvedercesine düşündüğümüz şeyler mi bunu öteleme şeklimiz? bilemiyorum. tek bildiğim yalnız kalmanın bana ilk defa böyle kalabalıkçasınaymışım gibi bir his vermesi. peki siz de şu an karanlık bir yurt odasında açık olan pencereden sualinize vuran sokak lambasına karşı neleri düşünebilirdiniz? turuncumsu bir ışığa karşı daha olumlu olunabilir miydi? çok mu acımasızım? huzur neydi?
/